“ANTİKACILIK YAŞANMIŞLIĞI YAŞATIR”




Tarih: 9 Ocak 2026 Cuma 18:26

RAZİYE ERDEN YILDIRIM

Mersin’de antikacılığın sahipsiz bırakıldığını söyleyen Samet Tekinbaş, kültürel mirasa emek verenlere sahip çıkılması gerektiğini söylüyor

Mersin’de20 yılı aşkın süredir antikacılık yapan Samet Tekinbaş, “Açık söylemek gerekirse, özellikle belediyeler anlamında neredeyse hiç sahip çıkılmıyor. Korunması gereken değerler göz ardı ediliyor. Tarihe değer veren, onu korumaya çalışan, bu uğurda mücadele eden insanlara en azından bir sözle, bir duruşla sahip çıkılsa yeter.” dedi.

Teknolojinin hızla ilerlemesi, sanayinin gelişmesi ve nüfusun artması; sosyal yaşamdan siyasete kadar pek çok alanı dönüştürürken, bazı mesleklerin doğmasına, bazılarının ise zamanla yok olmasına neden oluyor. Yok, olmaya yüz tutan mesleklerin başında ise antikacılık geliyor. Gün geçtikçe varlığını yitiren antikacılığı, önümüzdeki yıllarda belki de sokaklarda göremeyeceğiz. Mersin’in Akdeniz ilçesine bağlı Cami şerif Mahallesi’nde antika dükkânı bulunan Samet Tekinbaş, konuyla ilgili gazetemize açıklama yaptı. Uzun yıllardır Mersin’de antikacılık yapan Samet Tekinbaş, mesleğinin babasından kendine geçtiğini söyledi. Mersin’de 20 yıldır antikacılık yapan Tekinbaş, “Babam uluslararası bilirkişi olarak antikacılık yapıyordu. O yıllarda şimdiki gibi görsel medya olayı olmadığından dolayı kör pazar işi yapılıyordu. Babamdan sonra bu mesleği devam ettirdim. 20 yıldır antikacılık yapıyorum. Farklı illere de gidip geliyorum.” dedi.

 

“ANTİKACI BİLGİLİ OLMALI”

Antikacılık yapmak isteyenlerin bilgi sahibi olması gerektiğinin altını çizen Tekinbaş, her ürünün antika değeri taşımadığını belirtti. Tekinbaş, şunları söyledi:

“Bilgiye vakıf olmalı ve tecrübeli olması gerekiyor. Bilgi, tecrübe olmazsa aldanırsın, aldatılırsın. Birikimin olması lazım. Önüne gelen herkes yapabilir mi? Yapabilir ama tabii ki hedefe varamaz, ürünler noktasında bilgiye vakıf olamaz. Sektör kendi içinde çok geniş, kalemi çok. Bu işin içerisinde altının, gümüşün ayarları var. Gümüş mü, değil mi? Taş değerli mi? Bu konulara vakıf olmak lazım. Yoksa bu işi çeviremezsin. Tarihi bilginizin de olması lazım. Bir uygarlık düşünün kimi 80 yıl kalmış, kimi 100 yıl kalmış, kimi 150-200 yıl kalmış. Ürünlerde kendileri ile alakalı bir yaşam biçimleri vardı. Kullandıkları ev aletlerinde, takılarında… Ve bunlar belli bir zaman aşımından sonra antikaya dönüşüyor. Değer noktasına gelince de nadir olması lazım. Toplumun içerisinde şöyle algı var, ürün 100 yılı devirdi, bu antika. Mesela bir tahta parçası şuraya koy. 100 yıl sonra değerli mi olacak? Değil. Buradaki espri şu; nadir olması lazım.”

Kültürel değerlerin yavaş yavaş tüketildiğinden yakınan Tekinbaş, antikacılık mesleğinin korunmaya alınması gerektiğini vurguladı. Antikacı Tekinbaş, “Coğrafyamızda geçmişten bugüne birçok topluluk ve medeniyet hüküm sürmüştür. Yunanlılar, Ermeniler ve daha pek çok farklı halk bu topraklarda yaşamış, izler bırakmıştır. Hangi uygarlığı esas alacağımız konusu bu nedenle tek bir başlık altında ele alınamaz. Bildiğiniz gibi bu coğrafya, verimli ve sulak yapısıyla tarih boyunca birçok medeniyete ev sahipliği yapmıştır. Bu yüzden “sadece şu medeniyet” demek, diğerlerine karşı bir haksızlık olur. Her biri bu toprakların kültürel ve tarihsel zenginliğine katkı sunmuş, bugün sahip olduğumuz ortak mirasın bir parçası olmuştur.”

