Mersin’de KESK’e bağlı Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası ile Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası üyeleri, eğitim ve sağlık çalışanlarına yönelik artan şiddet olaylarına karşı ortak bir basın açıklaması gerçekleştirdi. Yapılan açıklamada, şiddetin yalnızca bireysel değil, toplumsal ve yapısal bir sorun haline geldiği belirtilirken, emekçilerin güvenli koşullarda çalışabilmesi için kapsamlı yasal düzenlemelerin hayata geçirilmesi çağrısında bulunuldu.
MERVE KANKAN
Mersin’de Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu’na (KESK) bağlı Mersin Şubeler Platformu üyeleri, 17 Nisan Sağlıkta Şiddetle Mücadele Günü kapsamında Özgür Çocuk Parkı’nda “Şiddete karşı omuz omuza: yaşamı savunuyoruz!” sloganıyla basın açıklaması gerçekleştirdi. Platform adına yapılan açıklamada, şiddetin yalnızca sağlık alanıyla sınırlı kalmadığı; okullardan sokaklara, evlerden hastanelere kadar hayatın her alanına yayıldığı vurgulandı. Açıklamada, sağlık çalışanlarına yönelik saldırıların toplumun geleceğini tehdit ettiği ifade edilerek, eğitimcilere yönelen şiddet ile kadınlara, çocuklara ve doğaya karşı uygulanan zorbalığın münferit değil sistematik bir sorun olduğuna dikkat çekildi. Katılımcılar, liyakatsizlik ve itibarsızlaştırma politikalarının şiddet ortamını beslediğini savundu. Eğitimci ve sağlıkçılar, “şiddete dur” çağrısı yaparak, güvenli çalışma ve yaşam alanları talep etti.
SÜMBÜL: YALNIZCA GÜVENLİK AÇIĞI DEĞİLDİR
KESK Mersin Şubeler Platformu adına açıklama yapan Eğitim-Sen Mersin Şube Başkanı Mahmut Sümbül, “Şanlıurfa Siverek’te bir okulda yaşanan silahlı saldırının üzerinden henüz 24 saat bile geçmemişken, Kahramanmaraş’ta bir ortaokulda gerçekleşen saldırı hepimizi derinden sarsmıştır. Ayser Çalık Ortaokulu’nda yaşanan bu saldırıda 1’i öğretmen, 3’ü öğrenci olmak üzere 4 kişi yaşamını yitirmiş, çok sayıda öğrencimiz yaralanmıştır. Yaşamını yitirenlerin ailelerine başsağlığı diliyor, yaralılara acil şifalar temenni ediyoruz. Ancak artık yalnızca taziye dilemenin ötesinde bir noktadayız. Çocuklarımızın ve eğitim emekçilerinin hayatı bu kadar değersiz değildir! Can güvenliğinin olmadığı bir eğitim ortamında ne pedagojiden ne de sağlıklı bir gelecekten söz edilebilir. Saldırganın okula silahlarla girebilmiş olması ciddi bir güvenlik zafiyetidir. Ancak mesele yalnızca güvenlik açığı değildir. Toplumun her alanına yayılan şiddet kültürü, cezasızlık politikaları, gençleri umutsuzluğa iten eşitsizlikler ve giderek derinleşen toplumsal çözülme; bugün okullara kadar ulaşmış durumdadır. Bu karanlık tablo karşısında, bugün aynı zamanda tarihsel bir hatırlatma yapma sorumluluğumuz da vardır. Bugün, Köy Enstitülerinin kuruluş yıldönümüdür. Köy Enstitüleri; yalnızca bir eğitim modeli değil, aynı zamanda toplumsal barışı, dayanışmayı, üretimi ve insan onurunu merkeze alan bir aydınlanma projesiydi. Bu kurumlar; öğrenciyi şiddetten uzak, eleştirel düşünen, birlikte üreten, farklılıklarla bir arada yaşamayı öğrenen bireyler olarak yetiştirmeyi hedeflemişti.” dedi.
