ŞİDDETİN KÖKENİ ÇOK KATMANLI




Tarih: 16 Nisan 2026 Perşembe 18:20

RAZİYE ERDEN YILDIRIM

Okullarda yaşanan katliamların ardından alanında uzman isimler görüşlerini gazetemize anlattı. Uzmanların değerlendirmeleri, yaşananların yalnızca birer “olay” değil, psikolojik, hukuki ve dijital boyutları olan çok katmanlı bir sorun olduğunu bir kez daha ortaya koydu

Şanlıurfa’nın Siverek ilçesinde bulunan Ahmet Koyuncu Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi’nde 11 Nisan’da yaşanan silahlı saldırının şoku henüz atlatılamamışken, 15 Nisan’da Kahramanmaraş’tan yeni bir kan donduran bir saldırı haberi geldi. Edinilen bilgilere göre, Kahramanmaraş’ta 14 yaşındaki, 8. sınıf öğrencisi olduğu öğrenilen bir saldırgan, 5 silah ve 7 şarjörle okula gelerek iki sınıfı hedef aldı. Saldırının ardından intihar ettiği belirtilen saldırı sonucunda 10 kişi hayatını kaybetti. Öte yandan, 19 yaşındaki Ö.K. tarafından gerçekleştirilen bir başka saldırıda ise can kaybı yaşanmadığı öğrenildi.

Peş peşe yaşanan bu olaylar, aileler arasında büyük bir tedirginliğe yol açtı. Veliler, okul güvenliğinin artırılması gerektiğini vurgularken, veli gruplarında yapılan yazışmalar da endişenin boyutunu gözler önüne serdi. Türkiye’yi derinden sarsan bu olaylar sonrası, yalnızca okul güvenliğini değil, çocukların ruh sağlığını, aile yapısını ve dijital dünyanın etkisini de yeniden tartışmaya açtı. Artan endişeler üzerine konunun farklı boyutlarını ele almak için Uzman Klinik Psikolog Gizem Kıtlıkoğlu, Avukat Ece Serin ve Siber Güvenlik Uzmanı Emrah Güçlü ile görüştük.

KITLIKOĞLU: BİREYSEL OLDUĞU KADAR, SİSTEMSEL BİR ALARM OLARAK DA DEĞERLENDİRİLMELİ

Uzman Klinik Psikolog Gizem Kıtlıkoğlu, yaşanan olayların yalnızca bireysel değil, aynı zamanda toplumsal ve psikolojik bir kırılmanın sonucu olduğuna dikkat çekerek, çocuk ve ergenlerde biriken duygusal yüklerin şiddete nasıl dönüşebileceğini değerlendirdi. Psikolog Kıtlıkoğlu ile bu karanlık tablonun psikolojik kökenlerini ve çözüm yollarını konuştuğumuz röportajın detayları şöyle:

İki gün art arda okullarda yapılan saldıralar gündemde. Bu yaş gruplarının insanlara ateş açmasını nasıl yorumluyorsunuz?

Bu olaylar karşısında derin bir üzüntü ve kaygı duyduğumu özellikle ifade etmek isterim. Okul gibi güvenli olması gereken bir ortamda bu tür şiddet olaylarının yaşanması, hepimiz için sarsıcı ve düşündürücü. Bu tür olayları “tek bir nedene” indirgemek yanıltıcı olur; genellikle çok katmanlı bir kırılmanın dışavurumudur. Özellikle ergenlik döneminde dürtü kontrolü henüz tam gelişmemişken; yoğun öfke, değersizlik, dışlanmışlık, aşağılanma algısı ve çaresizlik birikimi, bazı gençlerde şiddeti bir “çözüm” gibi gösterebilir. Buna eşlik eden unsurlar arasında akran zorbalığı, aile içi çatışmalar, ihmal ya da duygusal kopukluk, şiddetin normalleştiği dijital içeriklere maruz kalma ve ruhsal sorunların fark edilmeden ilerlemesi sayılabilir. Bu nedenle bu olaylar, bireysel olduğu kadar sistemsel bir alarm olarak da değerlendirilmelidir.

