“YAZMAK ZİHNE PANZEHİRDİR”




Tarih: 24 Nisan 2026 Cuma 16:23


30 yılını Mersin’de hekimliğe ve yazıya adayan Üroloji Uzmanı Op. Dr. Nedim İnce, kente 5 kitap armağan ederek ayrıldı. Sağlık, insan, şehir ve duygular üzerine kaleme aldığı denemelerini kitaplaştıran İnce, 6. kitabını torununa ithaf etti. Yeni kitabının tanıtımı için Mersin’e gelen İnce, bugün İçel Sanat Kulübü’nde imza günü gerçekleştirecek. İnce: “Ben sadece kendimi ifade ediyorum; yazmak, bu çağda zihni besleyen bir panzehir.” dedi.

MERVE KANKAN

Yeni kitabıyla ilgili sorularımızı yanıtlayan Op. Dr. Nedim İnce, Mersin’de geçen 30 yılın hayatında derin izler bıraktığını belirterek, hem hekimlik hem yazarlık yolculuğunu anlattı. İnce, 6. kitabı “İnsan Dediğin Derya Deniz”i torununa ithaf ettiğini vurgularken, yazmanın kendisi için “duyguları ifade etmenin ve zihni beslemenin en güçlü yolu” olduğunu söyledi.

Kendinizi tanıtır mısınız? Mersin’e beş kitap armağan ettiğinizi söylemişsiniz. Bu beş kitabı kısaca özetler misiniz?

“Benim 30 senelik bir Mersin geçmişim var. Üroloji uzmanıyım. SSK’da 30 sene üroloji uzmanı olarak çalıştım. Bunun dışında değişik sivil toplum örgütlerinde de görev yaptım. Tabip Odası’nda, Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği’nde, Tenis Kulübü’nde. Mersin Yelken Taşıyıcı Kurumu’nun benim için ayrı bir önemi var. Çünkü onun 8 sene başkanlığını yaptım. Bu arada ‘Ne zaman doktorluk yapmaya vaktiniz kaldı?’ derseniz, onu da gerçekleştirdim. Gazeteci arkadaşlarımızdan Ahmet Levent Türün’ün birazcık ısrarı ve takibi sonucunda gazeteye de yazmaya başladım. Herhâlde 25 seneyi olmuştur, belki de o civarlar. 25-26 senedir düzenli köşe yazısı yazıyorum. Onun gazetesinde başladım, devam ediyorum. Artı olarak şu an Mersin’de İmece gazetesinde de yazıyorum. Ben buradan ayrılırken İmece’deki arkadaşlar ‘Nedim abi bizi bırakma’ dediler. ‘Yazılarını buradan da gönder.’ Şimdi elektronik ortamda bu işler kolay oluyor biliyorsunuz. Düzenli gönderiyorum. Her hafta çarşamba günleri İmece’de yazı çıkıyor. Edremit’te bir kâğıt gazete var, orada da çıkıyor yazılarım. Yazmaya devam ediyorum. Az önce sözünü ettiğiniz gibi bir taraftan da yazdıklarım kitaplarda kalıcı hâle gelmeye başladı. Mersin’den ayrılırken beş taneydi ve öyle bir etkinlik de yaptık 2016 yılında. Deniz Ticaret Sanayi Odası’nın o büyük konferans salonunda Mersinlilerle bir veda toplantısı yaptık. Beş kitabımı da hep birlikte imzaladık, paylaştık. Bu beş kitabı hediye ederek Mersin’den Ayvalık’a geçtik. Ayvalık’ta altın gibi bir 4 sene daha hekimliğime devam ettim ama şu anda aktif hekimlik yapmıyorum. Yazıyoruz, çiziyoruz, okuyoruz ve geziyoruz.”

 

Diğer kitaplarınız hangi konular üzerineydi?

