Oğlunu kanserden kaybeden Münire Toz Aktolga, yaşadığı tarifsiz acıyı kelimelere dökerek “Deniz Gözlerde Hüzün” adlı şiir kitabını kaleme aldı. Bir annenin yas, özlem ve kabullenişle örülü iç yolculuğu, mısralara dönüşerek okurla buluştu.
RÖPORTAJ:
RAZİYE ERDEN YILDIRIM
Acıdan Doğan Bir Kitap: “Deniz Gözlerde Hüzün”
Hayat bazen insanın kalbini susturur.
Bazen de susturur gibi yapıp, içte bir yerde binlerce kelime biriktirir…
Münire Toz Aktolga’nın hikâyesi tam da böyle.
Oğlunu üniversiteye gönderirken hayalleri vardı.
Bir anne hayaliydi bu…
Beyaz önlük, bir diploma, “doktor oldu” cümlesi, gurur, umut, gelecek…
Ama hayat, başka bir senaryo yazdı.
Oğlu, ilk hastasına teşhis koyduğu gün, aslında kendi teşhisini de koydu.
Kanserdi… Ve o gün, bir annenin dünyası yerle bir oldu.
Zorlu bir tedavi süreci başladı.
Hastaneler, bekleme salonları, umutla umutsuzluk arasında gidip gelen geceler…
Ve ardından… Tarifsiz bir kayıp.
Oğlunun vefatından sonra Münire Toz Aktolga kendini eve kapattı.
Yıllarca kimseyle görüşmedi.
Konuşmadı, anlatmadı, paylaşmadı.
Ama acı susmaz…
Birikir, içte büyür ve bir gün, bir yerden taşar.
Bir gün kalemi eline aldı.
Ve içindeki her şeyi kâğıda dökmeye başladı.
Sayfalara dökülen sadece kelimeler değildi…
Bir annenin yasını, özlemini, çaresizliğini, isyanını ve kabullenişini yazdı.
Zaman geçti, sayfalar doldu, şiirler çoğaldı…
Acı, kelimeye dönüştü.
Sessizlik, sese dönüştü.
Yas, paylaşmaya…
Münire Toz Aktolga yeniden insanların arasına karıştı. Sadece kendi acısını değil, başkalarının acılarını da yazdı. Başka hayatlara, başka yaralara, başka hikâyelere de ortak oldu.
Münire Toz Aktolga ile “Deniz Gözlerde Hüzün” kitabının doğuş hikâyesini konuştuk…
Okurlarımıza kendinizden biraz bahseder misiniz?
1961 Kilis doğumluyum. Dört kardeşin tek kızıyım. Muş Öğretmen Lisesi mezunuyum; Atatürk, bayrak ve Cumhuriyet sevdalısıyım. Üç çocuk annesiyim. Biricik oğlunu kaybetmiş, yüreği yaralı bir anneyim… Aynı zamanda üç torunu olan, onlarla hayata tutunan, yaşam enerjisini onlardan alan ve Mersin’de yaşayan bir anneaneyim. Acılarını ve hüzünlerini mısralara döken bir şiir sevdalısıyım. Liseli yıllarda şiir yazmaya başladım. Evlilik nedeniyle şiire bir süre ara verdim. Çocuklarımı okutup evlendirdikten sonra şiir aşkım yeniden doğdu. Bazı dergilerde ve yerel gazetelerde düzenli olarak şiirlerim yayımlandı.
İlk kitabınız…
Kendime ait ilk göz ağrım olan “Deniz Gözlerde Hüzün” isimli şiir kitabımı yayımladım. İkinci şiir kitabım için şiirlerim hazır; yayımlanmayı bekliyor.
“TÜM GELİRİNİZİ LÖSEV’E BAĞIŞLAMAK İSTİYORUM”
Kitap yazmaya yönlendiren ne oldu?
Sosyal medyada paylaştığım şiirler çok olumlu geri dönüşler aldı. Güzel beğeni ve destek görünce bu şiirlerin kalıcı bir esere dönüşmesini istedim. Sonuçta söz uçar, yazı kalır. Ayrıca bir hayalim vardı: Eğer bir kitap çıkarırsam, tüm gelirini LÖSEV’e bağışlamak.