Peki, neden hedef öğretmenler?

Öğretmenlerin hedef haline gelmesi ise çoğu zaman “otoriteyi temsil etme” ile ilişkilidir. Ergen için öğretmen; sınır koyan, değerlendiren, bazen de eleştiren figürdür. İç dünyasında yoğun öfke biriktiren, kendini değersiz ya da anlaşılmamış hisseden bir genç, bu duyguları en görünür otorite figürüne yöneltebilir. Burada öğretmenle bireysel bir mesele olmak zorunda değildir; daha çok gencin yaşadığı içsel çatışmanın dışa vurumu söz konusudur.

Aileler kaygılı ve şu an çocuklarını okullara göndermek istemiyor. Onlara ne önerirsiniz?

Kaygı yaşayan aileler için en kritik nokta, panikle hareket etmek yerine “güvenli ama dengeli” bir yaklaşım geliştirmektir. Çocuğu tamamen okuldan çekmek, kısa vadede rahatlatıcı gibi görünse de uzun vadede kaygıyı pekiştirebilir. Bunun yerine okul yönetimiyle iletişim kurmak, alınan güvenlik önlemlerini öğrenmek ve çocuğa somut güvenlik çerçevesi sunmak daha işlevseldir. Evde sürekli bu olayların konuşulması ya da haberlerin tekrar tekrar izlenmesi ise çocukların kaygısını artırır; bu nedenle maruziyet sınırlandırılmalıdır.

Çocuklar da tedirgin, aileler neler yapabilir?

Çocuklardaki tedirginlik ise genellikle “Güvende miyim?” sorusu etrafında şekillenir. Ailelerin burada yapabileceği en önemli şey, çocuğun duygusunu küçümsemeden ama büyütmeden karşılamaktır. “Korkmana gerek yok” demek yerine, “Korktuğunu anlıyorum, bu çok anlaşılır” diyerek duyguyu kabul etmek, ardından da somut güvenlik bilgisi vermek gerekir. Rutinleri korumak, çocuğa öngörülebilirlik sağlar ve kaygıyı azaltır. Ayrıca çocukta içe kapanma, uyku bozukluğu, okula gitmeyi reddetme gibi belirtiler artıyorsa bir uzmandan destek almak önemlidir. Özetle; bu tür olaylar sadece bireysel değil, toplumsal bir ruh sağlığı meselesidir. Önleyici çalışmaların güçlendirilmesi, okullarda psikolojik destek sistemlerinin yaygınlaştırılması ve aile-çocuk iletişiminin sağlıklı kurulması bu noktada belirleyici olacaktır.

SERİN: FAİL BELLİDİR ANCAK SORUMLULUK MÜNFERİT DEĞİLDİR

Hukuki boyutu ele alan Avukat Ece Serin ise yaş küçüklüğü, ceza ehliyeti ve sorumluluk kavramları üzerinden olayların yasal çerçevesini anlatarak, “Asıl suçlu kim?” sorusunun hukuk açısından nasıl değerlendirilmesi gerektiğini açıkladı. Hukukun sınırlarını ve toplumsal sorumluluklarımızı masaya yatırdığımız Avukat Serin ile röportajın satır başları…

Okul saldırılarını yapanlardan biri 19 yaşında, diğeri ortaokul öğrencisi. Bir suçlu var ama asıl suçlu kim?

