Sahi kuzum, biz neden okuduk?




Tarih: 16 Şubat 2026 Pazartesi 17:01

MERVE KANKAN

Mersin’de ve farklı illerde görev yapan ‘diplomalı gazeteciler’ ‘çalışma koşulları, iş bulma, ücretler, saygınlık’ başlıklarında mesleği sorguladı. Gazeteciliğin ‘Diplomanın belirleyici olmadığı tek meslek’ vurgusu öne çıktı: Her kalem oynatan, her klavye kullanan gazeteci oluyorsa İletişim Fakülteleri neden var?

 

 

Türkiye’de 62 İletişim Fakültesi mevcut. Gazetecilik okuyan ve sektörde aktif olarak Mersin ve farklı illerde çalışan dört gazeteciye İletişim Fakültesi bulunan Mersin şehrinden beş soru sorduk:

- Dört yıl gazetecilik okudunuz. Bugün bunun size somut bir karşılığı var mı? Eğitimsiz herkesin gazeteci olabilmesi hakkında ne düşünüyorsunuz?

- Gazetecilik okumayan biriyle aranızda iş bulma açısından bir fark görüyor musunuz? Üniversitelerdeki iletişim fakülteleri ne işe yarıyor? Diplomasız ama ‘tanıdık’ kişiler sektörde sizden daha hızlı yükselebiliyor mu?

- Bu işi seviyorsan para ikinci planda’ anlayışı bir sömürü biçimi mi?

- Sektörde işe alımlarda liyakat mi etkili, referans mı? Siyasi görüşünüz iş bulmanızı etkiledi mi? Haberiniz hiç siyasi gerekçeyle reddedildi mi?

- Yeniden tercih yapsanız yine gazetecilik okur muydunuz? Türkiye’de gazeteci olmak; hayal mi, mücadele mi, tükeniş mi?

*

Dört farklı gazeteci, farklı deneyimlerle, farklı yollardan kah hayal kırıklığı kah kızgınlıkla aynı adreste buluştu:

-Türkiye’de gazetecilik, idealizm ile gerçeklik arasındaki sert çizgide var olmaya çalışıyor.

-Diploma çoğu zaman tek başına yeterli değil.

- Referans çoğunlukla belirleyici.

- Çalışma koşulları ağır ve yıpratıcı.

- Ücretler yetersiz.

*

 

 

BUMİN KAĞAN MUTİ (Serbest)

“DİPLOMA BİR ELEME NİTELİĞİ TAŞIMALIYDI”

“Dört yıl boyunca derslere girdim, tez yazdım, projeler teslim ettim, sabahladım, sınav stresleri yaşadım. Diplomayı elime aldığım gün bir şeylerin değişeceğini sandım. Değişmedi. Çünkü bu ülkede gazetecilik diplomasının bir değeri yok. Prestij yok. Statü yok. Eleme yok. Sokaktan geçen biri ‘Ben gazeteci olacağım’ dediğinde, seninle aynı noktaya gelebiliyor. Bir insan ‘Çocukları seviyorum’ deyip öğretmen olamıyorsa, ‘Ağzım iyi laf yapıyor’ deyip avukat olamıyorsa, kusura bakılmasın ama diplomasız, eğitimsiz birinin de gazeteci olmaması gerekir. Diplomanın bir eleme niteliği taşıması gerekir. Bu iş dört yılını verdiğin, emek döktüğün, akademik eğitim aldığın bir alan. Ama sistem öyle işlemiyor. Gazetecilikte diploma bir ayrıcalık değil, neredeyse bir fazlalık. Üniversitedeyken tez teslim tarihini, final stresini, not ortalamasını dert etmiş olmama şimdi dönüp bakınca gülüyorum. Keşke o kadar ciddiye almasaydım. Çünkü mezun olduktan sonra gördüğüm tablo şu: Yapılan iş ortada, teklif edilen maaş ortada, verilen değer ortada. Mezun olur olmaz sektörde çalışmaktan vazgeçtim. Çünkü o şartlarda çalışmak kendime saygısızlık olurdu.”

“SÖMÜRÜ DÜZENİ”

“Teklif edilen ücretler komik. Açlık sınırının altında maaşlarla, ‘ideoloji’, ‘meslek aşkı’ gibi romantik laflarla insanları susturmaya çalışıyorlar. Bu açık bir sömürü düzeni. Düz, çıplak bir gerçek bile yazdığında yayınlanmayabiliyor. Haber değeri olan bir içerik, birilerinin hoşuna gitmediği için çöpe gidebiliyor. Böyle bir ortamda ‘özgür basın’ romantizmi yapmak kendini kandırmaktır. Verdiğin emeğe, aldığın paraya, harcadığın psikolojiye yazık. Üniversitesini okuduğuna yazık zaten okumayan da yapıyor. Hayata bir kez geliyorsun ama karşılığında aldığın şey tükenmişlik oluyor. Ekonomi kötü, ülke şartları zor; bunu herkes biliyor. Ama bu koşullarda hâlâ ‘mutluyuz, ideolojimiz var, mücadele ediyoruz’ diyenlere saygı duymakla birlikte ben o noktada değilim. Bu romantizm değil, gerçeklik meselesi.”

