RAZİYE ERDEN YILDIRIM
MTSO’nun düzenlediği Mersin Ekonomi Zirvesi’nde buluşan ekonomistler, 2026’nın yol haritasını konuştu. Artan maliyetler, kuraklık, finansman sıkıntıları ve yapısal sorunlara karşı acil adımlar atılmaması halinde 2026’nın üretici, iş dünyası ve tüketici açısından zor bir yıl olacağına dikkat çekildi
Mersin Ticaret ve Sanayi Odası (MTSO), 140. kuruluş yıl dönümü kapsamında “2026 Yılı Ekonomik Beklentiler ve İş Dünyasına Yansımaları” temasıyla Mersin Ekonomi Zirvesi düzenledi. İş dünyasının yoğun ilgi gösterdiği program, MTSO Konferans Salonu’nda gerçekleştirildi.
Trakya Üniversitesi İktisat Bölüm Başkanı Prof. Dr. Sadi Uzunoğlu’nun moderatörlüğünü yaptığı zirvede; Ekonomi Gazetesi Yönetim Kurulu Başkanı Hakan Güldağ, A&M Türkiye Danışma Kurulu Başkanı Hilmi Güvenal ve Ekonomi Gazetesi Tarım Yazarı Ali Ekber Yıldırım, 2026 yılına ilişkin ekonomik beklentileri ve bu sürecin işletmelere olası yansımalarını değerlendirdi. Zirve toplantısına; Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) 5. Cumhurbaşkanı Ersin Tatar, Mersin Valisi Atilla Toros ve çok sayıda iş insanı katıldı.
TOROS: MERSİN, TÜRKİYE’NİN EN GÜÇLÜ ÜRETİM MERKEZİ
Açış konuşmasını yapan Mersin Valisi Atilla Toros, Mersin’in üretim gücü, dış ticaret kapasitesi ve lojistik vizyonunu aynı anda taşıyabilen nadir şehirlerden biri olduğu vurguladı. Vali Toros, şöyle devam etti:
“Mersin; ticaretiyle, sanayisiyle, tarımıyla ve lojistiğiyle Türkiye’nin en güçlü üretim ve ihracat merkezlerinden biridir. Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde, Devletimizin ülke genelinde hayata geçirdiği yatırım ve hizmetlerden Bakanlıklarımızın güçlü desteğiyle Mersinimiz önemli ölçüde pay almıştır. Mersin; bugüne kadar olduğu gibi önümüzdeki süreçte de, üreten, istihdam oluşturan, ihraç eden ve Türkiye Yüzyılı hedeflerini omuzlayan öncü şehirlerden biri olmaya kararlılıkla devam edecektir. MTSO’nun 140. kuruluş yıldönümünü kutlu olsun.”
ÇAKIR: MERSİN’İN GELECEĞİ BUGÜNDEN DAHA PARLAK OLACAK
Konuşmasına Mersin ekonomisinin 140 yıllık tarihini özetleyerek başlayan MTSO Yönetim Kurulu Başkanı Hakan Sefa Çakır, kent ekonomisinin Cumhuriyetin ilk sanayi yatırımlarıyla güçlendiğini, çok kimlikli başlayıp çok kimlikli devam eden bir yapıya sahip olduğunu anlattı. “Mersin Ticaret ve Sanayi Odası olarak 140 yıldır Akdeniz’in incisi Mersin’imizin, işi olduk, aşı olduk” diyen Çakır, “Üyelerimizle birlikte ekonomiye, istihdama, eğitimden kentin kültür-sanat yaşamına kadar tüm sosyal ihtiyaçlarına dokunduk” şeklinde konuştu. MTSO çatısı altında Mersin gönüllüleri olarak çalıştıklarını vurgulayan Çakır, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Çok özel bir kentte yaşadığımızı biliyoruz. Tarım, sanayi, lojistik ve turizm sektörlerindeki çok kimlikli ekonomik yapısıyla daha önemlisi, dinamik iş dünyasıyla Türkiye’nin çok özel bir kentiyiz. Bu özelliğin getirdiği sorumluluğu üzerimizde taşıyarak kentimizi her alanda ekonomisi güçlü, kültür- sanatıyla, yaşam kalitesiyle, bütünsel kalkınmayı yakalamış, kucaklayıcı yapısıyla, yaşanabilir bir kent yapmak, hepimizin sorumluluğudur. Mersin iş dünyası olarak, 35 bin Mersin sevdalısı üyemizle bu sözü sizlerin huzurunda veriyoruz. Bugün gösterilen çabalarla, Mersin’in geleceği bugünden daha parlak olacaktır.”
