RAZİYE ERDEN YILDIRIM
Okullar, siber devriyeler ve psikososyal destek hatlarıyla yeniden şekilleniyor. Bakanlığın 7 maddelik eylem planını, alanında uzman kişiler gazetemize değerlendirdi. Siber Güvenlik Uzmanı Emrah Güçlü, yapay zekâ destekli önlemlerde “liyakat ve hatasız uygulama” şartına dikkat çekerken, Psikolog ve Aile Danışmanı Serap Ayyıldız ise şiddet eğilimine karşı “sağlıklı aile-okul ilişkisi” reçetesini sundu.
Şanlıurfa’da yaşanan silahlı saldırının ardından, Kahramanmaraş’ta bir çocuğun 9 kişinin ölümüne neden olduğu olay, okul güvenliği konusunu yeniden Türkiye gündeminin en üst sıralarına taşıdı. Artan endişeler üzerine okullarda polis görevlendirilirken, alınan önlemlerin yeterliliği kamuoyunda tartışma yarattı. Bu tartışmaların gölgesinde Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, okullarda uygulanacak 7 maddelik yeni güvenlik modelini açıkladı. Peki, bu model sahada ne kadar karşılık bulacak? Siber Güvenlik Uzmanı Emrah Güçlü ve Psikolog Serap Ayyıldız, alınan önlemleri ve eksik kalan yönleri gazetemize değerlendirdi.
GÜÇLÜ: KRİTİK KONU, BU BAŞLIKLARIN SAHADA NE KADAR UYGULANACAĞIDIR
Siber Güvenlik Uzmanı Emrah Güçlü, “Alınan güvenlik önlemleri yeterli mi” sorumuzu yanıtlayarak, açıklanan modelin uygulanabilirliğine dikkat çekti. Güçlü, sözlerine şöyle devam etti: “Açıklanan model doğru bir vizyon ortaya koyuyor ve özellikle dijital risklerin dikkate alınması önemli bir gelişme. Ancak burada asıl kritik konu, bu başlıkların sahada ne kadar uygulanacağıdır. Siber güvenlikte en büyük sorun, iyi planların kâğıt üzerinde kalmasıdır. Bu nedenle ‘Yeterli mi’ sorusunun cevabı biraz da uygulamaya bağlı. Eğer bu model; doğru insan kaynağıyla, net süreçlerle ve sürekli çalışan bir operasyon yapısıyla hayata geçirilirse etkili olur. Aksi halde sadece iyi niyetli bir çerçeve olarak kalır. Özellikle altını çizmek gerekir ki; sürdürülebilirlik ve liyakat bu işin temelidir. Doğru uzmanların istihdam edilmediği, görevlerin yetkinliğe göre değil farklı kriterlere göre dağıtıldığı bir yapıda en iyi teknoloji bile sonuç üretmez.”
“SİBER GÜVENLİK, UZMANLIK GEREKTİRİR VE HATAYI TOLERE ETMEZ”
“Daha farklı önlemler alınabilir miydi” sorumuzu değerlendiren Siber Güvenlik Uzmanı Güçlü, mevcut modelin tek başına yeterli olmayacağını belirterek, başarının ancak doğru yapı, doğru kadro ve sürekli işleyen bir sistemle sağlanabileceğini ifade etti. Güçlü, şunları aktardı: “Evet, modelin başarısını doğrudan etkileyecek bazı tamamlayıcı adımlar mutlaka eklenmeli. Öncelikle bu yapı bir ‘proje’ gibi değil, kurumsal bir sistem olarak ele alınmalı. Sürekli güncellenen, denetlenen ve performansı ölçülen bir mekanizma kurulmalı. İkinci olarak insan kaynağı konusu netleştirilmeli. Merkezde güçlü bir siber güvenlik ekibi, sahada ise okullarla temas halinde çalışan yetkin sorumlular olmalı. Bu noktada en kritik başlık; liyakat esaslı istihdamdır. Çünkü siber güvenlik, uzmanlık gerektiren teknik bir alandır ve bu alan hatayı tolere etmez. Üçüncü olarak sadece teknik önlemler yeterli değildir. Öğretmenler ve veliler sürece aktif şekilde dahil edilmeli. Siber zorbalık, dijital riskler ve çevrim içi tehditler konusunda hem öğrencilere hem velilere yönelik düzenli ve zorunlu eğitim programları uygulanmalıdır. Bu farkındalık oluşmadan riskleri tamamen kontrol altına almak mümkün değildir. Özetle başarı; açıklanan modelden çok, bu modelin kurumsal olarak ne kadar ciddiyetle uygulandığına, doğru insanlarla yönetilip yönetilmediğine ve sürekliliğinin sağlanmasına bağlıdır. Kısaca söylemek gerekirse; siber güvenlikte mesele neyin söylendiği değil, neyin gerçekten hayata geçirildiğidir.”
