CİNSİYETÇİ DİL KADINI AŞAĞILIYOR




Tarih: 26 Ocak 2026 Pazartesi 12:24

MERVE KANKAN

Mersin Barosu Kadın Hakları Merkezi Başkanı Av. Gülce Dida Çavdar, Türkçedeki küfür ve aşağılayıcı ifadelerin neredeyse tamamının kadın üzerine olduğunu, Türk Dil Kurumu’nun güncel sözlükte yer verdiği cinsiyetçi, aşağılayıcı ve ayrımcı tanımların tesadüfi değil, kurumsallaşmış zihniyetin ürünü olduğunu söyledi

 

Kamuoyu tepkisiyle yapılan sınırlı düzeltmelerin TDK’nın sorumluluktan kaçma pratiğine döndüğüne dikkat çeken Mersin Barosu Kadın Hakları Merkezi Başkanı Çavdar, “Daha eşitlikçi, adil, barış dolu bir toplum idealine erişebilmek için devletin TDK’yı ataerkil koşullanmışlıklardan arındırması gerekir. TDK toplumsal hayatın ve dilin dinamik yapısına uygun biçimde dildeki cinsiyetçi kelimeleri yeniden değerlendirmeli ve Cumhuriyetin çağdaş, eşitlikçi toplum ideali doğrultusunda hareket etmelidir.” dedi.

MERVE KANKAN

Mersin Barosu Kadın Hakları Merkezi Başkanı Av. Gülce Dida Çavdar, Türk Dil Kurumu’nun (TDK) geçmişten bugüne güncel sözlükte yer verdiği cinsiyetçi, aşağılayıcı ve ayrımcı tanımların tesadüfi değil, kurumsallaşmış bir zihniyetin ürünü olduğunu söyledi.

TDK’nın yıllardır dili eşitlikçi biçimde dönüştürmek yerine ataerkil ve heteronormatif kalıpları yeniden ürettiğini vurgulayan Çavdar, “Kamuoyu tepkisiyle yapılan sınırlı düzeltmeler, TDK’nın sorumluluktan kaçma pratiğine dönüşmüş durumda; sözlük bugün de kadınları ve LGBTİ+ bireyleri hedef alan tanımlarla anayasanın eşitlik ilkesini ve kamusal görevini ihlal etmeyi sürdürüyor” dedi.

 

Hakimiyet’in sorularını yanıtlayan Çavdar, eşitlikçi dilin önemi, cinsiyetçi yaklaşımların kadınlar üzerindeki olumsuz etkilerine yönelik şu tespitglerde bulundu:

 

TDK Sözlük’te “top” kelimesinin “homoseksüel erkek” anlamıyla yer alması, hukuken nefret söylemi veya ayrımcı ifade kapsamına girer mi?

‘Toplumsal cinsiyet eşitliği’ her ne kadar kulağa akademik bir kavram gibi gelse de aslında günlük hayatın her anında kendini gösteren bir kavram. Ev içi rol dağılımından renklere, giysilerden oyuncaklara dek her gün toplumun cinsiyetlere yüklediği anlamlarla yaşıyoruz aslında. Toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin beslediği ve beslendiği en önemli kaynaklardan biri de dil. TDK’ya göre dil, ‘İnsanların düşündüklerini ve duyduklarını bildirmek için kelimelerle veya işaretlerle yaptıkları anlaşma, lisan, zeban.’ Sözlükte böylesine masum duran bu iletişim aracı günlük hayatta her zaman o kadar da masum olmayabiliyor. Günlük hayatta hiç düşünmeden kullandığımız pek çok kelimenin, deyimin, atasözünün cinsiyet eşitsizliğini beslediğini düşünmüş müydünüz hiç? İşte bu kelimelerin toplum tarafından rahatça kullanılabilmesinin nedeni de beslendiği kaynak. TDK Güncel sözlükte ‘top’ kelimesinin ‘homoseksüel’ erkek anlamıyla yer alması açıkça ayrımcı ve eleştirel bir durumdur.

 

Bir kelimenin sözlükte yer alması, onun meşru veya kabul edilebilir olduğu anlamına gelir mi?