“Deneme kitabı yazıyorum ben, daha doğrusu deneme yazıyorum ve o denemelerden oluşmuş kitaplar. Bir tanesi sağlık üzerineydi. ‘Sağlık olsun’ diye bir köşe yazısı yazıyordum, onun üzerineydi. ‘Sağlık Olsun: Hasta, Hastalık ve Hekim’ isminde bir kitap. Bu hem hasta-hekim ilişkisini irdeleyen, birtakım hastalıkları, tıp tarihini, Türk tıp tarihini irdeleyen bir kitap. Sağlık üzerine, hastalıklar da var içinde. İnsanların anlayabileceği, yani tıbbi terimlerle değil de gündelik terimlerle anlatılan hastalıklar var. Diğer bir kitabımda Mersin’de hayata dair esintiler var. Mersin’le ilgili yazılar. Bir kitapta 51 tane portrenin yer aldığı… Bu benim hayatıma dokunmuş; gerek doğrudan yaşantıma dokunmuş gerekse yaptıklarıyla hayatıma dokunmuş kişilerden oluşan portreler. Mercedes Sosa ile başlıyor kitap. Mercedes Sosa Brezilyalı bir ses sanatçısı, muhalif bir ses sanatçısı. İkinci portre Türkan Saylan. Onu hepimiz tanıyoruz, biliyoruz. Üçüncü portrede yine Mersin’de hepimizin tanıdığı Lina Nasif yer alıyor ve böyle devam eden 51 portreden oluşuyor. 4. ve 5. kitapta; biraz gezi-anı gibi. Uzaklarda 4 aylık, tek başına bir yaşantım vardı. Biraz inziva gibiydi orası. 4. kitap orada oluşmuş bir kitap 5. kitapta ‘Salınım’. O da insan duyguları ile ilgili; hırs, duygular ne anlama geliyor, devamında nasıl dönüşüyor gibi konulardan oluşmuş bir deneme kitabı.”

“KİTABIMI TORUNUM DENİZ’E İTHAFEN YAZDIM”

Yeni çıkan İçel Sanat Kulübü’nde tanıtımını yaptığınız 6. kitabınızdan bahseder misiniz?

“6. kitap, işte bu Mersin’den ayrıldıktan sonra oluşturduğum kitap. O da ‘İnsan dediğin derya deniz’. Yine insan üzerine yazılardan oluşuyor ama onun şöyle bir özelliği var: Küçük oğlumun eşinin hamile olduğunu öğrendiğimde ‘O kitapla gelsin dünyaya’ dedim. Ve Deniz için oluşturduğum bir kitap oldu. ‘İnsan dediğin derya deniz’ kitabı; insan üzerine yazılmış, Deniz’e ithaf edilmiş ve Deniz için yazılmış bir kitap. Yarın tanıtımını yapacağımız kitap bu.”

Mersin sizin üzerinizde nasıl bir iz bıraktı? Neden Mersin’den ayrıldınız?

“Ben Mersin’e 30 yaşında geldim ve eğitim uzmanlığına Mersin’de başladım, Mersin’de bitirdim. Mersin’de büyüdüm, olgunlaştım. Mersin bana bir şeyler kattı. Ben de Mersin’in bana kattıkları karşısında Mersin’e bir şeyler katmaya çalıştım. Benim için çok değerli. Ben hâlâ, 10 sene oldu Mersin’den ayrılalı, Ayvalık’la ilgili bir şey anlatırken bir bakıyorum ‘Mersin’ diyorum. Yani Ayvalık diyeceğim yerde Mersin diyorum. Mersin’den neden ayrıldım? Ben Balıkesir Gönenliyim. Eşim de Bandırmalı. Mersin, biliyorsunuz yazın çok yoğun sıcaklığı olan ve alerjen bir yer. Benim akciğerle ilgili çocukluktan gelen bazı problemlerim var. Yaş ilerledikten sonra Altınoluk’un ve Ayvalık’ın havasının bana daha iyi geleceğini düşünerek o kararı aldık. Yoksa kimse de zaten Mersin’den ayrılabileceğimizi düşünmüyordu. ‘Ayrılamazsın’ dediler ama işin içine sağlık girince o daha öne çıkıyor tabii.”

“İNSANIN FARK EDİLMİŞ OLMASI, DEĞER VERİLMİŞ OLMASI İYİLEŞTİRİCİ”

Toros Devlet Hastanesi’nde çalıştığınız yıllarda sizi etkileyen bir anınız var mı?