AYYILDIZ: PSİKOSOSYAL DESTEK MEKANİZMALARININ GÜÇLENDİRİLMESİ ÖNEMLİ ADIM
Psikolog ve Aile Danışmanı, Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin tarafından açıklanan güvenlik modelinde, öğretmenlerin erken uyarı işaretlerini fark etmesi ve psikososyal destek mekanizmalarının güçlendirilmesinin önemli ve gerekli adımlar olduğunu söyledi. Psikolog Ayyıldız, şunları anlattı: “Güvenlik kapıda başlamaz; çocuk evde görülmediğinde kırılma çoktan başlar. Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in açıkladığı güvenlik modelinde, öğretmenlerin erken uyarı işaretlerini fark etmesi ve psikososyal destek mekanizmalarının güçlendirilmesi önemli ve gerekli adımlar. Özellikle duygu ve değer temelli yaklaşımların vurgulanması, eğitim sisteminde uzun süredir ihtiyaç duyulan bir bakış açısını işaret ediyor. Ancak okul güvenliği yalnızca okulda başlayan bir süreç değildir. Bu süreç, her şeyden önce ailede başlar. Bir çocuğun duygusal dünyası ilk olarak evde şekillenir. Bu nedenle okulun fark etmesi kadar, ailenin de çocuğunu gerçekten görebilmesi gerekir. Bugün en büyük sorunlardan biri, çocukların fiziksel olarak yanımızda ama duygusal olarak bizden uzak büyümesidir. Yoğun yaşam temposu, geçim mücadelesi ve gündelik koşturmaca içinde aileler zorlanıyor; bu anlaşılır bir durum. Ancak çocuk söz konusu olduğunda bu durum bir mazeretten çok, bir sorumluluğa dönüşür.
Çünkü çocuklar bu dünyaya kendi tercihleriyle gelmezler. Onları bu hayata dahil eden biz yetişkinleriz. Bu nedenle onları duymak, anlamak ve takip etmek zorundayız.”
“ÇOCUĞUN İYİLİK HALİ, TEK BİR KURUMUN DEĞİL, ORTAK BİR SORUMLULUĞUN SONUCUDUR”
Riskin yalnızca şiddet davranışlarıyla sınırlı olmadığını ifade eden Psikolog ve Aile Danışmanı Ayyıldız, “Çocuk ve ergenlerde depresyon, yalnızlık hissi ve intihar düşüncelerinde ciddi artış gözlemleniyor. Bununla birlikte alkol ve madde kullanımına başlama yaşında da dikkat çekici bir düşüş söz konusu. Özellikle dijital dünyada geçirilen kontrolsüz zaman, çocukların iç dünyasını daha görünmez hale getiriyor. Aynı evin içinde, farklı ekranların arkasında büyüyen bir nesilden söz ediyoruz. Bu noktada açıklamada yer alan duygu ve değer temelli yaklaşımlar oldukça kıymetli. Ancak bu kavramların yalnızca proje başlıklarında kalmaması gerekir. Duygu, çocuğun kendini ifade edebilmesidir. Değer ise kendini kıymetli hissedebilmesidir. Eğer bir çocuk evde duyulmuyor ve görülmüyorsa, okulda verilen hiçbir değer eğitimi tek başına yeterli olmayacaktır. Şeker Portakalı’nda geçen bir söz vardır: ‘Sevgi insana her şeyi yaptırabilir, bir de sevgisizlik…’ Bu yüzden ailede sevgiyi sadece hissetmek değil, çocuğa doya doya hissettirmeyi öğrenmeliyiz. Okulların rolü ise burada kritik bir denge taşır. Öğretmenlerin fark ettiği durumları aileyle açık ve sağlıklı bir şekilde paylaşabilmesi, erken müdahale açısından hayati önemdedir. Ancak sahada zaman zaman aile tepkisinden