Dil, toplumsal gruplaşmalar ile bu gruplaşmaların ideolojik yansımalarının önemli bir işlevsel aracıdır. Türkiye Cumhuriyeti de bir ulus devlet projesi olarak dilin bu ortaklaştırıcı ve bütünleştirici işlevini ve değerini ilk yıllarından itibaren kabul etmiştir. Bu bağlamda Türkiye, İslami kültürün toplum ve siyaset üzerindeki belirleyiciliğine son vermek ve kaderci kültürün tarihsel ve coğrafi etkilerini ortadan kaldırmak için mütemadiyen bir dizi devrim gerçekleştirilmiştir. Bu devrimlerin yöneldiği mecralardan biri de hiç kuşkusuz dildir. Dile yönelik devrimlerden ilki 1 Kasım 1928 tarihinde gerçekleştirilen harf devrimi; ikincisi ise Türk Dil Kurumu’nun (TDK) kurulmasıdır.  TDK, ilk olarak 12 Temmuz 1932'de Atatürk'ün talimatıyla devletten bağımsız bir dernek olarak kurulmuştur. Günümüzde ise 1982'de kabul edilen ve şu anda da yürürlükte olan anayasa ile Türk Dil Kurumu, Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu altına alınarak devletleştirilmiş ve dernek tüzel kişiliklerine son verilmiştir (Vikipedi, 2020). Toplumsal hafızanın inşasında dil kullanımı açısından başat kurum olan TDK amacını ‘Türk dilinin öz güzelliğini ve zenginliğimi meydana çıkarmak, onu yeryüzü dilleri arasında değerine yaraşır yüksekliğe eriştirmek’ (Türk Dil Kurumu, 2020) şeklinde tanımlamıştır.  Fakat bu kurum devleştirildiği için teorik olarak günlük siyasette politik konuma sahiptir. Bu durumda tüm ideolojik yönelimlerden korunarak varlığını sürdürmesi büyük önem arz etmektedir. Bu yönelimler söz konusu ise elbette bir kelimenin sözlükte yer alması, onun meşru veya kabul edilebilir olduğu anlamına gelmez.

 

Devlet destekli bir kurumun, bir topluluğu aşağılayıcı biçimde tanımlaması anayasanın eşitlik ilkesine aykırı sayılabilir mi?

Aynı toprak parçası üzerinde yaşam sürdüren insanların oluşturduğu toplumun varlığını hissettiren dil, toplumun bütününü temsil etme yeteneğine sahiptir. Toplumsal yapı içerisinde var olan her kurum, toplumun yapı taşlarını oluşturur. Bu yapı taşlarının korunması toplumun bir arada refah içerisinde yaşaması açısından büyük önem arz etmektedir. Özellikle de devletin toplumsal sorunlarla mücadele ederek daha eşitlikçi, adil, barış dolu bir toplum idealine erişebilmek için TDK’yı ataerkil koşullanmışlıklarından arındırması gerekir. TDK toplumsal hayatın ve dilin dinamik yapısına uygun biçimde dildeki cinsiyetçi kelimeleri yeniden değerlendirmeli ve Cumhuriyetin çağdaş, eşitlikçi toplum ideali doğrultusunda hareket etmelidir. Bu tarz tanımlamalar, özellikle şiddeti ve cinsiyet ayrımcılığını arttırmakta ve önyargıları besleyici etkileri bulunmaktadır. Ve tabii ki Anayasa’nın 10. maddesinde yer alan eşitlik ilkesine ve Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelere aykırı olduğu kanaatindeyim.

DEVLET KURUMU ELİYLE AŞAĞILAMA

TDK’nin geçmişte kadınları aşağılayıcı anlamlar içeren tanımları (örneğin “müsait”, “kirli”, “serbest”) kamuoyu tepkisiyle kaldırılmıştı. Bu durum, kurumun sistematik bir dil problemi olduğunu gösterir mi?