“MERSİN, EKONOMİNİN ANADOLU’YA YAYILMASINDA KİLİT ROL”
Mersin’in bugün Türkiye’nin en büyük 7. ekonomisi olduğunu, dış ticarette yine yedinci büyük il haline geldiğini hatırlatan Çakır, “Mersin’i doğrudan küresel bir ağa bağlayan en büyük kritik göstergelerden biri ‘Yeni Sanayi Koridorları Projesi’dir. Planlanan dört sanayi koridorundan Mersin-Samsun, Mersin-Şırnak, Şırnak-Trabzon ve Sivas-Iğdır sanayi koridorları ve bizim önerdiğimiz araştırmaların en hazır koridor olarak gösterdiği; Avrupa’yı, Karadeniz’den-Akdeniz’e ve Basra’ya kadar bağlayacak olan Filyos-Mersin koridoru, tamamı Mersin’de birleşiyor. Mersin’e, sanayinin, ekonominin, Anadolu’ya yayılmasında kilit bir rol biçiliyor, bunu görmeli ve kentimizi buna göre planlamalıyız” dedi.
“MERSİN, TÜRKİYE’NİN LOJİSTİKTEKİ BAŞKENTİ”
Yapılan tüm makro planlamadaki en önemli konunun etkin bir ulaştırma ve dünya ile buluşma olduğunu hatırlatan Çakır, devletin de yatırımlarıyla Mersin’in Türkiye’nin lojistik başkenti haline geldiğini söyledi. Açıklanan dört sanayi koridorundaki konumuyla, Mersin’in Türkiye’nin lojistik başkenti olduğunun tescillendiğini kaydeden Çakır, “Mademki başkentiz diyoruz, lojistiğin başkentine de güzel bir lojistik köy yakışır. Sayın valimizin önderliğinde, Mersin Lojistik Köy Projesi’ni hep birlikte hayata geçireceğiz” ifadelerini kullandı. Mersin’i gelişmiş bir kent yapan etmenlerin arkasında ekonomi, iş dünyasının çabası ve birlikte hareket etmenin gücü olduğunu dile getiren Çakır, “Bunu görmeliyiz, birlikte beraber, Mersin’i parlak geleceğe hazırlamalıyız. 2050 yılında nasıl bir Mersin, 2075 yılında nasıl bir Mersin istediğimizi şimdiden planlamalıyız” dedi.
TATAR: MERSİN’İN KKTC İLE İŞ BİRLİĞİ ARTSIN
Türkiye ve Kıbrıs arasında çok önemli manevi ve tarihi bağlar olduğunu belirten Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) 5. Cumhurbaşkanı Ersin Tatar, şunları söyledi:
“Türkiye Cumhuriyeti'nin ticaret hacmi ve ithalatı artarken bu trafiğin hemen hemen tümü Mersin Limanı üzerinden Kıbrıs'a ulaşmakta. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin narenciyesi, süt ürünleri ve diğer ihracatı da hep Mersin Limanı üzerinden dünyaya açılabilmektedir. Dolayısıyla Mersin bu bölgenin en büyük lojistik gücüne sahip. Buradaki zenginlikleri, buradaki iş dünyasının dinamikleri, buradaki yatırımlar ve dolayısıyla limandır, üniversiteleridir ve turizm potansiyelidir, hepsi ile bir bütün. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ile birlikte değerlendirildiğinde işte Doğu Akdeniz'in gelişen jeostrateji, jeopolitikten ve mavi vatan dediğimiz bizlerin bekası için fevkalade önemli olan bu ulusal değerin bir bakıma Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ve Mersin bölgesiyle bütünleştirildiğinde çok daha fazla anlam kazanmaktadır.”
