MERVE KANKAN
Mersin Ziraat Odası Başkanı Musa Yılmaz, B reçete uygulamasındaki dozaj ve dijital onay sorunlarının üretimi aksattığını, taban fiyat mekanizmasının yokluğunun çiftçiyi korumasız bıraktığını söyledi. Kesme gülde Türkiye üçüncüsü olan Mersin’de yüksek sera maliyetlerine destek isteyen Yılmaz, şeftalide beklenen yüksek rekoltenin maliyet üstü alım fiyatıyla desteklenmemesi halinde üreticinin yine zarar edeceğini vurguladı.
B REÇETE KRİZİ BÜYÜYOR
Kanal 33’te yayınlanan Ahmet Özdemir’le Gündem programına konuk olan Mersin Ziraat Odası Başkanı Musa Yılmaz, çiftçinin artan maliyetler, fiyat belirsizliği ve yapısal sorunlar nedeniyle sistem içinde sıkıştığını söyledi. B reçete uygulamasındaki dozaj ve dijital onay sorunlarının zararlıyla mücadeleyi zorlaştırdığını, Akdeniz meyve sineğine karşı ise tek kalıcı çözümün toplu tuzak uygulaması olduğunu vurguladı. Kesme gül üretiminde Türkiye üçüncüsü olan Mersin’de yüksek sera maliyetlerine karşı devlet desteği istedi. Şeftalide 2026’da yüksek rekolte beklendiğini ancak meysu alım fiyatlarının maliyetin üzerine çıkmaması halinde çiftçinin yine zarar edeceğini ifade etti. Taban fiyat mekanizmasının olmamasının en büyük sorunlardan biri olduğunu dile getiren Yılmaz, işçi yevmiyelerinin devlet tarafından belirlenmesini ve Ziraat Odalarının Toprak Koruma Kurulu’nda yeniden temsil edilmesini talep etti.
B REÇETE KRİZİ: SİSTEM DOZAJI DÜŞÜRÜYOR, ZARARLIYLA MÜCADELE ZORA GİRİYOR
B reçete uygulamasının sahada ciddi aksaklıklara yol açtığını sistemin belirlediği birim dozajların üretim gerçekleriyle örtüşmediğini belirten Yılmaz: “B reçete en büyük problemlerimizden biri. Bakanlığın uyguladığı dönüm ve birim dozajları anlamında büyük sıkıntılar var. 5 dönüm bahçeye 5 kilo bir ürün uyguluyorsanız, geçmişten bugüne bakanlık 1 kilo uygun görmüş. Yani yeteri kadar ilaç çıkışı yapamıyor. Zirai ilaç bayileri, çiftçilerimizin konuya ve sisteme tam hakim olmadığı bir durumla karşı karşıya. Cep telefonundan, internetten onaylamaları gerektiği durumlar oluyor. Telefondan takip etmesi gerektiği durumlar oluyor. Akıllı telefon kullanımı veya fark etme durumunu bilemiyorum; çiftçimiz bunu fark etmiyor, onaylayamıyor. Onaylasa bile birim dozajları uyuşmuyor. Zararlıyla mücadele konusunda bu durum sıkıntı yaratıyor. Bizim kentimiz 12 ay üretim yapan bir kent. Mevsim kış bile olsa, birinci ikinci ay bile olsa bu ürünleri kullanan çiftçilerimiz var; örtü altında kullanan çiftçilerimiz var. Bir an önce bu işin çözülmesi gerekiyor. Hem çiftçilerimizden hem zirai ilaç bayilerimizden çok sık dönüşler var. Bakanlık temsilcileri birden fazla kez kentimize geldiler, sıkıntıları dinlediler, notlarını aldılar ama henüz bir geri dönüşü yok. Mersin B reçete konusunda pilot bölge. Bu pilot bölge ilan edilmeden önce il ve ilçe müdürlüklerimizle bir değerlendirme yapsaydık ya da bir altyapı oluştursaydık diye düşünüyorum. B reçete konusunda aracılığınızla bakanlık yetkililerine seslenmiş olalım: Bu işin bir an önce çözülmesi gerekiyor. Gerçekten zirai ilaç bayilerimiz başta olmak üzere ve bu ürünü kullanan çiftçilerimiz inanılmaz sıkıntılar yaşıyor” dedi.