“ROMANTİK HAYALLERLE DEĞİL, ÇIPLAK GERÇEKLERLE KARAR VERMELİ”

“Maalesef insan 4 sene emek verip okuyunca elindeki meslekte bu olunca savaşıyor başka çaresi yok. Herkes şanslı olamayabiliyor benim bir B planım vardı. Altyapım vardı. Kendi işimi yapabilecek imkânım vardı. Yönümü değiştirdim. Buna şartlarım müsaitti umarım herkes bir gün fırsat yakalar. Bu şartları gazetecilikte bulmam maalesef mümkün değildi. Keşke tersini söyleyebilseydim. Keşke ‘Okuyun, harika bir meslek, emek karşılığını buluyor’ diyebilseydim. Ama bugün geldiğimiz noktada gazetecilik, özellikle genç mezunlar için ciddi bir hayal kırıklığı. Bu bölümü yazacak olanlar romantik hayallerle değil, çıplak gerçeklerle karar vermeli. Çünkü burada mesele sadece meslek değil; hayat kalitesi, psikoloji ve insanın kendi değerini koruyabilmesi.”

ŞİRİN ÇAVUŞ YİĞİT (Ekonomi Gazetesi Mersin)

“İŞSİZLİK MERSİN’DE VE HER YERDE HERKESİN ORTAK SORUNU”

“Eğitimin katkısı elbette var, ancak bu katkı diğer mesleklerde olduğu gibi doğrudan maaşa ya da statüye yansımıyor. Gazetecilikte alınan eğitim; haber dili, yazım kuralları, etik ilkeler ve kaynak kullanımı gibi alanlarda fark yaratıyor. Özellikle kriz anlarında doğru refleks gösterebilmek de bu eğitimin önemli bir çıktısı. Her ne kadar diploma sektörde belirleyici bir unsur olarak görülmese de, ‘herkes gazeteci olabilir’ algısının yaygınlaşması diplomanın değerini gölgede bıraksa da, eğitimin kaliteyi artırdığına inanıyorum. Açıkçası okuyanla okumayan arasında bugün çok belirgin bir fark göremiyorum. Çünkü işsizlik artık herkesin ortak sorunu. Sahada deneyim kazanmak, güçlü bir çevreye sahip olmak ve hızlı hareket edebilmek önemli avantajlar sağlıyor. Ancak düşük ücretler, birçok gazeteciyi mesleği dışında iş aramaya itiyor. Bu nedenle eğitimli ya da eğitimsiz fark etmeksizin pek çok kişi sektörden uzaklaşmak zorunda kalıyor. Öte yandan, diploması olmasa bile güçlü referanslarla hızla yükselen kişiler var. Bu da sektörün bir gerçeği.”

“TEORİDE OLMASI GEREKEN LİYAKAT; PRATİKTE İSE ÇOĞU ZAMAN REFERANS OLUYOR”

“Bugün gazetecilik çoğu zaman asgari ücretle yapılıyor. Ancak bu durumun sürdürülebilir olduğu söylenemez. Ekonomik baskılar ve geçim derdi, hem mesleğin devamlılığını zorlaştırıyor hem de gazetecinin bağımsızlığını zedeliyor. Eğer ‘bu işi seviyorsan yap’ gibi bir yaklaşım karşı taraftan geliyorsa, bu çoğu zaman emeğin değersizleştirilmesi anlamına geliyor. Gazetecilik bir tutku olabilir, evet; ama bu tutkunun arkasında yoğun emek, zaman ve çoğu zaman görünmeyen bir stres var. Bunları yok saymak, emeği görmezden gelmektir. Bir işi sevmek, güvencesizliği kabullenmek anlamına gelmemeli. Gazeteci, ekonomik kaygılardan uzak şekilde özgürce yazabilmeli. Çünkü geçim derdiyle mücadele eden birinin ne kadar istekli olursa olsun verimli olması zorlaşır. Teoride olması gereken liyakat; pratikte ise çoğu zaman referans oluyor. Kabul etmek zor olsa da siyasi görüşler sektörde dolaylı da olsa etkisini hissettiriyor. Haberlerin siyasi gerekçelerle geri çevrilmesi, değiştirilmesi ya da tamamen yok sayılması aslında çok da yabancı bir durum değil. Bugün yeniden bir tercih yapma şansım olsaydı, muhtemelen sadece ben değil, birçok meslek grubundan insan uzun uzun düşünürdü. Çünkü Türkiye’de pek çok meslek artık eski cazibesini kaybetmiş durumda. Yine de ben tercihini mücadeleden yana kullananlardan olurum. Büyük ihtimalle yine gazetecilik okurdum; ancak bu kez daha bilinçli, daha planlı ve daha stratejik ilerlemeye çalışırdım.”