Bu kelimelerin tanımı olarak verilenlere bir bakalım isterim:

Müsait: Flört etmeye hazır olan, kolayca flört edebilen (kadın)

Kirli: Aybaşı durumunda olan (kadın)

Serbest: Ağırbaşlı olmayan, hoppa (kadın)

Esnaf: Kötü yola sapmış olan kadın

 

TDK yetkilisi, kamuoyunda bu konuya yönelik tartışmalar başladığı sırada ‘Vay efendim sözlükte aşağılayıcı tanımlar var. Bu tanımlar, halk arasında var.’ demişti. O tarihte mahkeme oy çokluğuyla, bu sözcüklerin argo anlamlarının sözlükten çıkarılmasına karar verdi. Kararda, ‘Toplumsal cinsiyetçilik içeren kelime yapılarına çalışmalarında yer vermemesi, davalı idarenin uluslararası ve ulusal normlardan kaynaklanan görevidir. Dava konusu kelimelerin argo anlamlarının, Türkçe’nin ticari hayatta, kitle iletişim araçlarında, eğitim ve öğretim kurumlarında ve sosyal hayatın diğer alanlarında doğru ve güzel kullanılması hususunda öncü görevi üstlenen Türk Dil Kurumu’nun sözlüğünde ve internet sayfasında yer almasının hukuka uygun olmadığı sonucuna varılmıştır’ denildi.

Türk Dil Kurumu sözlüğü içerisinde tanım olarak ‘cinsiyetçi’ kelimesini barındırmamıştır fakat yakın tarihte sözlükte mevcut olan bu kelimeler bilinçli ya da bilinçsiz, cinsiyetçi bir tutum izlendiğini ve sistematik bir dil problemi olduğunu göstermektedir. Söz konusu kelimeler çerçevesinde Türk Dil Kurumu, kelimelere yönelik tanımlamalarla kadına yönelik ayrımcılığı, şiddeti ve önyargıları besleyip kalıcılaştırmıştır.

Bu tür tanımların “toplumsal kullanımı yansıtıyoruz” savunması, hukuki ve etik olarak ne kadar geçerli? Türkçedeki küfürlerin ve aşağılayıcı ifadelerin büyük çoğunluğunun kadın bedeni, kadın cinselliği veya kadınlık üzerinden kurulması, hukuken olmasa bile toplumsal olarak neye işaret eder?

Bugün kadına yönelik şiddetin en temel nedeninin toplumsal cinsiyet eşitsizliği olduğunu biliyoruz. Ve her zaman ‘Eşitlik dilde başlar’ diyoruz. Daha önce de ifade ettiğim gibi, toplumun yapıtaşlarından biri olan TDK’nın öncelikle bu eşitsizliklerle mücadele edip toplumsal zihniyet ve sistemin yapısına yön veriyor olması gerekirken ‘toplumsal kullanımı yansıtma’ savunmasının kabulü mümkün değil. Bugün hâlâ TDK güncel sözlükte, “Kadın: 2.Bu cinsten olup evlenmiş veya bir erkekle beraber olmuş kimse; avrat... 3. Analık veya ev yönetimi bakımından gereken erdemleri, becerileri olan... 4.Ev işlerinde çalışan bayan.” olarak tanımlanıyor. Elbette bu işaretlenme kadınların gerçekliğini yansıtmak yerine, eril zihniyetin yansıması olarak kabul edilmeli  Türkçedeki küfür ve aşağılayıcı ifadelerin neredeyse tamamının kadın üzerine olması da aynı zihniyetin vahim eseridir. Ataerkinin desteklediği bu kurgu içerisinde kadının kamusala her çıkma teşebbüsünde kadının davranışlarını eril ahlak kuralları çerçevesine indirgeyip itham ederek, kişiliğine saldırmakta, sindirmeye çalışılmaktadır. TDK bu noktada kültürcü, otantik bir bakış açısıyla kelimelerin anlamlarını ısrarla halkın söylemine dayalı, geçmişten gelen söylem, gelenek bağlamında normalleştirse de bugün kadına yönelik şiddetin adını bu aşağılayıcı kelimeler ve argo tabirler koymaktadır.Erkeklere yönelik hakaretlerin bile çoğu zaman “kadınlaştırma” veya “eşcinselleştirme” üzerinden yapılması, ataerkil zihniyetin bir yansıması olarak okunabilir mi?