Mersin'de bulunmaktan büyük memnuniyet duyduğunun altını çizen KKTC 5. Cumhurbaşkanı Ersin Tatar, “KKTC’nin 5. cumhurbaşkanı olarak aranızdayım. Davet aldım ve koşarak geldim. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'yle ilgili olarak yakın tarihte yaşananlar ve bundan sonraki süreçte ticaret, sanayi, turizm, liman ve limanın lojistik kapasitesindeki iş birliklerinin ve milli birlik ve beraberliğin artmasını istiyorum.” diye konuştu.
YILDIRIM: HARİTADA MERSİN KURAK
Konuşmaların ardından, Mersin’in tarımsal yapısı göz önünde bulundurularak seminerin ilk bölümünde ‘tarım’ başlığı ele alındı. 1996 yılından bu yana tarım alanında çalıştığını belirten Ekonomi Gazetesi Tarım Yazarı Ali Ekber Yıldırım, 2025 yılının üreticiler açısından son derece zor bir yıl olduğuna dikkat çekerek, bu durumu kuraklık, zirai don, su sorunu ve iklim değişikliği başta olmak üzere birçok nedene bağladı. Tarımda küçülmelerin devam ettiğini belirten Yıldırım, Akdeniz Bölgesi’nin tamamının kurak olduğunu ifade etti. Yıldırım, şunları anlattı:
“Türkiye İstatistik Kurumu'nun açıkladığı verilerde baktığımızda meyvelerde yüzde 30,4, yaklaşık 10 milyon tonluk bir kaybımız var. Tahıllarda yüzde 12,4, sebzelerde yüzde 0,8, bakliyatta ilk uzun zamandır 1 milyon tonun altına düştük. Yani kırmızı mercimekte yüzde 43, yeşil mercimekte yüzde 58, nohutta yüzde 29'luk bir düşüş oldu. İşte 3. çeyrek büyüme rakamlarına baktığımızda tarım yüzde 12,7 küçüldü. Ve sadece küçülen tarım sektörümüz diğer sektörlerde büyüme var.
Tabii bunu sadece kuraklıkla ve zirai don ile açıklayamayız. Tarımda sorunlar uzun bir süredir var. Bunlar çözülmeye çalışılsa da ne yazık ki bazıları artık kronik hale geldi. Mesela bunlardan birisi kuraklık. 3 aylık, 6 aylık, 9 aylık, 12 aylık haritalara baktığımızda Mersin, Akdeniz bölgesinin tamamı kurak.”
“KURU TARIMA DÖNMEMİZ GEREKİYOR”
Su sorunu Türkiye'de gittikçe büyüdüğüne dikkat çeken Yıldırım, sözlerine şöyle devam etti:
“Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü, ‘çiftçileri 2026 yılı için kuru tarıma yönlendirin’ diyor. Sulu tarımdan uzaklaşmamız lazım. Mesela çok su isteyen bitkilerden ‘mısır’ ekilmesin. Kısıtlı sulama programı Aydın'da 5 yıldır uygulanıyor. Çiftçilere deniliyor ki; ‘barajlardan size sadece bir defa su verebiliriz. Ürünümüzü ona göre seçim ona göre tercih edin. İşte gece sulaması yapın. İkinci ürün mümkünse sulu ekilmesin.’ Kuru tarımla Türkiye'nin çok başarılı bir çalışması var. Mustafa Kemal Atatürk, ilk ziraat mühendisimiz Ali Numan Kıraç’ı yurt dışına gönderiyor. Amerika'ya gidip orada kuru tarımla ilgili bir eğitim alıyor. Ve döndükten sonra Atatürk diyor ki: Sen Gazi Çiftliği’nde çalış. Ali Numan diyor ki: Hayır, benim aldığım eğitim Eskişehir'e uygun. Eskişehir'de bir kuru tarım deneme istasyonu kuralım. Ben orada bu çalışmaları, yapayım.