çekinildiği için bazı durumların yeterince aktarılmadığı da bir gerçektir. Öte yandan bazı aileler de çocuklarıyla ilgili zorlukları kabul etmekte zorlanabilmektedir. Bu nedenle etkili bir koruyucu sistem ancak şu üçlü yapı ile mümkündür: Aile-okul-psikososyal destek mekanizmaları... Bu üç yapı birbirinden bağımsız değil, iş birliği içinde çalışmalıdır. Çocuğun iyilik hali, tek bir kurumun değil, ortak bir sorumluluğun sonucudur. Çünkü bir çocuk ancak görüldüğü, duyulduğu ve anlaşıldığı yerde güvende hisseder. Ve bazen bir çocuğun hayatını değiştiren şey, alınan bir güvenlik önleminden çok, gerçekten kurulmuş bir ilişkidir. Duygu verilmeden değer öğretilmez; görülmeyen bir çocuk, kendini kıymetli hissedemez.” dedi.
OKULLARDA ALINACAK GÜVENLİK ÖNLEMLERİ
Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’ta meydana gelen okul saldırılarının ardından okullarda alınacak önlemleri şöyle sıraladı:
İlk olarak, okul güvenliğini fiziki tedbirlerle birlikte dijital risk alanlarını da kapsayacak şekilde genişleterek ele alıyoruz. Bu iş birliği çerçevesinde siber devriye faaliyetlerine daha fazla ağırlık verecek, ilgili birimlerimizin kapasitesini güçlendirecek, dijital dünyanın karanlık alanlarında çocuklarımızı hedef alan riskleri yapay zekâ destekli takip ve analiz imkânlarıyla daha yakından izleyip, izleme sonuçlarına göre önlemlerimizi güçlendireceğiz.
İkinci olarak, bakanlıklar arası veri paylaşımını ve iş birliğini güçlendirecek; okullarımızın çevresinden giriş-çıkış düzenine, riskli durumlara erken müdahaleden kurumlar arası eşgüdüme kadar yeni çalışma modellerini ivedilikle devreye alıyoruz. İçişleri Bakanlığımız, Adalet Bakanlığımız, Sağlık Bakanlığımız ve Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığımızla yürüttüğümüz veri entegrasyonu sürecini Bakanlık Yönetim Sistemimizle bütünleştirerek, yapay zekâ destekli bir risk analiz ve erken uyarı sistemi oluşturacağız.
Üçüncü olarak, aile ile okul arasındaki irtibatı daha da sağlamlaştırıyoruz. İki yıl önce başlattığımız “Veli Randevu Sistemi”ni daha etkin hale getirecek, okul-aile-rehberlik sürecini gündelik eğitim hayatının tamamında daha canlı ve işlevsel olmasını temin edeceğiz.
Dördüncü olarak, dijital bağımlılık vb. risklere karşı velilerimize yönelik destek ve danışma hattını kısa süre içinde devreye alıyoruz.
Beşinci olarak, öğretmenlerimize ve okul yöneticilerimize kriz yönetimi, sınıf içi müdahale, erken uyarı işaretleri fark etme ve riskli durumlara doğru tepki verme konularında kapsamlı eğitimlerimize devam edeceğiz.
Altıncı olarak, öğrencilerimiz için psikososyal destek mekanizmalarını daha da güçlendirecek; halihazırda 23 ilimizde pilot olarak yürüttüğümüz ‘Duygu, Değer Temelli Dijital Esenlik’ projemizi genişleterek ülke sathına yaygınlaştıracağız.
Yedinci olarak, riskleri erkenden fark eden, etkili ve zamanında müdahale üreten rehberlik kapasitemizi daha hassas hale getireceğiz.
|