 

“YAŞANMIŞLIKLARINI ADETA KAPININ ÜZERİNE NAKŞETMİŞLER”

Unutamadığı bir eseri heyecanla anlatan antikacı Tekinbaş, “Bildiğimiz, sıradan bir kapıydı aslında; tamamen tahtadan yapılmış bir kapı. Ancak düşündüğünüzde, oldukça uzun bir tarihsel geçmişi barındırıyordu. Kapıyla ilgili olarak elimde, kapıya asılı olduğu düşünülen ve tam olarak sudanlık mı, yağdanlık mı olduğunu bilemediğim bir parça da bulunuyordu. Şu anda parçalanmış halde duruyor; biz de görsel bir unsur olarak muhafaza ediyoruz. Bu noktada şunu söylemek isterim; bildiğiniz bir kapı ama gerçekten çok eski. Hangi ağaç türünden yapıldığı, daha da önemlisi bu kapının korunması için ne tür yöntemler ya da maddeler kullanıldığı mutlaka araştırılmalı. Kapının tarihine dair net bir yıl vermek zor; doğrudan ‘şu tarihe aittir’ demek sağlıklı olmaz. Ancak kabaca bir bakışla 300-350 yıllık olabileceğini söyleyebiliriz. Elbette bu sadece bizim değerlendirmemiz. Ayrıca kapı şahsa ait bir kapıydı; sadece görsel amacıyla getirilmiş, ardından tekrar götürülmüştü. Sonrasında ne yapıldığını bilmiyorum. Ancak gerçekten insanı etkileyen bir tarafı vardı. Baktığınızda, o dönemin insanlarının düşünce yapısını, yaşanmışlıklarını adeta kapının üzerine nakşetmiş olduklarını hissediyorsunuz. Çok farklı ve özel bir hissi vardı. O insanların zihin dünyası, hayata bakışları bu tür objelere yansımış. Zaten genel olarak bilinir; bugünün sosyal medyası gibi, o dönemlerde insanlar metal üzerine şekiller verir, örneğin bir kül tablasını bile şekil verirlerdi. Burada da bundan esinlenerek yapılmış pek çok ürün mevcut. Her ne kadar bu eserlerin tarihsel olarak net bir yılı olmasa da, geçmişten ilham alınarak üretilmiş çalışmalar olduğunu söyleyebiliriz. Görsel olarak da oldukça dikkat çekiciler. Bunlar, geçmişin izlerinden esinlenerek günümüzde yeniden üretilmiş çalışmalardır.” diye konuştu.

 

“BİR EV PARASI DEĞERİNDEKİ EŞYAYI ATIYORLAR”

Yaşadığı ilginç olaylardan örnekler vererek anlatan Samet Tekinbaş, şunları kaydetti:

“İnsanlar maalesef gerçek metalin ve objelerin ne anlama geldiğini bilmeden onları ziyan ediyor. Biz buna birebir tanık oluyoruz. Şöyle örnek vereyim: Birisi bir eşyayı alıyor, temizlik yaptırıyor, ‘Buradan götür’ denilerek elden çıkarılıyor. O kişi de eşyayı alıp buraya getiriyor ve ‘Bunlara bir bakar mısınız, değerli mi?’ diye soruyor. Getirdiği şeyin çerçevesinin altın olduğu ortaya çıkıyor. Ya da bir kül tablası getiriliyor, test yapıyoruz ve kül tablasının gümüş olduğu anlaşılıyor. Ama bu eşyaları veren insanlar, ‘Al bunu, temizlik yap da kurtulalım’ mantığıyla hareket ediyor. Çoğu zaman herhangi bir bedel bile almadan veriyorlar. Hatta bazı durumlarda, eşyaları götürsün diye üstüne para verdikleri bile oluyor. Oysa eşyayı alan kişi, buradan çıktığında neredeyse bir ev parasına denk gelen bir değeri almış oluyor. Veren kişi ise farkında olmadan hem değerli bir mirastan oluyor hem de üstüne para vererek elinden çıkarıyor. Sadece tabak, çanak diye tabir edilen eşyaların toplam değeri bile 700-800 bin lirayı bulabiliyor. Diğer parçalarla birlikte düşünüldüğünde, rahatlıkla bir ev alınabilecek bir meblağdan söz ediyoruz. Bu durumun temel nedeni ise, eşyayı bulunduran kişinin ya da sonraki neslin bu objelerin ne olduğunu bilmemesi ve bu bilginin aktarılmaması. Bilgi aktarılmadığında, sonraki kuşaklar bu eşyaların değerini anlamıyor. Ben kendi adıma şunu söyleyebilirim; rahmetli babam bir parça aldığında mutlaka sorardım; ‘Bu nedir, ne işe yarar, neden kıymetli?’ diye. O anlatırdı. Şimdi bu aktarımı yapmadığınızda, sizden sonra gelen ne yapacak? Bilmediği şeyi ya atacak ya da elden çıkaracak. Mesela eşi vefat eden bir kadın, ‘Bunları ne yapacağım?’ diyerek getiriyor. Paralara bakıyoruz, ‘mark’ dediğimiz, hâlâ geçerliliği olan paralar çıkıyor. Ama kendisinin bundan haberi yok. O paraların yüz tanesi bile bugün ciddi bir rakama denk geliyor. Bu yüzden bilgilendirme ve bilinçlendirme çok önemli.”