“CEZASIZLIĞI BÜYÜTEN POLİTİKALAR TERK EDİLMELİDİR”
Köy Enstitülerinin eğitim anlayışının şiddeti değil dayanışmayı, rekabeti değil paylaşımı, ayrışmayı değil birlikte yaşam kültürünü esas aldığını hatırlatan Sümbül, konuşmasını şöyle sürdürdü: “Bugün yaşadığımız bu acı olaylar, o anlayıştan ne kadar uzaklaştığımızın açık göstergesidir. Öte yandan bugün, “Sağlıkta Şiddete Karşı Mücadele Günü”dür. Ne yazık ki yalnızca okullarda değil, hastanelerde de şiddet olağanlaşmış; öğretmenler, sağlık emekçileri ve kamu hizmeti sunan tüm kesimler hedef haline getirilmiştir. Aynı zihniyet, aynı cezasızlık düzeni hem eğitimde hem sağlıkta şiddeti beslemektedir. Artık yeter. Eğitim kurumlarında güvenlik zafiyetleri derhal giderilmelidir. Şiddeti besleyen, cezasızlığı büyüten politikalar terk edilmelidir. Eğitim sistemi; kamusal, eşit, bilimsel, laik ve anadilinde eğitim temelinde yeniden yapılandırılmalıdır. Köy Enstitülerinin toplumsal barışı ve üretimi esas alan eğitim mirası yeniden hatırlanmalı ve günümüz koşullarına uygun biçimde hayata geçirilmelidir. Sağlıkta ve eğitimde şiddeti önleyecek etkin, caydırıcı ve bütüncül politikalar derhal uygulanmalıdır. Gençleri güvencesizlikten ve umutsuzluktan kurtaracak, dayanışmayı büyütecek politikalar hayata geçirilmelidir. Bu koşullarda bağlı sendikamız Eğitim Sen’in başlattığı “Yaşam Nöbeti” ve iş bırakma eylemleri 17 Nisan’a kadar uzatılmıştır. Kaybettiğimiz canların hesabını sormak ve bir daha hiçbir çocuğun, hiçbir eğitim emekçisinin ve hiçbir sağlık çalışanının yaşamını yitirmemesi için mücadelemizi büyütmeye kararlılıkla devam edeceğiz.”
KESKİNKILIÇ: ŞİDDET SİSTEM ELİYLE ÜRETİLİYOR
Sağlık sistemi ve artan şiddet olaylarına ilişkin konuşan Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES) Mersin Şube Sekreteri Barış Keskinkılıç, “Sağlık emekçileri olarak zor koşullarda çalışıyoruz. Çalışma ve yaşam koşullarımız yıllar içinde düzeltilmemiş, taleplerimiz karşılanmamış, yeni sorunlar eklenerek giderek katmerleşmiştir. İçinde bulunduğumuz her türlü zorluğa rağmen, en iyi şekilde hizmet vermek için gecemizi gündüzümüze katıyoruz. Ücretsiz sağlık hizmetinin ortadan kaldırıldığını, sağlık için cepten yapılan ödemelerin giderek arttığını, bugün çok sayıda kalemde cebimizden katkı/katılım payları altında para çıktığını biliyoruz. GSS prim borcu olan milyonlarca kişiye her gün yenilerinin eklendiğini biliyoruz. Hastanelere erişimin zorlaştığını, randevu almanın zorluklarını, günlerce hatta aylarca sonrasına randevu alınabildiğini biliyoruz. Artık sanal kuyruklarda bekliyoruz. Hasta başına ayrılan muayene süresinin 5 dakikaya indirildiğini biliyoruz. İçinde bulunduğumuz koşullar ve sağlık hizmetlerinin durumu böyle iken giderek artan şekilde şiddete uğruyoruz. Siyasiler tarafından hedef gösteriliyor, idarecilerden baskı ve şiddet görüyoruz. Ayrıca hasta ve yakınlarının şiddeti görüyoruz. Bu şiddet canlarımızı aramızdan alıyor, kimimiz kendi yaşamından vazgeçiyor. Hizmete erişim zorlaştıkça, gerçek sağlık sisteminin vaat edildiği gibi olmadığı anlaşıldıkça, hesap sorulan, öfke boşaltılan yer sağlık emekçileri oluyor. Çünkü olmayan bir sağlık sisteminin varmış gibi halka