MERSİN GÜLDE TÜRKİYE ÜÇÜNCÜSÜ AMA MALİYET YÜKSEK
Mersin’in kesme gül üretiminde Türkiye’de üçüncü sıraya yükseldiğini belirten Yılmaz, örtü altı sera maliyetlerinin çiftçi için büyük yük olduğunu belirterek şu ifadeleri kullandı: Mersin’de hazırladığımız görseller şu anda billboardlarda yer alıyor. Talebimiz üzerine billboardlar tahsis edildi. Umuyorum ki Mersinli hemşerilerimiz bu çalışmaları görüyordur. ‘Mersin’in Sevgililer Gülü’ başlığıyla çıktık ve kentimizin kesme gül üretimindeki gücüne dikkat çekmek istedik. Mersin, Türkiye’de kesme gül üreten sayılı illerden biri ve bu alanda her geçen yıl daha da güçleniyor. Bugün itibarıyla Türkiye’de üçüncü sırada olduğumuzu söyleyebiliriz. Çok ciddi bir üretim potansiyeline sahibiz. Kesme gül, alternatif ürünlerimiz arasında önemli bir yere sahip. Ancak bu üretim mutlaka örtü altında, sera koşullarında yapılmak zorunda. Sera maliyetleri ise oldukça yüksek. Çiftçilerimizin ne kadarı kendi imkânlarıyla böyle bir yatırımı karşılayabilir, açıkçası bu sayı çok sınırlı. Bu nedenle Ziraat Bankası’nın ve devletin bu alana pozitif ayrımcılık yapması, özel destek paketleri oluşturması gerekiyor. Mersin 12 ay üretim yapan, canlı ve güçlü bir tarım kenti. Ürün desenini değiştirmek, yeni ve katma değerli ürünlere yönelmek isteyen üreticilerimize destek verilmesi şart. Aynı zamanda Mersin halkına da bir çağrıda bulunmak istiyorum: Gül tercih ederken yerli üretimi destekleyelim, kendi üreticimizin yanında olalım” şeklinde konuştu.
TABAN FİYAT YOK: BİR TEK ÇİFTÇİ FİYAT BELİRLEYEMİYOR
Üreticinin en büyük sorunlardan birinin işçi meselesi olduğunu belirten Yılmaz: “Rakamlar dönemsel olarak değişse de bugün mevsimlik tarım işçilerinin günlük yevmiyesi 1300-1500 TL seviyesinde. Oysa yasal olarak bu ücretler asgari ücret üzerinden hesaplanıyor ve mevcut hesaplamaya göre yaklaşık 1270 TL civarında olması gerekiyor. Mevsimlik tarım işçilerinin dernekleri, yöneticileri ve organizasyon yapıları var. Çavuşluk sistemiyle hem işçilerin hasat alanlarına ulaşımı hem de çalışma düzeni sağlanıyor. Zaman zaman bir araya gelip istişare ediyoruz. Açık konuşmak gerekirse, telaffuz edilen rakamların yüksek olduğunu söylemek kolay değil. Günümüz şartlarında geçimin ne kadar zor olduğunu hepimiz biliyoruz. 1500 liranın alım gücünün ne kadar düştüğünün de farkındayız. Tarım işçileri zor şartlarda çalışıyor ama ne yazık ki çiftçi de para kazanamıyor. Yarım saattir üretim maliyetlerinden, artan giderlerden bahsediyoruz. Türkiye’de tarım dışında hangi sektörde olursa olsun, üreten kişi malının fiyatını belirleyebiliyor. Bir tek çiftçi, ürettiği ürünün fiyatını kendisi belirleyemiyor. Üretiyoruz, pazara getiriyoruz ama fiyatı başkası belirliyor. Elimiz kolumuz bağlı, boynumuz bükük bekliyoruz. Mersin’deki en temel sorunlardan biri de bu fiyat belirsizliği. Çayda da fındıkta da zaman zaman tartışmalar yaşansa bile bir taban fiyat var. Bizde ise böyle bir güvence yok. Geçmişte bunu dengeleyen bir sistem vardı. Kentimizde faaliyet gösteren, devletimize ait suma fabrikası üretim maliyetlerini Ziraat Odalarından alır, üzerine çiftçi kârını ekleyerek bir taban fiyat belirlerdi. Üzüm fiyatları da buna göre şekillenirdi. Ancak fabrikanın özelleştirilmesiyle birlikte bu sistem ortadan kalktı. Böylece çiftçi için önemli bir güvence de kaybedilmiş oldu” ifadelerini kullandı.