“Beni çok etkileyen, doğrudan içinde olmadığım ama sabah hastaneye girerken acil servisin önünde, orta yaşlı bir hasta sahibinin o çektiği acıyı görmekti. Feryat figan etmeden, sadece gözlerinden yaşlar süzülerek yaşadığı o derin acı beni çok etkilemişti. Sonra öğrendim ki içeride çok sevdiği bir yakınını kaybetmiş. Onun acısını yaşıyormuş. Ama o acıyı yaşama tarzı beni çok etkilemişti. Unutamadığım şeylerden biri bu. Bir diğeri de doğrudan benimle ilgili. Polikliniğe gittim sabah. Genç bir hasta ve babası olduğunu sonradan öğrendiğim yaşlı bir hasta bekliyorlardı. Sordum, dediler ki ‘Gece ağrımız vardı, acile geldik. Size yönlendirdiler.’ ‘Tahliliniz var mı?’ dedim. ‘Acile unuttuk’ dediler. ‘O zaman gidip alabilir misiniz? Tekrar tahlil isteyip sizi yormayayım’ dedim. O arada oğlu acile giderken ben bekleyen bir hastayı aldım. İçeri alırken diğer hastanın ayakta durduğunu gördüm. Boş bir sandalye vardı. ‘Ayakta beklemeyin, oraya oturun’ dedim. ‘Oğlunuz gelince sizi alacağım.’ Oturdu. Oğlu geldi, içeri girdiler. Adam daha girer girmez dedi ki: ‘Doktor bey, sen beni bir kelimeyle iyileştirdin.’ Ben düşündüm, ne dedim ki? ‘Siz bana “otur” dediniz’ dedi. O zaman anladım. Yani onun fark edilmiş olması, değer verilmiş olması… O ‘otur’ kelimesi onu fark ettiğimi ve değer verdiğimi hissettirmiş. Bu da onu çok etkilemiş. Unutamadığım anılardan biri bu.”

“BEYNİ ÇÜRÜTEN EKRANLARA KARŞI YAZMAK BİR PANZEHİR GÖREVİ GÖREBİLİR”

Yazılarınızda okurda nasıl bir etki bırakmayı hedefliyorsunuz?

“Yazdığım hiçbir yazıda okura bir mesaj vermek ya da onu etkilemek gibi bir düşüncem yok. Şöyle söyleyeyim: Yazdığım duyguyu karşıya aktarabilmek mutlu ediyor beni. Daha çok duygu üzerine yazıyorum. Denemeler… Tabii bilgi de veriyoruz. Araştırıp bazı konularda bilgiler de sunuyoruz ama eğer benim hissettiğim karşıya geçiyorsa, karşı taraf da bunu hissedebiliyorsa mutlu oluyorum. Ama nasıl algılar, nasıl yorumlar, onu bilemem. Çok da hesap etmem. Ben sadece kendimi ifade etmeye çalışıyorum. Ama düşünsel, ama duygusal… Kendimi ifade edebildiğimi ve bunun karşıya geçtiğini hissettiğim zaman mutlu oluyorum.”

Eklemek istediğiniz bir şey var mı?

“Var. Yazmak güzel bir şey. Eli kalem tutan herkes mektup yazsın. Eski kâğıt mektuplar artık yok ama onlar çok değerliydi. Şimdi her şey elektronik ortamda çok hızlandı, kısaldı ve sabırsız bir hâl aldı. Ama herkes duygularını, düşüncelerini bir şekilde elektronik ortamda da olsa üç cümleyle, beş cümleyle ifade etsin isterim. Çünkü bunu yaptığımız zaman kafadaki dağınık düşünceler toparlanıyor. İfade edilmeyi bekleyen duygular dile gelince zihin besleniyor. Bu görselliğin ve sabırsızlığın hâkim olduğu dünyada, beyni çürüten ekranlara karşı yazmak bir panzehir görevi görebilir diye düşünüyorum.”


Etiket:


Yorum Ekle comment Yorumlar (0)

 
 
  SOSYAL MEDYA
 
 
  GAZETEMİZ
 
 
  BASIN İLAN
 
 
  HAVA DURUMU
 
 
  FACEBOOK
 

 
 
 


 

Siteden yararlanırken yayın politikamızı okumanızı tavsiye ederiz. mersinhakimiyet.com © Copyright 2019-2026 Tüm hakları saklıdır.
İzinsiz ve kaynak gösterilemeden yayınlanamaz, kopyalanamaz, kullanılamaz. mersinhakimiyet.com basın ve yayın meslek ilkelerine uyar.

URA MEDYA