Hukuki açıdan baktığımızda, 19 yaşındaki kişi bakımından tablo nettir. Türk Ceza Kanunu kapsamında tam ceza ehliyeti vardır ve işlediği fiilin doğrudan sorumlusudur. Ortaokul öğrencisi için ise yaş küçüklüğü devreye girer, suça sürüklenen çocuk olarak değerlendirilir. Türk Ceza Kanunu Madde:31’e göre; 12-15 yaş aralığında, fiilin anlam ve sonuçlarını algılama ve davranışlarını yönlendirme yeteneği araştırılır. 15-18 yaşta ise sorumluluk kabul edilir ama indirim söz konusudur. Asıl suçlu sorusu, Ceza Hukuku’nun sınırlarını zorlayan bir sorudur. Çünkü Ceza Hukuku’nda temel ilke, suç ve cezaların şahsiliği ilkesidir. Yani kimse başkasının fiilinden dolayı cezalandırılamaz. Bu ilke, duygusal olarak “Başka sorumlular da var” dediğimiz noktada bile hukukun frene bastığı yerdir. Dolayısıyla bu soru yalnızca hukuki bir tespit arayışını değil, daha geniş bir sorgulamayı da beraberinde getiriyor. Fail bellidir ancak sorumluluk münferit değildir. Ailenin gözetim yükümlülüğü, okulun denetim sorumluluğu ve çocuğun içinde bulunduğu sosyal çevre doğrudan ceza sorumluluğu kapsamında değerlendirilmese de olayın arka planını şekillendiren unsurlar olarak karşımıza çıkar. Bu sebeple tek bir asıl suçlu aramak çoğu zaman gerçeği basitleştirmek olur.

Suça karışan 12 yaş altı çocuklarda, ailenin koruma görevini yerine getirmemesi durumunda ebeveynlerin cezai sorumluluğu gündeme gelmişti. Bu caydırıcı olabilir mi?

Bu başlık son dönemde sıkça gündeme geliyor. Bu öneri ilk bakışta uygulanabilir gibi değerlendirilse de hukuken dikkatli yaklaşılması gereken bir alan. Çünkü tekrar aynı ilkeye geliyoruz, suç ve cezaların şahsiliği ilkesi. Bir çocuğun fiilinden dolayı ebeveynin doğrudan cezalandırılması, bu ilkeyle bağdaşmaz. Ancak bu husus, ailelerin tamamen sorumsuz olduğu anlamına gelmez. Türk Medeni Kanunu çerçevesinde ebeveynlerin gözetim ve eğitim yükümlülüğü açıkça düzenlenmiştir. Ana ve babanın çocuğun bakımını, eğitimini ve korunmasını sağlama yükümlülüğü bulunmaktadır. Öte yandan, ihmalin ağırlığı arttığında mesele sadece Medeni Hukuk ile sınırlı kalmayabilir. Türk Ceza Kanunu kapsamında, ebeveynin açık bir ihmalinin bulunması ve bu ihmal ile ortaya çıkan sonuç arasında illiyet bağı kurulabilmesi halinde, somut olaya göre farklı suç tipleri üzerinden cezai sorumluluk da tartışılabilir. Ancak burada dikkat edilmesi gereken nokta, bu sorumluluğun doğrudan çocuğun işlediği fiilden değil, ebeveynin kendi yükümlülüğünü ihlal eden davranışından kaynaklanmasıdır. Ancak, cezai sorumluluğun genişletilmesi meselesi hassas bir alan. Caydırıcılık sağlayabilir mi sorusu da tek başına cevaplanamaz. Çünkü bir çocuğun suça sürüklenmesi çoğu zaman sadece aile ihmali ile açıklanamaz. Bu nedenle, bu alandaki gerekli yasal düzenlemelerin gözden geçirilmesi elbette tartışılabilir; ancak bunun nasıl ve hangi sınırlar içinde yapılacağı dikkatle ele alınmalıdır.

Okullardaki güvenlik nasıl artırılabilir?