Ve gerçekten de kuru tarımda Türkiye'de büyük bir başarı elde ediliyor ve literatüre de Türk mucizesi olarak geçiyor. Kuru tarım sadece yağmur suyundan yararlanılarak ne zaman ürünün ekileceği, hangi derinlikte ve hangi tohumun ekileceği bunu öngören bir yöntem. Bizim tekrar kuru tarıma dönmemiz gerekiyor.”
“HAYVAN İTHALATI İLE BAŞ EDEMEYEN ÜRETİCİ HAYVANCILIĞI BIRAKIYOR”
Hayvancılıkta ve gıdada 2026 yılına devreden sorunların olduğunu anlatan Ali Ekber Yıldırım, “Bakanlık 2024 yılında hayvancılıkta, 2025 yılında da bitkisel üretimde planlı üretime geçti. Fakat burada yine bir plansızlık var. Bakanlık diyor ki; şu 13 tane stratejik ürünü ekersen sana ilave bir destek vereceğim. Çiftçi de diyor ki; benim ihtiyacım şu ürünler. Bir diğer üretici pamuk ektim, pamuk planlı ürünler arasında zarar ettim. Dolayısıyla ondan vazgeçiyor diyor ki; ben o desteği almayayım başka bir ürün ekeyim. Bu da yapılan planlamayı bir anlamda boşa çıkarıyor. Hayvancılıkta gerçekten ciddi bir sıkıntımız var. Sürekli ithalat devam ediyor. Türkiye hem damızlık hem besicilik hayvan ithalatını arttırarak devam ediyor. İthalatla ilgili bir sarsılma oluştu. Hayvan ithal edilince üreticinin bir kısmı rekabet edemem diye hayvancılığı bırakıyor, bir bölümü hayvan varlığını azaltıyor. Bu sefer fiyatlar artıyor. Tekrar fiyatı düşürmek için ithalat yapıyoruz. Bu ithalat sarmalından mutlaka kurtulmamız gerekiyor. Dolayısıyla bu dışa bağımlılık işte üretici ile tüketici arasındaki fiyat farkı o makas hep açılıyor. Sektörün hemen hemen her kesiminde finansman sorunu var.” ifadelerini kullandı.
“ELEKTRONİK BİTKİ REÇETE SİSTEMİNE GEÇİLECEK”
2026'nın tarımdaki gündeminin iklim krizi olacağını söyleyen Tarım Yazarı Yıldırım, şunları kaydetti:
“Yüksek maliyet düşük fiyat gıda enflasyonu bir hal yasası gündemde o 2026'da çıkması bekleniyor. Dış ticaret ithalat ve ihracatla ilgili ihracat yasakları zaman zaman Türkiye'yi zorluyor. Zeytinyağı birçok üründe gelen bu ihracat yasakları pazarları kaybetmemize neden oluyor. Elma, kayısı, şeftali, erik ve kiraz gibi 9 üründe temel sigorta paketi gerçekleştirecek, uygulamaya konulacak. Narenciyede güneş yanığı riski teminat kapsamına alınacak. Elektronik bitki reçete sistemine geçilecek. Bir de bakanlığın en çok üzerinde durduğu organize tarım bölgeleri bu konuda da çalışmalar devam ediyor. Bitki koruma ürünleri ile ilgili iki tedbir çıktı. Bitki reçetesi yani üretici istediği gibi zirai ilaçları alamayacak. Bu bir reçeteyle olacak. Bu reçeteyi ziraat mühendisleri yazacak. Bu işle ilgili hem bayilerle hem sahadakilerle konuştuğumuzda bu sistemin bu şekilde uygulanmasının zor olacağını çünkü burada temel sıkıntılardan birisi bazı aktif maddelerin artık Türkiye'de bulunamadığını, bazı aktif maddelerin artık o dozunun, belirlenen dozun etkisiz kaldığını mesela 25 mg orada yazıyor. Çiftçi diyor ki; bunu attığım zaman hiçbir etkisi olmuyor. Bu çok eskide kaldı artık. Bunun yerine 50 mg olsun, 75 mg olsun. Ben bunu örnek olarak söylüyorum. Yani bu dozun işte sahadaki bilginin, sahadaki eksikliklerin mutlaka ele alınarak bu tebliğleri ona göre uygulamak gerekiyor.”