“DEVLET BELİRLESİN, ÇİFTÇİ İŞÇİYLE KARŞI KARŞIYA GELMESİN”
Mersin’de bu yıl şeftali üretiminde ciddi bir rekolte beklediklerinin altını çizen Yılmaz: “2026 yılında da hava koşullarının etkisiyle rekoltenin oldukça yüksek olacağını öngörüyoruz. Ağaçlar soğuklama ihtiyacını fazlasıyla karşıladı; bölgedeki bahçelerde verimin çok güçlü olmasını bekliyoruz. Ancak yüksek üretim kadar önemli olan bir diğer konu da fiyat dengesi. Bu noktada ilk akla gelen meysu alım fiyatları oluyor. Meysu firmalarının açıkladığı fiyatlar, doğrudan piyasa satış fiyatlarını etkiliyor. Eğer meysu alım fiyatları üretim maliyetlerimizin bir miktar üzerine çıkarsa, sofralık ürünlerin fiyatı da buna göre şekillenecektir. Biz afaki kazançlardan söz etmiyoruz. Sadece maliyetimizi karşılayan ve geçimimizi sürdürebileceğimiz bir fiyat istiyoruz. Çiftçi için en önemli şey belirsizliğin ortadan kalkmasıdır. Her yıl ne kazanacağını bilen üretici, planını yapar ve üretmeye devam eder. Bu kapsamda Ziraat Odası olarak meyve suyu firmalarıyla üreticiyi bir araya getirdik. Görüşmeler yaptık, yayınlar düzenledik, ‘10 kuruş artırabilir miyiz?’ diye mücadele ettik. Ancak her sezon benzer sıkıntılar yaşanıyor. Üreticinin ‘Bu fiyata vermeyiz’ demesi de çoğu zaman çözüm olmuyor. Çünkü raf ömrü kısa; ürün birkaç gün içinde değerlendirilmezse dökülüyor ve zarar büyüyor. Tüm bu tablo, artan işçi yevmiyeleriyle birleştiğinde çiftçiyi daha da zor durumda bırakıyor. Elbette mevsimlik tarım işçilerinin de ağır şartlarda çalıştığını ve geçim mücadelesi verdiğini biliyoruz. Ancak işçi ücretlerinin belirlenmesi konusunda çiftçinin muhatap haline gelmesi doğru değil. Bu nedenle işçilerimizin günlük yevmiyelerinin her yıl devlet tarafından net biçimde belirlenmesini istiyoruz. Bu konuyla ilgili hazırladığımız raporları iktidar partisinin milletvekillerine ilettim, ayrıca telefonla da ricada bulundum. Bu yükün çiftçinin omzundan alınması gerekiyor. Aksi halde hem işçiyle hem işçi dernekleriyle karşı karşıya geliyoruz. Oysa bu konuda belirleyici bir yetkimiz bulunmuyor” diye konuştu.
“TOPRAK KORUMA KURULUNDA MUTLAKA YER ALMALIYIZ”
Toprak koruma kurulunda mutlaka yer almaları gerektiğini belirten Yılmaz: “Valiliğin oluşturduğu Toprak Koruma Kurulu’nda 2017 yılından bu yana temsil edilmiyoruz. O tarihten sonra kapsam dışı bırakıldık ve kurulda yer alamıyoruz. Oysa Ziraat Odalarının bu kurulda temsil edilmesi son derece önemli ve gereklidir. Çünkü söz konusu olan yalnızca bugünün değil, geleceğin meselesidir. Verimli tarım arazileri yapısal ya da rantsal anlamda ne kadar değer kazanırsa kazansın, bu toprakları korumak zorundayız. Çocuklarımızın, torunlarımızın ve ülkemizin geleceği için verimli tarım arazilerimizi mutlaka korumalı, karar mekanizmalarında üreticinin temsilini sağlamalıyız” dedi.
|