Fizyoterapist Polen Kaya, modern yaşamın getirdiği hareketsizlik ve yanlış alışkanlıkların ağrıyı ‘normal’ gibi gösterdiğini belirterek, asıl sorunun çoğu zaman farklı bir noktadan kaynaklandığını vurguladı. Kalıcı iyileşmenin ise yalnızca semptomları değil, ağrının kaynağını doğru analiz etmek ve kişiye özel tedaviyle mümkün olduğunun altını çizdi.
ABDULLAH ÖZTÜRKMEN
Günümüz yaşam tarzı, fark edilmeden vücudu zorlayan alışkanlıklarla dolu. Uzun saatler masa başında çalışmak, hareketsizlik, stres ve yanlış egzersizler… Tüm bunlar, ağrıyı hayatın sıradan bir parçası haline getiriyor. Fizyoterapist Polen Kaya, bu durumun ciddi bir yanılgı olduğunu ifade etti. Kaya ile fizyoterapiye bakışını, ağrının ardındaki gerçek nedenleri ve kalıcı iyileşmenin nasıl mümkün olduğunu kapsamlı bir şekilde konuştuk.
“FİZYOTERAPİ, İNSANI ANLAMADAN YAPILABİLECEK BİR MESLEK DEĞİL”
– Fizyoterapistliği seçmenizde ne etkili oldu? Bu yolculuk sizi nasıl şekillendirdi?
Fizyoterapistliği seçtiğimde bunun benim için sadece bir meslek olmayacağını hissediyordum. Zamanla bu düşüncem çok daha net bir hale geldi. Çünkü fizyoterapi, sadece kas-iskelet sistemiyle ilgili teknik bilgiye sahip olmayı gerektirmiyor. Aynı zamanda insanı anlamayı, gözlem yapmayı ve detayları doğru okumayı gerektiriyor. Sağlık Bilimlerı Üniversitesi Gülhane Fizyoterapi Rehabilitasyon Fakültesi’nden aldığım eğitim, bana güçlü bir teorik temel kazandırdı. Ancak ben bu süreci hiçbir zaman sadece derslerle sınırlı tutmadım. Öğrendiğim bilgilerin gerçek hayatta nasıl karşılık bulduğunu sürekli sorguladım. Eğitim hayatımın bir döneminde Polonya’da, ANS University of Applied Sciences in Piła bünyesinde bulunma fırsatı yakaladım. Bu deneyim benim için bir dönüm noktası oldu. Çünkü farklı ülkelerde aynı şikâyetlere farklı yaklaşımlar geliştirildiğini gördüm. Bu da bana şunu öğretti: Tek bir doğru yok. Önemli olan, doğru analizle doğru yöntemi bir araya getirebilmek. Bu süreç, mesleğe bakışımı daha sorgulayıcı, daha esnek ve daha bütüncül hale getirdi.
“AĞRI ÇOĞU ZAMAN YANLIŞ YERDE ARANIYOR”
– Günlük pratiğinizde en sık karşılaştığınız yanlış nedir?
En yaygın hata, ağrının olduğu yerin sorun olarak kabul edilmesi. Bu neredeyse herkesin yaptığı bir çıkarım. Ama vücut bu kadar basit bir sistem değil. Örneğin, boyun ağrısıyla gelen bir hastanın sorunu aslında kalça hareket kısıtlılığından kaynaklanabiliyor. Diz ağrısı yaşayan birinin problemi ayak basışındaki bir bozukluk olabiliyor. Bel ağrısı ise çoğu zaman sadece bel bölgesine ait olmuyor. Çünkü vücut bir zincir gibi çalışır. Bu zincirin herhangi bir halkasında oluşan problem, başka bir noktada kendini gösterebilir. Ancak birçok yaklaşım hâlâ semptom odaklı. Yani sadece ağrının olduğu bölgeye müdahale ediliyor. Bu da çoğu zaman geçici çözümlerle sınırlı kalıyor.
“STANDART TEDAVİ DİYE BİR ŞEY YOK”
– Peki sizin yaklaşımınız bu noktada nasıl ayrışıyor?
Benim için her hasta ayrı bir hikâye. Aynı şikâyetle gelen iki kişiye aynı tedaviyi uygulamak doğru değil. Çünkü o ağrının arkasında yatan nedenler; kişinin yaşam tarzına, mesleğine, geçmiş travmalarına, hareket alışkanlıklarına hatta stres düzeyine kadar değişebilir. Bu yüzden hazır kalıplar yerine, kişiye özel değerlendirme yapıyorum. Önce sorunun kaynağını anlamaya çalışıyorum. Çünkü doğru değerlendirme olmadan doğru tedavi mümkün değil.
