Sarıkeçili Yörükleri, baharın gelişiyle birlikte Mersin’den Toroslar üzerinden Konya ve Karaman yaylalarına doğru göç yolculuğuna başladı. Ancak yaklaşık 45 gün süren bu kadim yaşam biçimi; kapanan güzergâhlar, güvenlik eksiklikleri, altyapı projeleri ve artan sosyal baskılar nedeniyle her yıl daha da zorlaşıyor. Dernek Başkanı Pervin Çoban Savran, göçer yaşamın korunması için acil destek ve planlama çağrısında bulunarak, Sarıkeçililerin kendi ülkelerinde görünmez hale geldiğini söyledi.
ABDULLAH ÖZTÜRKMEN
Anadolu’nun binlerce yıllık göçer kültürünü günümüze taşıyan Sarıkeçili Yörükleri, baharın gelişiyle birlikte bir kez daha yollara düştü. Kışı Mersin sahillerinde geçiren Yörükler, havaların ısınmasıyla birlikte Toros Dağları’nı aşarak Karaman ve Konya yaylalarına doğru uzun ve meşakkatli bir göç yolculuğuna başladı. Ancak bu yolculuk, dışarıdan bakıldığında romantik bir gelenek gibi görünse de gerçekte ciddi riskler, zorluklar ve giderek artan sorunlarla dolu. Sarıkeçililer için göç artık yalnızca bir yaşam biçimi değil; aynı zamanda var olma mücadelesine dönüşmüş durumda. Göç sürecine ilişkin kapsamlı değerlendirmelerde bulunan Sarıkeçililer Yaşatma ve Dayanışma Derneği Başkanı Pervin Çoban Savran, sahada yaşanan sorunları tüm yönleriyle anlatarak yetkililere çağrıda bulundu.
KADİM BİR GELENEĞİN İZİNDE: AKDENİZ’DEN YAYLALARA
Sarıkeçililerin göç rotası, Mersin’in Anamur, Bozyazı, Aydıncık ve Silifke ilçelerinden başlayarak Toroslar üzerinden Karaman ve Konya yaylalarına uzanıyor. Keçi sürüleri, çadırlar, çocuklar, kadınlar ve yaşlılar birlikte hareket ederken; bu yolculuk hem fiziksel hem de ekonomik açıdan büyük bir dayanıklılık gerektiriyor. Yaklaşık 45 gün süren bu yolculukta keçi sürüleri, çadırlar, develer ve aileler birlikte hareket ediyor. Pervin Çoban Savran, göçün artık eskisi gibi kolay olmadığını vurgulayarak şunları söyledi: “Biz bu yaşamın içinde doğduk. Göç bizim için bir gelenek değil, hayatın kendisi. Ama artık her yıl biraz daha zorlaşıyor. Eskiden açık olan yollar şimdi kapalı. Eskiden serbestçe geçilen alanlar şimdi ya özel mülk ya da altyapı projeleriyle engellenmiş durumda. Biz her yıl yeniden yol açmaya çalışıyoruz.” Savran, “Sarıkeçililerin yaşadığı en büyük değişim sadece coğrafi değil, aynı zamanda sosyolojik bir dönüşüm. Toplum değişti, şehirleşme arttı, tarım alanları genişledi, yollar çoğaldı. Ama göçer yaşam bu değişime aynı hızda uyum sağlayamadı. Biz iki dünya arasında sıkıştık kaldık.” dedi.
GÖÇ VAR, DESTEK YOK
Savran, Sarıkeçililerin en büyük sorunlarının başında kurumsal destek eksikliğinin geldiğini ifade etti. Yıllardır aynı güzergâhlarda göç etmelerine rağmen güvenli geçiş, planlama ve koordinasyon konusunda ciddi eksiklikler yaşandığına vurgu yapan Savran, “Bunun çözüm yolları var. Hem de çok kolay. Ama bizim hükûmetimiz bunu dikkate almıyor.” dedi. Özellikle Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından yürütüldüğü belirtilen çalışmaların sahaya yansımadığını ifade eden Savran, yapılan görüşmelerin sonuçsuz kaldığını belirterek, şunları söyledi: “Aralık ayında toplantı yaptık. Bize Ramazan’dan sonra bir çalıştay yapılacağı söylendi. Sonra mayıs ayına ertelendi, şimdi de eylüle kaldığını duyduk. Ne zaman yapılacak? Yapılacak mı onu bile bilmiyoruz. Sürekli ertelenen bir süreç var.”
KARAYOLLARI, TRAFİK VE HAYAT RİSKİ
Göç güzergâhlarının büyük kısmında alternatif yolların bulunmaması, Sarıkeçilileri ana karayollarını kullanmak zorunda bırakıyor. Özellikle Gülnar-Mut hattındaki Kırkkavak bölgesi, en riskli noktaların başında geliyor. Yaklaşık 30-35 kilometrelik bu bölümde sürülerle birlikte ana yolda ilerlemek zorunda kalan yörükler, yoğun trafik nedeniyle ciddi tehlike yaşıyor. Yeterli güvenlik önlemlerinin alınmadığını belirten Savran, zaman zaman jandarma desteği alamadıklarını ifade ederek şunlara dikkat çekti: “Bazen, ‘Araç yok’ deniliyor. Bu yüzden gece göç etmek zorunda kalıyoruz. Ama gece yürümek daha da tehlikeli. Hayvan kayıpları yaşıyoruz.” Savran, “Gündüz saatlerinde hem trafik hem de tarımsal faaliyetler nedeniyle sorun yaşayan Sarıkeçililer, çoğu zaman gece yürümeyi tercih ediyor. Ancak bu durum, yeni riskleri de beraberinde getiriyor. Karanlıkta ilerlemek, özellikle yavru hayvanlar için ölümcül sonuçlara yol açabiliyor. Yorgunluk, yön kaybı ve ani tehlikeler hem insanlar hem de hayvanlar için ciddi risk oluşturuyor.” dedi.