Yazma yolculuğunuz nasıl başladı?
Şiir kitabımın büyük bölümü hüzünlü şiirlerden oluşuyor. 23 yaşında, Tıp Fakültesi 5. sınıf öğrencisiyken kanserden kaybettiğim oğluma ithafen yazdım.
Şiirleriniz de hangi konuları ele aldınız?
Kitapta yer alan diğer şiirler ise güncel konular, hayatın içinden anlar, yaşadığım olaylar ve bazen de kurgusal duygular üzerine yazıldı. Aşk, özel günler ve insana dair birçok temaya yer verdim. Sanat yolunda hak ederek ilerlemek, en çok istediğim şeylerden biridir. Başlangıçta serbest şiir yazıyordum, zamanla hece ölçüsüne yöneldim. Bu bana daha keyifli gelmeye başladı. Hani bir bulmaca çözer de bitirdiğinizde bir başarı hissi yaşarsınız ya… Ben de duygularımı belirli bir hece ölçüsüne yerleştirmeyi başardığımda ve şiir beğeni aldığında inanılmaz mutlu oluyorum. Şiirlerimde “Deniz Gözler” mahlasını kullanıyorum.
Şiirleriniz bestelenmiş…
Evet, 40’ın üzerinde şiirim bestelenerek türkü ve şarkı hâline getirildi.
Yazarken en çok zorlandığınız ve en keyif aldığınız anlar neler oldu?
Şehitlerimiz, çocuk ve kadın cinayetleri üzerine yazarken çok zorlanıyorum. Gözyaşlarımla yazıyorum. Ama duygularımı ve hüzünlerimi mısralara döktükçe rahatlıyorum. Yazmak benim için adeta bir terapi oluyor.
DİJİTALLEŞME, İNSANLARI KİTAP OKUMAKTAN MAALESEF UZAKLAŞTIRIYOR
Sizce günümüzde insanlar hâlâ kitap okuyor mu?
Okuma alışkanlığı ailede başlar. Çocuklar, anne ve babanın alışkanlıklarını model alır. Bu nedenle aile içinde okuma kültürü çok önemlidir. Maalesef günümüzde şiire ilgi oldukça azaldı. Bizler, derneklerimiz aracılığıyla gençlere şiiri sevdirmeye çalışıyoruz. Yakın zamanda gençlere yönelik bir antoloji çıkarıp okullara gitmek gibi bir projemiz de var.
Dijitalleşme yazarlığı ve okurluğu nasıl etkiliyor sizce?
Sosyal medya ve dijitalleşme, insanları kitap okumaktan maalesef uzaklaştırıyor. Oysa okudukça insanın ufku açılır, dünyası genişler. Bin bir emekle yazılan, özenle hazırlanan eserlerin ilgi görmemesi yazarı ve şairi elbette üzer. Bizim çabamız, insanlara kitap kokusunu aldırmak ve o eseri sevdirebilmek.
Okuyucular kitabınızı bitirdiğinde hangi duyguyla kapatmalarını istersiniz?
Okuyucum, şiirlerimde kendini bulmalı. Zevkle okumalı. Eğer kendini o dizelerde buluyorsa, ben başarılı bir şiir yazmışım demektir. Yeri geldiğinde o duyguyu benimle birlikte yaşamalıdır.
İmza gününüz ne zaman ve nerede gerçekleşecek?
İmza günümü 16 Şubat 2026 tarihinde, Mezitli Belediyesi Fitnat Gürsoy Cafe-Kütüphanesi’nde gerçekleştireceğim. Sizin nezdinizde tüm okuyucularımı imza günüme davet ediyorum.
Yazarlık hayali kuran gençlere ne tavsiye edersiniz?
Gençler bol bol kitap okumalı, ardından yazmalı. Yazdıklarını hemen paylaşmak yerine bir süre demlenmeye bırakmalılar. Tekrar okuduklarında hatalarını görebilmeli ve düzeltmeliler. Şiir yazmak sadece kâğıda karalama yapmak değildir. Şiir; akıcı, duygu yüklü, kafiye, ayak, uyak, vurgu ve belli kuralları olan bir sanattır. Anlam bütünlüğü korunmalı, cümleler estetik bir düzen içinde kurulmalıdır.
|