 

“BİR SÖZLE, BİR DURUŞLA SAHİP ÇIKILSA YETER”

Mersin’de antikacılığa istenilen değerin verilmediğinden dert yanan Tekinbaş, “Açık söylemek gerekirse, özellikle belediyeler anlamında neredeyse hiç sahip çıkılmıyor. Sıfır. Korunması gereken değerler göz ardı ediliyor. Yani şu anda bulunduğumuz yer, geçmişiyle bakıldığında Mersin’in en gizli ve en güçlü tarihsel dokularından birine sahip. Üzerinde durduğumuz bu cadde Mücahitler Caddesi. Tarihsel olarak da içeriği net olan bir yerden bahsediyoruz. Karşısında İçel Sanat Kulübü var, hemen yakınında geçmişte Mersin’in askerî şubesi bulunuyordu. Bunların hepsi somut, bilinen gerçekler. Dahası, bu bölge Osmanlı döneminde suçluların tutulduğu, mahpus olarak kullanılan alanlara da ev sahipliği yapmış. Biraz ileride yine Osmanlı dönemine ait, dönemin önde gelen kişilerin yaşadığı, küçük de olsa saray tarzı yapılar var. İş Bankası, Merkez Bankası gibi önemli kurumlar burada konumlanmış. Yoğurt Pazarı olarak bilinen meydan ise daha da eskiye gidildiğinde, idam sehpalarının kurulduğu tarihsel bir alan. Yanlış ya da doğru tartışılabilir ama tarihsel kayıtlar ve anlatılar bunu gösteriyor. Böylesine güçlü bir tarihsel dokuya rağmen, belediye günlük sorunlarda bile, örneğin caddede biriken su konusunda yüzümüze bakmıyor. Ama iş herhangi bir ücret, harç ya da bedel talebine geldiğinde anında karşımıza çıkılıyor. Bu da ister istemez insanı üzüyor. Bizim beklentimiz reklam yapmak, ön plana çıkmak ya da maddi bir kazanç sağlamak değil. Şahsım adına söylüyorum, bu işi para için yapmıyorum. Bu, babadan gelen bir miras, bir sevda; hobi olarak, gönül vererek yaptığım bir uğraş. Tarihe değer veren, onu korumaya çalışan, bu uğurda mücadele eden insanlara en azından bir sözle, bir duruşla sahip çıkılsa yeter. Bir söylemimiz olduğunda arkamızda durulsa, biz de bu şehirde yaşadığımızı, emeğimizin görüldüğünü hissedebilsek.” ifadelerini kullandı.

 

Antikacılığın gelecek yıllarda devam edip etmeyeceği konusunda endişeleri olduğunu ifade eden Tekinbaş, “Antika eşyalar gelecek nesillere aktarılır. En azından bilgi ve birikim olarak aktarılması mümkün. Ancak gelecek kuşaklarda aynı şekilde devam edip etmeyeceği konusunda net konuşmak zor. Peyderpey bir devamlılık olur ama ilerleyip ilerlemeyeceği konusunda ciddi endişelerim var.

Bu sektör ne olur diye baktığımızda ise, büyük ihtimalle yine belirli insanların, belirli çevrelerin tekelinde devam eder. Oysa olması gereken; bir havuz oluşturmak, bir birliktelik sağlamak. Bunun da devlet eliyle, belediyeler aracılığıyla yapılması gerekiyor. Bu adımlar atılabilir, yapılabilir; yeter ki istenilsin.Son olarak da şunu eklemek isterim: Kendi öz kültürümüzün ve değerlerimizin korunması için bireysel değil, birlikte hareket etmemiz şart. Belediyelerin, emniyetin ve ilgili tüm kurumların ortak bir çalışma yürütmesi gerekiyor. Herkesin ayrı ayrı telden çalmaması lazım. Bu şekilde hareket edilirse çok daha sağlıklı ve kalıcı bir sonuç elde edileceğine inanıyorum.” dedi.

 

 

 

 

 


Etiket:


Yorum Ekle comment Yorumlar (0)

 
 
  SOSYAL MEDYA
 
 
  GAZETEMİZ
 
 
 
  BASIN İLAN
 
 
  HAVA DURUMU
 
 
  FACEBOOK
 

 
 
 


 

Siteden yararlanırken yayın politikamızı okumanızı tavsiye ederiz. mersinhakimiyet.com © Copyright 2019-2026 Tüm hakları saklıdır.
İzinsiz ve kaynak gösterilemeden yayınlanamaz, kopyalanamaz, kullanılamaz. mersinhakimiyet.com basın ve yayın meslek ilkelerine uyar.

URA MEDYA