“AĞRIYLA YAŞAMAYA ALIŞMAK TEHLİKELİ BİR KONFOR ALANI”
– İnsanların ağrıyı normalleştirmesi hakkında ne düşünüyorsunuz?
Bu, günümüzün en büyük problemlerinden biri. İnsanlar artık ağrıyı hayatın doğal bir parçası gibi kabul ediyor. Sabah kalkınca hissedilen sertlik, gün içinde artan boyun gerginliği, akşam saatlerinde yoğunlaşan sırt ağrısı… Bunlar çoğu kişi için normal hâle gelmiş durumda. Ama aslında değil. Bir şeye alışmak, onun sağlıklı olduğu anlamına gelmez. Ağrı, vücudun verdiği bir alarmdır. “Bir şeyler yolunda gitmiyor” demenin en açık yoludur. Ancak biz bu alarmı susturmaya çalışıyoruz. Dinlenerek, ağrı kesicilerle ya da rastgele yapılan egzersizlerle… Bu yaklaşımlar sorunu çözmez, sadece erteler. Ve ertelenen her problem büyüyerek geri döner.
“GEÇTİ ZANNETMEK, İYİLEŞTİĞİMİZ ANLAMINA GELMEZ”
– Geçici rahatlama neden kalıcı çözüm olmuyor?
Çünkü çoğu zaman sadece belirti ortadan kalkıyor, neden değil. Ağrı azalınca insanlar “iyileştim” diye düşünüyor. Oysa altta yatan problem devam ediyor. Bu da bir döngü oluşturuyor: Ağrı başlar, müdahale edilir, geçer gibi olur ve tekrar ortaya çıkar. Bu döngü kırılmadığı sürece gerçek bir iyileşmeden söz edemeyiz. Burada kişinin kendine sorması gereken çok net bir soru var: Ben gerçekten iyileşmek mi istiyorum, yoksa sadece o an rahatlamak mı?
“İYİLEŞME SÜRECİNDE HASTA PASİF DEĞİL, AKTİF OLMALI”
– Manuel terapiyi nasıl tanımlarsınız?
Manuel terapi çoğu zaman yanlış anlaşılıyor. Sadece kas gevşetme ya da rahatlatma yöntemi olarak görülüyor. Oysa doğru uygulandığında çok daha derin etkileri vardır. Ama burada en kritik nokta teknik değil, değerlendirmedir. Yanlış analiz edilmiş bir durumda en iyi teknik bile işe yaramaz. Ben manuel terapiyi tek başına bir çözüm olarak görmüyorum. Onu doğru analizle birlikte kullanılan güçlü bir araç olarak değerlendiriyorum. Amaç; dokuların kalitesini artırmak, sinir sistemi üzerindeki yükü azaltmak ve vücudun kendi iyileşme mekanizmasını yeniden aktive etmektir.
– Hastaların tedavi sürecindeki rolü ne kadar önemli?
Çok önemli. Hatta çoğu zaman belirleyici. Fizyoterapi, dışarıdan yapılan bir müdahaleyle sınırlı değildir. Seans içinde yapılanlar kadar, seans dışında yapılanlar da önemlidir. Ancak birçok kişi hâlâ “giderim, yapılır ve geçer” düşüncesiyle yaklaşıyor. Bu, süreci yavaşlatan en önemli faktörlerden biri. İyileşme aktif bir süreçtir. Hastanın günlük hayattaki duruşu, hareket alışkanlıkları ve egzersiz disiplini bu sürecin temelini oluşturur. Ne yaptığını bilen ve neden yaptığını anlayan bir kişi, çok daha hızlı ve kalıcı sonuç alır.
– Son olarak okurlarımıza ne söylemek istersiniz?
Benim mesleki yaklaşımımın merkezinde tek bir şey var: Sorunun kaynağını bulmak ve onu ortadan kaldırmak. Bu her zaman hızlı bir süreç olmayabilir. Daha fazla sabır ve farkındalık gerektirebilir. Ama sonuç kalıcı olur. Çünkü mesele sadece bir günü ağrısız geçirmek değil. Uzun vadede daha kaliteli, daha sağlıklı bir yaşam sürmek. Ağrıyı susturmak kolaydır. Ama onu anlamak, çözmek ve tekrar etmesini engellemek…İşte asıl mesele budur.
|