TDK’nın dilin biçimlendirilmesi üzerindeki yetkisi ve etkisi cinsiyet eşitliği bağlamında son derece yaralayıcıdır. TDK Sözlük’te kendine yer bulan iki, üç benzetme yine açıklananlara örnek mahiyetindedir: “Kız gibi= Kız gibi oğlan.”... “Erkek gibi=erkeğe yakışır, erkeğe benzer.”... Ve “karı gibi= korkak, dönek (erkek).”

Sözlükte kız gibi ‘utangaçlık’, erkek gibi ise ‘erkeğe yakışır, erkeğe benzer’ ve karı gibi ise dönek erkek olarak açıklanmıştır. Kadınlık ve erkeklik geleneksel döneme ait bir bilinç ve ahlaki yorumsama üzerinden tanımlanmış; utangaçlık ve erkeğe yakışırlık kadın olmanın ve erkek olmanın formunu tayin eden vurgular olarak ele alınmıştır. Toplumsal düzeyde bu gibi yönlendirmeler, telkinler insanlara nasıl makbul bir kadın ya da erkek olunacağını vaaz ederek bireylerin özgün ve özgür kişisel gelişimlerine ket vurmaktadır. Bu doğrultuda TDK’nın toplumsal cinsiyet ve sakıncalı eril sözcüklere ilişkin politika, eylem ve söylemlerini tamamen eril zihniyetin ürettiği söylenebilir.

Bu tür ifadeler için TDK’ye karşı hukuki başvuru yolları (İdari dava, AYM, AİHM vb.) mümkün mü?

TDK sözlüğündeki cinsiyetçi veya rahatsız edici ifadeler elbette yargıya taşınabilir. Geçtiğimiz dönemlerde meslektaşlarımız ve birçok dernek/STK tarafından idari dava yoluna da gidilmişti. Bu tarz başvurularda, Anayasa'nın "Kanun önünde eşitlik" başlıklı 10'uncu maddesi dahil çeşitli maddelerinin yanı sıra Türkiye'nin de taraf olduğu uluslararası sözleşmeler ve TDK'nın kanunlarca belirlenmiş öncü görevleri de hatırlatılmaktadır. İlgili maddeye göre Türk Dil Kurumu’nun kuruluş amacı; Türk dilinin öz güzelliğini ve zenginliğini meydana çıkarmak, onu yeryüzü dilleri arasında değerine yaraşır yüksekliğe eriştirmektir.

Gençlerin, çocukların ve eğitim sisteminin referans aldığı bir sözlükte bu ifadelerin yer alması, toplumsal bilinç üzerinde nasıl bir etki yaratır?

Ben özellikle çocuklara çok küçük yaşlardan itibaren toplumsal cinsiyet eşitliği bilincini aşılamanın çok önemli olduğunu düşünüyorum ve bu sebeple bu sorunuzu daha detaylı cevaplandırmak isterim. Her birey, dünyaya geldiği andan itibaren içinde bulunduğu toplumun kültüründen, sosyal yapılanma şeklinden etkilenerek varlığını sürdürür. Bireylere dayatılan kurallar ve beklentiler, toplumun her katmanında cinsiyet hiyerarşisinden ve fırsat eşitsizliğinden doğan sorunlar oluşmasına yol açar. Oysa toplumdaki her bireyin, istisnasız tüm çocukların, fırsat eşitliğinden yararlanmaya ve özgürce benliğini oluşturmaya hakkı vardır. Günümüzde dünyadaki birçok toplumun dinamikleri eril düşünceler üzerinden şekillenir. Eril zihniyet, erkekleri ailenin ve toplumun temeli ya da lideri olarak tanımlarken; kadınları da destekleyici, tamamlayıcı ve takipçi konumuna yerleştirir. Ancak burada önemli bir noktayı vurgulamamız gerekir: Toplumsal cinsiyet yalnızca kadınları değil, erkekleri de olumsuz etkiler. Cinsiyet üzerinden temellenen toplum baskısı, erkekleri daima güçlü, koruyucu, sert ve kontrolcü olmaya zorlar. Bu bağlamda erkekler, sahip oldukları iktidarı sürdürebilmek ve yeniden üretmek için rekabetçi ve hegemonik olmaya koşullanır.