Güvenlik denildiğinde çoğu zaman fiziksel önlemler akla gelse de, konu daha geniş bir çerçevede ele alınmalıdır. Öncelikle silaha erişim ve ruhsatsız silah konusu bu çerçevede önem kazanmaktadır. Ülkemizde silah bulundurmak ruhsata tabidir ve ruhsatsız silah bulundurmak yasaktır. Buna rağmen silaha erişimin mümkün olması, denetim mekanizmalarının ne ölçüde etkili olduğu sorusunu gündeme getirir. Bu noktada mevcut yasal düzenlemelerin yeniden ele alınması ve uygulamadaki aksaklıkların dikkatle değerlendirilmesi büyük önem taşımaktadır. Okul içi güvenlik ise yalnızca kapı kontrolü ya da fiziki önlemlerle sınırlı değildir. Kontrollü giriş-çıkış sistemleri, okul alanına dışarıdan erişimin denetlenmesi açısından temel bir çerçeve sunar. Bunun yanında, riskli davranışların erken fark edilmesini sağlayacak gözlem ve yönlendirme mekanizmalarının işletilmesi gerekir. Rehberlik ve psikolojik danışmanlık hizmetlerinin ise yalnızca destek birimi olarak değil, öğrencinin davranışsal ve duygusal değişimlerini izleyebilen aktif bir yapı olarak güçlendirilmesi önem taşır. Bu unsurlar birlikte ele alındığında, okul güvenliği daha bütüncül bir zemine oturur. Bunların yanı sıra, öğrencinin kendini ait hissettiği bir ortam da bu meselenin önemli bir parçasıdır. Dışlanma, zorbalık ve yalnızlık duygusu çoğu zaman görünmeyen ancak etkisi yüksek risk alanlarıdır. Bu nedenle alınacak önlemler yalnızca fiziksel güvenlik ile sınırlı kalmamalı, sosyal ve psikolojik boyutları da içermelidir. Bu kapsamda hangi tedbirlerin daha etkili olacağı ve nasıl uygulanacağı ayrıca değerlendirilmesi gereken bir konudur.

Siz bir avukat olarak, saldırıları nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bu tür olaylar yalnızca bir ceza dosyası olarak ele alındığında eksik kalır. Elbette olayın ardından kolluk ve adli süreç işletilir, deliller toplanır ve olay tüm yönleriyle aydınlatılmaya çalışılır. Bu kısmı işin zorunlu ve teknik boyutudur. Ancak bu olaylar aynı zamanda bize ortada tek bir nedenin olmadığını gösterir. Ruh sağlığı, bireysel dayanıklılık ve stresle baş etme kapasitesi, aile içi ilişkiler ve çocuğun yetişme ortamı, okulda kurulan sosyal bağlar ve karşılaşılan dışlanma ya da zorbalık deneyimleri, silaha erişim ve denetim eksiklikleri ile daha geniş ölçekte toplumsal gerilimler ve güvensizlik hali… Hepsi bir noktada kesişebiliyor. Bu nedenle olayları yalnızca sonuç üzerinden değerlendirmek yerine, nasıl önlenebilir sorusunu da aynı ciddiyetle sormak gerekir. Yasal çerçeve, güvenlik tedbirleri ve sosyal destek mekanizmaları birlikte ele alınmadıkça, benzer olayların önüne geçmek kolay görünmüyor. Kısacası, bu olaylar bize sadece bir suçu değil, aynı zamanda bir süreci anlatıyor. O süreci doğru okumak, en az yargılama kadar önemli.

GÜÇLÜ: DİJİTAL GÜVENLİK MESELESİNİ DE ELE ALMAK GEREKİYOR

Siber Güvenlik Uzmanı Emrah Güçlü ise dijital dünyanın görünmeyen tehlikelerine işaret ederek, çocukların maruz kaldığı içeriklerin ve çevrim içi yönlendirmelerin bu tür olayların arka planındaki etkisine dikkat çekti. Güçlü, özellikle kontrolsüz platformlar ve algoritmaların gençler üzerindeki rolünü vurguladı. Siber dünyanın kapalı kapıları ardında nelerin döndüğünü ve ailelerin alabileceği önlemleri, uzman Güçlü ile tüm detaylarıyla konuştuk:

Okullarda yaşanan şiddet olaylarının dijital bağlantısı hakkında ne düşünüyorsunuz?

