MERVE KANKAN
Mersin Limanı’nda işten çıkarılan işçileri ziyaret eden EMEP Genel Başkanı Seyit Aslan, sermaye düzeninin iş güvencesini yok ettiğini vurguladı. Aslan, “Mersin Limanı işçisinin kazanımı Türkiye işçi sınıfının kazanımıdır. Mersin Limanı’nın kazanımı, uluslararası dünyadaki işçi sınıfının kazanımıdır. Bu liman işçisinin kazanması için en başta Mersin’deki emek ve demokrasi güçlerinin, destek örgütlerinin ve sendikaların burayla dayanışmayı güçlendirmesi gerekir" dedi.
Emek Partisi Genel Başkanı Seyit Aslan Mersin Limanı’nda işçilerle buluştu
Emek Partisi (EMEP) Genel Başkanı Seyit Aslan, Mersin Limanı’nda taşeron firma tarafından işten çıkarılan liman işçilerini ziyaret ederek işçilerin mücadelesine destek verdi. Ziyaret sırasında işçiler sık sık “Atılan işçiler geri alınsın”, “Anayasal hakkımız engellenemez”, “Yaşasın işçilerin birliği” sloganları attı. Burada konuşan Aslan, saray iktidarının sermaye lehine esnekleştirdiği yasalarla iş güvencesini ortadan kaldırdığını, vergi yükünü emekçilerin sırtına yıktığını, depremzedeleri borçlandırarak konut sattığını ve savaştan beslenen emperyalist düzenle uyumlu politikalar izlediğini vurguladı; liman işçilerinin mücadelesinin yalnızca Mersin’in değil, Türkiye ve dünya işçi sınıfının ortak mücadelesi olduğunu ifade etti.
“İŞÇİLER KARŞISINDA ADETA CANAVARA DÖNÜŞÜYORLAR”
İşçiler karşısında adeta canavara dönüşerek işten atmalar ve sendikasızlaştırmalarla hareket ettiklerini belirten Aslan: “Mersin Limanı’nda yıllardır, on yıllardır birçok mücadele oldu ve liman işçileri bu mücadelelerden hep galip çıktılar. Bugün de sizlerin bu mücadeleden dayanışmayla galip çıkacağınızdan asla şüphemiz yok. Mücadelenizde birlikteyiz. Türkiye’de yasalar, taşeronluk sistemini sırf meşrulaştırmak için yeniden yeniden, farklı biçimlerde işletiliyor. Taşeronluk aynı zamanda kölelik sisteminin adıdır. İşyeri istediği zaman kapatıp gidebilir, istediği zaman işçi arkadaşlarımızı işten atabilir, tazminat vermeden işten çıkarma hakkını kendinde bulabilir ya da bugün çalıştırdığı işçi arkadaşlarımızı kapının önüne koyabilir. Bu sistem, bu düzen böyle işlesin diye kapitalistler ve onların iktidarı yasaları olabildiğince esnekleştirdiler. Oysaki bu limanda ya da başka limanlarda, başka işyerlerinde çalışan arkadaşlarımızın kadroya alınması, kadrolu çalışması ve iş güvencesine sahip olması gerekir. Bu anlayışı, bu tutumu buradan bir kez daha kınadığımızı ifade ediyorum. Sizler yetki almaya uğraştınız. Aldığınız yetkinin sonunda toplu sözleşme masasında patron diyor ki: “İş alamadım, sizlerin işine son verme girişiminde bulunuyorum.” Bu kabul edilecek bir tutum değildir, asla onaylanacak bir tutum değildir. Bu tutumlardan vazgeçmeleri ve buradaki işçi arkadaşlarımızın kadrolu, güvenceli olarak işe başlamaları esastır. Sadece liman işçileri değil; bu ülkede işçi sınıfımız, çalışanların ve emekçilerin hepsi ne yazık ki saray düzeninin, saray rejiminin saldırısıyla karşı karşıyadır. Bakın, asgari ücreti patronlar ne istediyse, sermaye ne istediyse ona göre belirlediler. IMF, Dünya Bankası ve uluslararası kuruluşlar ne istediyse emekli maaşları ve ücretler ona göre artırıldı. Dolayısıyla bu saray iktidarı, başta işçi sınıfı olmak üzere bütün ülkede yaşayan emekçilere karşı oluşturduğu ekonomik programla her gün bizleri biraz daha yoksullaştırarak sefalete itiyor. O yüzden limandan tekstile, bütün iş kollarındaki işçilerin ve emekçilerin birleşerek bu sermaye iktidarına, sermaye düzenine hep birlikte karşı koyması ve haklarını hep birlikte alması zorunludur. Tabii ki hepimiz işyerlerinde tek tek mücadele edeceğiz, haklarımızı ve hukuklarımızı savunacağız; ancak işçi sınıfının ve haklarının mücadelesi ülke genelinde birleşmediği sürece bu sorunları yaşamaya devam edeceğimizi bilmemiz gerekir” dedi.
“VERGİ YÜKÜ EMEKÇİNİN SIRTINDA, TEŞVİKLER PATRONUN KASASINDA”
Vergi adaletsizliğine dikkat çeken Aslan, işçilerin maaşları daha ellerine geçmeden vergilendirildiğini söyledi: Aslan, “Patronlar kazançlarından tek kuruş vergi vermiyorlar. Ama işçiler ve emekçiler, daha ücretleri eline geçmeden, her yaptıkları alışverişte ÖTV ve KDV ödemek zorunda kalıyorlar. Ay sonunda aldıkları maaşlardan vergiler peşin peşin kesiliyor. Peki bu vergiler nereye gidiyor? Sermayenin kasalarına yeniden akıtılıyor. Yeniden teşviklerle, yeniden karşılıksız hibelerle patronların kasalarına trilyonlarca lira aktarılıyor. Yap-işlet-devret modeliyle yapılan tesislerin, yolların, köprülerin, otobanların parası bizim cebimizden ödeniyor ama kârlar patronların kasasına akıyor. O yüzden bu adaletsiz vergi düzenine karşı, insanca yaşayabileceğimiz çalışma koşulları ve insanca yaşayacağımız bir ücret için bütün Türkiye işçi sınıfının ve emekçilerinin mücadelesini ortaklaştırması ve birlikte mücadele etmesi gerekir. Türkiye’nin herhangi bir yerindeki işçiler ve emekçiler, buradaki liman işçilerine destek vererek bu mücadelenin birleşerek kazanabilmesi için mücadele etmek zorundadır. Meydanlarda attığımız ‘Kurtuluş yok tek başına, ya hep beraber ya hiçbirimiz’ sloganının somut olarak gerçekleşmesi için hepimizin birbirini sahiplenmesi ve birlikte mücadele etmesi gerekir. Mersin Limanı işçisinin kazanımı Türkiye işçi sınıfının kazanımıdır. Mersin Limanı’nın kazanımı, uluslararası dünyadaki işçi sınıfının kazanımıdır. Bu liman işçisinin kazanması için en başta Mersin’deki emek ve demokrasi güçlerinin, destek örgütlerinin ve sendikaların burayla dayanışmayı güçlendirmesi gerekir. Türkiye genelinde de aynı şeyi yapmamız gerekir. Uluslararası alanda da dayanışmayı büyütmeli ve güçlendirmeliyiz. Bu mücadelede başarılar diliyorum, yanınızda olacağız. Yaşasın işçilerin birliği” ifadelerini kullandı.
|