kandıranlar, her aksaklığın sorumlusunun biz sağlık emekçileri olduğunu söylemekte bir sakınca görmüyorlar. Sağlık emekçilerini itibarsızlaştırarak, sağlık emekçilerini hedefe koyarak ve suçlayarak halkı yanıltmaya, sağlık sisteminin sorunlarının üstünü kapatmaya çalışıyorlar. Ersin arslan’ın ölüm yıldönümü olan 17 nisan ‘sağlık emekçilerine yönelik şiddete karşı mücadele gününde’ konuyla ilgili değerlendirme ve önerilerimizi bir kez daha paylaşmak istiyoruz. Şiddet konusunda da işin kaynağına dönmek gerekiyor. 2000’li yıllara kadar hastanelerimizde sadece bir polis memuru adli vakalar için bulunurdu. Şimdi her hastanede onlarca, yüzlerce güvenlik görevlisi var. Fakat şiddet gittikçe tırmanıyor. Şiddet “sağlıkta dönüşüm” denilen ve AKP hükümetleri dönemlerinde hızlandırılan piyasacı uygulamalar yaygınlaştıkça artmaya başladı. Sağlık alanını kar elde etme alanı olarak gören, sağlık hizmetlerini üretim-tüketim ilişkisi içinde metaya dönüştüren politikaların kaçınılmaz sonucu olarak, şiddet, her gün her an yeniden üretiliyor.” ifadelerini kullandı.
ŞİDDETİ ENGELLEMEK İÇİN CAYDIRICI YASAL DÜZENLEMELER ŞART
Şiddeti engellemek için caydırıcı yasal düzenlemeler ile tedbirler alınmak zorunda olduğunu belirten Keskinkılıç taleplerini sıraladı: “Bunlardan bazıları; İşkolundaki emek ve meslek örgütleri olarak önerdiğimiz sağlıkta şiddet yasasının tek bir virgülü dahi değiştirilmeden kabul edilmesini istiyoruz. Sağlık emek-meslek örgütleri ve uzmanlık derneklerinin önerileriyle güvenli çalışma alanları istiyoruz. Mesleklerimizi hedef gösteren tüm kitle iletişim araçlarının denetlenmesini istiyoruz. ’Sağlıkta Dönüşüm’ Programı hemen terk edilmelidir. Toplumu hastalıklardan koruyabileceğimiz, koruyucu sağlık hizmetlerinin öncelediği bir sistem inşa edilmelidir. İdareci belirlemeleri liyakat kriterlerini taşıyan kişilerin aday olacağı ve çalışanlar tarafından seçimle belirleneceği şekilde olmalıdır. Bunların dışında kısa vadede şiddetin toplumsal yaşamadan çıkarılmasında farkındalık yaratmak için; Sağlık Bakanlığı diğer bütün kamu kurumlarına öncülük ederek; “sağlıklı bir toplum için şiddetsiz yaşam” “sağlık için demokrasi” “sağlık için herkese iş, aş, insani barınma ve eğitim” gibi temaları öne çıkaracak tarzda sağlık işkolundaki bütün örgütlerin de desteğini alarak yeni bir kültür oluşması için çalışma yapmalıdır. İlkokuldan Üniversiteye kadar insan hakları, demokrasi, demokratik yaşam konularında farkındalık yaratacak eğitim süreçleri müfredatlara acilen eklenmelidir. Şiddetin çalışma ortamımızın olağan bir parçası haline getirilmesi isteniyorsa, bu şiddete alışmamız isteniyorsa, bir kez daha ifade edelim ki bu şiddeti kabul etmiyoruz, etmeyeceğiz. Birlikte çalıştığımız tüm sağlık emekçileri ile bu şiddeti durdurmak, haklarımıza kavuşmak için mücadele edeceğiz. Sağlık hakları ellerinden alınan halkımıza ele ele vererek layık gördüğümüz bu sağlık sistemini değiştirmek için, sağlık hakkımız için mücadele edeceğiz. Dr. Ersin Arslan şahsında yaşamını yitiren tüm sağlık emekçilerini bir kez daha saygıyla anıyoruz. Onlara sözümüz sağlık emekçilerinin ve halkımızın yararına bir sistem inşa etme mücadelesini yükseltmek olacaktır.”
|