“MERSİN KENDİ STRATEJİSİNİ BELİRLEMELİ”
Türk tarımında üretilen ürünlerin fiyatının alıcıya yüksek, üreticiye düşük geldiğini hatırlatan Yıldırım, bunun mutlaka çözülmesi gerektiğini vurguladı. Yıldırım, önerilerini şu sözlerle sıraladı:
“Tarladaki sorunu çözmeden sanayideki, ticaretteki, ihracattaki sorunları çözmek mümkün değil, planlama havza bazlı olmalı, Çukurova’yı bütün olarak ele alıp planlamalı, tarımda işlenmemiş ürün ihracatı yerine işlenmiş marka ürünlere yönelmeli, orta ve uzun vadeli planlar yapmalı, uzun vadeli gerçek bir stratejik plan yok, destekler ürün bazlı olmalı, maliyet düşürücü çalışmalar yapılmalı, teknolojiye ve dünyaya hâkim gençler tarımda desteklenmeli. Ben gençlerin tarım ve gıdada Türkiye’nin kaderini değiştireceğine inanıyorum.”
Bu noktada Mersin’in de kendisine bir strateji belirlemesi gerektiğini vurgulayan Yıldırım. Limon ve portakal üretiminde Mısır’la rekabet mi edilmeli yoksa ürün desenine mi gidilmesine karar verilmesi gerektiğini sözlerine ekledi.
GÜVENAL: 2026’DA TÜM MALİYETLER ARTACAK
A&M Türkiye Danışma Kurulu Başkanı Hilmi Güvenal ise şirketlerin yaşadığı sıkıntılara dikkat çekti. Konkordato süreçlerinin 2026’da da devam edeceğini belirten Güvenal, acı tabloyu gözler önüne serdi. Güvenal, yüksek tansiyon gibi yüksek enflasyonla da uzun süre yaşanamayacağını ifade ederek, şunları kaydetti:
“Enflasyon düşse de faizler düşmeyecek. Vergi affı beklemiyorum. Kemer sıkma konusundaki son senemiz. Enflasyonun gerçekten düşeceği sene olmazsa bir sonraki sene olacağına ilişkin beklentim yok. İşletmelerin konkordatoları devam edecektir çünkü çalışma modeli olarak ucuz işgücü, düşük faiz, kura dayalı sistemin yürümeyeceğini artık herkes kabul etmeli. Sürekli teşvike dayalı sistemin yürümediğini gördük. Rekabeti çok bir iş kolundaysanız ve farkınızı ortaya koyamıyorsanız işletmenizi sürdürmeyi bir kez daha düşünmelisiniz. Dezenflasyon paketi sizin yapışkan maliyetlerinizin artmaya devam edeceğini söylüyor. İçeride oluşan fiyatlar maliyeti artırmaya devam edecek. 2026’da zam yapma denecek ama tüm maliyetler artacak. Bu sene alınacak önlemlerle sonuç alınmalı. Sonuca ulaşmak için tüm düğmelere basma senesi. Yüksek tansiyon gibi yüksek enflasyonla da uzun süre yaşamak gibi bir durum yok.”
|