ATAKAN BAŞPEHLİVAN  (Son Mühür Haber)

“HERKES GAZETECİ OLABİLİR' YAKLAŞIMI MESLEĞİN CİDDİYETİNİ ZAYIFLATAN BİR ANLAYIŞ”

“Gazetecilik eğitimi bana yalnızca teknik bilgi kazandırmadı; bir habere nasıl mesafe koyacağımı, bilgiyle yorum arasındaki çizgiyi nasıl ayıracağımı, kriz anlarında nasıl soğukkanlı kalabileceğimi öğretti. Okulda öğrendiğiniz etik ilkeler, haber doğrulama yöntemleri, medya hukuku bilgisi sahada görünmeyen ama hayati bir zemin oluşturuyor. Bugün sosyal medya çağında herkes içerik anlamında bir şeyler üretebiliyor. Ancak içerik üretmekle gazetecilik yapmak arasında ciddi bir fark var. Gazetecilik kamusal sorumluluk taşır. Yanlış bir bilgi bir insanın hayatını etkileyebilir, bir kurumu zan altında bırakabilir. Açıkçası bu nedenle 'herkes gazeteci olabilir' yaklaşımı bana mesleğin ciddiyetini zayıflatan bir anlayış gibi geliyor. Eğitim tek başına yeterli değil elbette; saha pratiği şart. Ama teorik altyapı olmadan yapılan gazetecilik refleks olarak kalıyor, derinlik üretmiyor. Gerçekçi olmak lazım diye düşünüyorum. Türkiye’de medya sektörü yalnızca liyakatle işlemiyor. Referansın, çevrenin, hatta siyasi konumlanmanın etkili olduğu dönemler yaşanabiliyor. Bu durum sadece gazetecilikte değil birçok sektörde böyle. Gazetecilik okumayan biri elbette iyi gazeteci olabilir; meslek sadece diploma işi değildir. Ancak iletişim fakülteleri eleştirel düşünme kasını geliştirir, haber dilini öğretir, etik sınırları tartıştırır. Bu fark ilk bakışta görünmez ama uzun vadede ortaya çıkar. Tanıdıkla hızlı yükselenler olabilir. Ancak medya çok hızlı tüketen bir alan. Eğer üretim gücünüz, sahadaki emeğiniz ve güvenilirliğiniz yoksa o yükseliş kalıcı olmuyor. Ben meslekte asıl belirleyici olanın güven olduğunu düşünüyorum.”

“GAZETECİLİĞİN HALA GÜÇLÜ BİR TOPLUMSAL ROLÜ OLDUĞUNA İNANIYORUM”