KÖYLÜLERLE GERİLİM: ORTAK ALAN, FARKLI HAYATLAR
Göç yollarının tarım alanlarından geçmesi, Sarıkeçililer ile yerel üreticiler arasında zaman zaman gerginliklere neden oluyor. Özellikle erik ve kayısı hasadının yoğun olduğu dönemlerde bu gerilim daha da artıyor. Savran, “İnsanlar bağında, bahçesinde çalışıyor. Biz de hayvanlarımız zarar vermesin diye çok dikkat ediyoruz. Ama buna rağmen bazen sert tepkilerle karşılaşıyoruz. Sözlü tartışmalar yaşanabiliyor.” şeklinde konuştu. Bu nedenle gündüz hareket etmekten kaçındıklarını belirten Savran, gece yürüyüşlerinin bir tercih değil zorunluluk olduğuna vurgu yaptı.
BARAJLAR VE TÜNELLER: DARALAN YAŞAM ALANI
Savran, “Modern altyapı projeleri de Sarıkeçililerin yaşam alanını daraltıyor. Aydıncık-Ermenek hattında yapılan barajlar nedeniyle geleneksel göç yolları büyük ölçüde kapanmış durumda. Bu durum, göçerleri dar tünellere ve riskli geçiş noktalarına yönlendiriyor. Özellikle Giravga bölgesindeki tarihi köprü, tek geçiş noktası olması nedeniyle ciddi bir darboğaz oluşturuyor. Göç süreci sadece insan kaynaklı sorunlarla sınırlı değil. Doğa koşulları da Sarıkeçililer için belirleyici bir faktör. Bu yıl yağışların artması su kaynaklarını olumlu etkilerken, çamur ve soğuk hava özellikle oğlaklar için büyük risk oluşturdu. Islanan yavru hayvanların telef olması, göçün en acı gerçeklerinden biri olarak öne çıkıyor.” dedi.
DÜNYA TANIYOR, TÜRKİYE GÖRMEZDEN GELİYOR
Sarıkeçililerin göçer yaşam kültürünün korunması amacıyla 2011 yılında UNESCO’ya yapılan başvuru ise yıllardır sonuçsuz bekliyor. Savran, bu sürecin askıya alınmasını eleştirerek, “Biz yaşayan bir kültürüz. Korunması gereken bir yaşam biçimiyiz. Ama dosyamız geri çekildi.” dedi. Uluslararası alanda Sarıkeçililere yönelik ilginin giderek arttığını belirten Savran, Birleşmiş Milletler’in 2026 yılını “Göçebe Hayvancılık Yılı” ilan ettiğine dikkat çekti. Bu süreçte Sarıkeçililerin önemli bir rol oynadığını vurgulayan Savran, “Yurt dışından bilim insanları geliyor, bizi inceliyor. Bu sürece Türkiye’den ilham veren tek topluluk biziz. Ama kendi ülkemizde yok sayılıyoruz.” ifadelerini kullandı.
ULUSLARARASI DAVETLER: TANINAN AMA SAHİPLENİLMEYEN BİR KÜLTÜR
Sarıkeçililerin dünya genelinde göçebe topluluklarla iş birliği içinde olduğunu belirten Savran, uluslararası davetlerin artarak devam ettiğini ifade ederek, “20 Mayıs’ta Nepal’e davetliyim. Tüm masraflarımız karşılanıyor. Oğlum Tunus’ta projelere katıldı. Ağustos ayında Moğolistan’da olacağız. Dünya bizi çağırıyor ama kendi ülkemiz görmüyor.” dedi. Savran, göç yollarının planlanması, güvenli geçişlerin sağlanması ve yerel koordinasyonun artırılması konusunda “Biz sahadayız. Çoban var, üretici var, muhtar var. Ama bizi kimse dinlemiyor.” şeklinde konuştu.
“KENDİ ÜLKEMİZDE GÖRÜNMEZİZ”
Savran, Türkiye’deki yaklaşımı eleştirirken, “Benim ülkem bu konudan çekiniyor. Çözüm üretmek yerine görmezden gelmek tercih ediliyor. Bu bir çözüm değil. Sarıkeçililerin göçü, yalnızca bir topluluğun hikâyesi değil; aynı zamanda Anadolu’nun kadim kültürlerinden birinin ayakta kalma mücadelesi. Doğayla uyumlu, sürdürülebilir ve karbon üretmeden sürdürülen bu yaşam biçimi, günümüz dünyasında giderek daha fazla önem kazanırken; Sarıkeçililer kendi topraklarında görünmez olmanın ağırlığını yaşıyor.Torosların eteklerinde süren bu yolculuk, hem bir direniş hem de bir çağrı niteliği taşıyor. Görülmek, anlaşılmak ve yaşatılmak isteyen bir kültürün sessiz ama güçlü çığlığı.” ifadelerini kullandı.
|