Yaşanan olayların büyük kısmı sadece fiziksel ortamda başlamıyor. Dijital platformlarda kurulan ilişkiler, maruz kalınan içerikler ve yönlendirmeler, bu tür şiddet eylemlerinin zeminini oluşturabiliyor. Özellikle kapalı ve denetimsiz gruplarda, şiddeti normalleştiren hatta teşvik eden içerikler gençlerin algısını ciddi şekilde etkiliyor. Bu nedenle konuyu sadece okul güvenliği olarak değil, dijital güvenlik meselesi olarak ele almak gerekiyor. Burada birkaç kritik teknik unsur var. Öncelikle anonimlik. Discord, Telegram gibi platformlarda sahte hesaplar oluşturmak çok kolay. Kötü niyetli kişiler, yaşını ve kimliğini gizleyerek çocuklarla iletişim kurabiliyor. İkinci olarak “algoritmik yönlendirme” dediğimiz konu. Çocuk bir kez şiddet içerikli bir video ya da gruba temas ettiğinde, platformlar benzer içerikleri daha fazla önüne çıkarmaya başlıyor. Bu da farkında olmadan bir “dijital tünel” oluşturuyor. Üçüncü önemli konu ise oyun içi iletişimler. Online oyunlarda açılan sohbet kanalları ve sesli iletişimler, dış platformlara geçiş için köprü olarak kullanılıyor. Çocuk önce oyunda iletişim kuruyor, ardından farklı uygulamalara yönlendirilerek daha kontrolsüz ortamlara çekiliyor. Orada da kışkırtmalar ve görevler var.

Bu risklere karşı çocuklar nasıl korunabilir?

Burada hem teknik hem davranışsal önlemler birlikte uygulanmalı. Çocukların cihazlarında ebeveyn kontrol sistemleri aktif olmalı. Bilinmeyen kişilerden gelen arkadaşlık ve grup davetleri kesinlikle kabul edilmemeli. Kullanılan uygulamaların gizlilik ayarları maksimum seviyede tutulmalı. Gerçek hayatta tanımadığı kişilerle özel bilgi paylaşmaması gerektiği net şekilde öğretilmeli. Oyun oynarken veya sohbet ederken yönlendirme yapılırsa bunu mutlaka ailesiyle paylaşması gerektiği anlatılmalı. Ama en önemlisi şu: Çocuk, bir sorun yaşadığında korkmadan ailesine anlatabilmeli. Bu güven ortamı sağlanmadan teknik önlemler tek başına yeterli olmaz maalesef.

Ailelere düşen sorumluluklar neler?

Ailelerin dijital farkındalığı artırması şart. Çocuğun hangi uygulamayı kullandığını bilmeyen bir ebeveyn, riski yönetemez. Ancak burada baskı değil, bilinçli takip önemli. Çocuğun dijital dünyasını tamamen yasaklamak yerine, onunla birlikte öğrenmek ve yönlendirmek gerekiyor. Ayrıca ekran süresi, içerik takibi ve dijital davranışlar düzenli olarak gözlemlenmeli. Çocukta ani davranış değişiklikleri, içine kapanma veya agresifleşme varsa bu durum dijital ortamda yaşanan bir sorunun sinyali olabilir.

 


Etiket:


Yorum Ekle comment Yorumlar (0)

 
 
  SOSYAL MEDYA
 
 
  GAZETEMİZ
 
 
  BASIN İLAN
 
 
  HAVA DURUMU
 
 
  FACEBOOK
 

 
 
 


 

Siteden yararlanırken yayın politikamızı okumanızı tavsiye ederiz. mersinhakimiyet.com © Copyright 2019-2026 Tüm hakları saklıdır.
İzinsiz ve kaynak gösterilemeden yayınlanamaz, kopyalanamaz, kullanılamaz. mersinhakimiyet.com basın ve yayın meslek ilkelerine uyar.

URA MEDYA