“Asgari ücretlere yapılıyor ama bu bir ideal tablo değil. Gazetecilik ciddi zaman, enerji ve zihinsel yoğunluk gerektiren bir meslek. Sürekli gündemi takip etmek, sahada olmak, kriz anlarında çalışmak ciddi bir emek istiyor. Asgari ücret seviyelerinde çalışan bir gazetecinin hem ekonomik hem psikolojik baskı altında kalması kaçınılmaz. Bu da bağımsızlığı ve üretim kalitesini etkileyebiliyor. Ekonomik güvencesi olmayan bir gazetecinin özgür hareket alanı daralır. Gazetecilik kamusal fayda üreten bir meslekse, emeğinin karşılığı da bu kavramla orantılı olmalı diye düşünüyorum. Mesleği sevmek çok kıymetli. Ben de gazeteciliği sevdiğim için yapıyorum. Ancak bu cümlenin çoğu zaman düşük ücretleri ve ağır çalışma koşullarını meşrulaştırmak için kullanıldığını düşünüyorum. İdealizm gazeteciliğin ruhunda var. Ama idealizm üzerinden emeği değersizleştirmek bana kalırsa doğru değil. Bir insan hem mesleğini sevebilir hem de emeğinin karşılığını isteyebilir. Bu ikisi birbirine zıt değil. Romantize edilmiş bir fedakarlık söylemi, genç gazetecilerin motivasyonunu da kırabiliyor. Meslek sevgisi, adil çalışma koşullarının alternatifi değildir. Türkiye’de medya sahipliği yapısı düşünüldüğünde referansın tamamen etkisiz olduğunu söylemek gerçekçi olmaz. Ancak uzun vadede sizi ayakta tutan şey yaptığınız haberin gücü ve güvenilirliğidir. Siyasi görüş meselesine gelince; Türkiye’de gazetecilik ile siyaset arasındaki mesafe zaten çok dar bir alanda ilerliyor. Bu durum zaman zaman algı üretilebiliyor. Önemli olan haber yaparken kişisel görüşü değil, veriyi ve gerçeği merkeze koymak. Haberlerin reddedilmesi çoğu zaman editoryal tercihlerle açıklanır. Ancak medyanın ekonomik ve siyasi bağlamı da karar süreçlerini etkileyebiliyor. Bu noktada gazetecinin en büyük gücü mesleki itibarıdır. Muhtemelen yine gazetecilik okurdum. Çünkü bu meslek benim için yalnızca haber yazmak değil, toplumsal hafızaya not düşmek demek. Türkiye’de gazetecilik hiç kolay değil. Zorlayıcı, zaman zaman yıpratıcı. Ama hayal değil. Daha çok mücadele. Mücadele etmeyi göze alan, sahada kalmayı bilen ve mesleki çizgisini koruyanlar için hala anlamlı bir alan. Tükeniş ise ancak umudu kaybederseniz başlar. Ben gazeteciliğin hala güçlü bir toplumsal rolü olduğuna inanıyorum. Bu rolü güçlendirmek de bizim sorumluluğumuz.”

BATUHAN YAVUZ (Dijital Gaste)

“HER KALEM KULLANAN, HER KLAVYE KULLANAN GAZETECİ OLAMAZ”

“Gazetecilik her dönemde sıkıntılarla, sorunlarla boğuşan bir iş. Bu 18. yüzyılda da böyleydi, 19. yüzyılda da... Meslek büyüklerimden, akademisyen hocalarımdan öğrendiğim şeyler var, bu da gazetecilik mesleğinin bir 'aydın, entelektüel' işi olduğudur. Dolayısıyla her önüne gelen gazetecilik yapmamalı, yapmasın. Her kalem kullanan, her klavye kullanan gazeteci olamaz. Belli bir bilgi birikim, nitelik şart. Medyatik işlerde mutlaka network olmalı. Başka türlü bir yerlere gelme, iş bulma vs. zor olur. Çevresi, tanıdığı olan daha kolay iş bulur. Gazetecilik okumayanlar da gazetecilik yapabilir tabii ki.”

Bugün yaşanan ekonomik zorluklar nedeniyle birçok basın emekçisi ucuz ücretlere çalıştırılıyor. Bunun önüne geçmek için örgütleşmeye, sendikalaşmaya yönelmek gerekiyor. Tabii ki. 'Sevdiğin işi yap.' anlayışı mutluluk vadeden bir şeymiş gibi geliyor olabilir ama öyle değil. Kapitalizmin mütemadiyen bir oyunu bu, illüzyon. Böylelikle işçiler, aldıkları ücreti sorgulamayacak, sınıf kavramından bihaber olarak çalışacaklar, sistemin istediği bu. Siyasi görüşünüz iş bulmanızı etkiledi mi sorusuna gelince kurumdan kuruma değişiyor. Zaten liyakatin olmadığı bir yerin halkın gözünde itibarı da kalmıyor bir zaman sonra, ifşa ediyor kendilerini çünkü bu kurumlar. Hayır, şimdiye kadar çalıştığım hiçbir yerde böyle bir muameleye maruz kalmadım. İstediğim haberi yapabiliyorum. Eğer yeniden tercih yapsanız yine gazetecilik okur muydum evet, yine gazetecilik okurdum. Mücadele etmek iyidir, zinde tutar. Halkın, mağdur olanın gür sesi olmak kutsal bir mesele...”

 

 


Etiket:


Yorum Ekle comment Yorumlar (0)

 
 
  SOSYAL MEDYA
 
 
  GAZETEMİZ
 
 
  BASIN İLAN
 
 
  HAVA DURUMU
 
 
  FACEBOOK
 

 
 
 


 

Siteden yararlanırken yayın politikamızı okumanızı tavsiye ederiz. mersinhakimiyet.com © Copyright 2019-2026 Tüm hakları saklıdır.
İzinsiz ve kaynak gösterilemeden yayınlanamaz, kopyalanamaz, kullanılamaz. mersinhakimiyet.com basın ve yayın meslek ilkelerine uyar.

URA MEDYA