Kısacası, toplumsal cinsiyet toplumun her bir bireyine belirlenen kalıplarda yaşama zorunluluğunu dayatır. Erkek kadın fark etmeksizin tüm kişiler, bireysel özgürlüklerini ve tercihlerini bu kalıpların içinde şekillendirmeye zorlanır. Peki, biz gerçekten bu kalıplara mahkum muyuz? Değiliz. “Toplumsal cinsiyet eşitliği için neler yapılabilir?” sorusunun yanıtı, çocuklarda gizli.

Çocuklar iki yaşından sonra cinsiyetler arasındaki fiziksel farklılıkları ayırt edebilir, üç yaşından itibaren de cinsiyetleri bazı davranışlarla ilişkilendirir. Toplumsal cinsiyet rolleri tam da bu dönemde zihinlerinde şekillenmeye başlar. Bu nedenle toplumsal cinsiyet eşitliği bilincinin önce ailede, sonra da okullarda ve sosyal çevrede inşa edilmesi büyük önem taşır. Bu anlamda eğitim sisteminin referans aldığı sözlük, ders kitapları, içerikler vb. tabii ki de çok önemlidir. Bilinçli bir ailede yetişen “şanslı” olarak adlettiğimiz çocuk belki ilerleyen süreçte karşılaştığı terim ve kelimeleri eleştirip esas almayabilir fakat herkes doğduğu andan itibaren şanslı olmayabilir. İşte bu noktada devletin her bireye sunduğu standart eğitim sisteminin ve kullanılan materyallerin içeriği çocuk ve gençlerin kendisini bulmasında, topluma faydalı birey haline gelebilmelerinde çok büyük bir etkendir.

Sizce bu mesele sadece bir “kelime” tartışması mı, yoksa Türkiye’de eşit yurttaşlık meselesinin bir yansıması mı?

Bir ulusun kültürünün gelişmesi için öncelikle dilinin gelişmesi gerekir. Ünlü filozof Leibniz, “Dil, aklın aynasıdır, akıl ve dil karşılıklı olarak birbirlerini geliştirir.” der. Bu sebeple mesele yalnızca bir kelime tartışmasının ötesinde toplumsal kültürün her anlamda eşit yurttaşlık çerçevesinde şekillendirilebilmesidir.

Son olarak, sizce TDK bu tür eleştiriler karşısında geçici düzeltmeler yerine yapısal bir dönüşüm yapmak zorunda mı?

Tüm bu eleştiriler ve açılmış olan davalar karşısında TDK alternatif söylemler geliştirmek ve bunları kamusal alanda paylaşmayı reddederek sözlükten birkaç kelimeyi temizlemiştir. Bu kelimeler geçmişten kalan problem olarak görülüyor ve şu anda yaşanan problemler göz ardı edilmektedir. Kelimelerin birkaçının silinmesi benzer minvalde olan diğerlerinin neden silinmediği sorusunu da yanında getirmiştir. Bireyin ve dolayısıyla toplumun estetik bilgisinin oluşumuna ve zihinsel gelişimine ket vuran bu kelimelerin, dilin her alanda doğru, güzel ve etkili kullanılmasına katkıda bulunan kurum tarafından düzeltilmesi büyük önem arz etmektedir.


Etiket:


Yorum Ekle comment Yorumlar (0)

 
 
  SOSYAL MEDYA
 
 
  GAZETEMİZ
 
 
  BASIN İLAN
 
 
  HAVA DURUMU
 
 
  FACEBOOK
 

 
 
 


 

Siteden yararlanırken yayın politikamızı okumanızı tavsiye ederiz. mersinhakimiyet.com © Copyright 2019-2026 Tüm hakları saklıdır.
İzinsiz ve kaynak gösterilemeden yayınlanamaz, kopyalanamaz, kullanılamaz. mersinhakimiyet.com basın ve yayın meslek ilkelerine uyar.

URA MEDYA