“DİKSİYON MU, DİREKSİYON MU?”




Tarih: 6 Mayıs 2026 Çarşamba 17:45

RÖPORTAJ: RAZİYE ERDEN YILDIRIM

Mersin’in deneyimli iletişim uzmanı ve “Kelimelerin Mimarı” Edlan Bostancı, diksiyonun dünden bugüne geçirdiği evrimi gazetemize anlattı. Mesleğe başladığı ilk yıllardaki ilginç algıyı esprili bir dille paylaşan Bostancı, o günleri şu sözlerle özetliyor: “15 yıl önce ‘diksiyon kursu’ verdiğimi söylediğimde insanların aklına gelen tek yer halk eğitim merkezleriydi. Eğitim o kadar bilinmeyen bir kavramdı ki; çoğu kişi ‘Diksiyon mu, direksiyon mu?’ diye sorardı.”

Türkçe…

Şiveli bir dil.

Hemen hemen her ilde başka tınılar, her ağızda başka başka şekil alır.

Aynı kelimeler ama bambaşka hikâyeler anlatır.

Mersin’de bu daha da belirgin.

Bir cümle kurulur, ardından “Nerelisin?” sorusu gelir.

Konuğumla buluşmak için Mezitli’ye doğru giderken aklımda tek bir şey, daha doğrusu bir soru var: İnsan kendini doğru ifade etmeyi sonradan öğrenebilir mi?

Karşımda Edlan Bostancı…

Sakin, net, ölçülü.

Konuşmaya başladığında kelimeler dağılmıyor, toparlanıyor.

Yıllardır insanlara sadece konuşmayı değil, kendini doğru ifade etmeyi öğreten bir eğitmen.

Diksiyon Eğitmeni-İletişim Uzmanı Edlan Bostancı ile diksiyon eğitimini, iş görüşmelerinde doğru konuşmanın nasıl fark yarattığını ve Mersin’de siyasette diksiyonu başarılı bulduğu ismi konuştuk.

Öncelikle sizi tanıyalım…

Edlan Bostancı. 29 Eylül 1980 doğumluyum, Ankaralıyım. Uzun yıllardır Mersin’de yaşıyorum ve burada diksiyon üzerine hizmet veriyorum. Yaklaşık 15 yıldır hem iletişim uzmanlığı hem de diksiyon eğitimi alanında aktif olarak çalışıyorum. Bu sürece ilk olarak halk eğitim merkezlerinde başladım. O dönemlerde hem bu alanı tanıtmak hem de insanlara anlatmak ayrı bir emek gerektiriyordu. Daha sonra üniversiteye geçiş yaptım, akademik ortamda eğitimler verdim. Sonrasında kendi yerimi açarak tamamen bu alana odaklandım. Grup dersleri, bire bir özel dersler, farklı yaş grupları ve mesleklerden insanlarla çalışarak bu süreci büyüttüm. Bugün geriye dönüp baktığımda, yaklaşık 15 yıl boyunca çok farklı insan hikâyelerine dokunmuş, çok farklı gelişim süreçlerine şahit olmuş bir eğitimci olarak bu mesleği sürdürdüğümü söyleyebilirim.

“DİKSİYON MU, DİREKSİYON MU?”

15 yıl önce diksiyona bakış nasıldı, bugün nasıl?

15 yıl önce “diksiyon kursu” verdiğimi söylediğimde insanların ilk aklına gelen yer halk eğitim merkezleriydi. Çünkü diksiyon eğitimi neredeyse sadece o alanla sınırlı biliniyordu. Hatta o kadar bilinmeyen bir kavramdı ki; insanlar “Diksiyon mu, direksiyon mu?” diye sorabiliyordu. Bu durum aslında toplumda bu konunun ne kadar yabancı olduğunu çok net gösteriyordu. O dönemde insanlar diksiyonun ne işe yaradığını, kimlerin ihtiyacı olduğunu bilmiyordu. Daha çok televizyon spikerlerine, sunuculara ya da ekran önünde konuşan insanlara ait bir beceri gibi görülüyordu. Günlük hayatta sıradan bir insanın ihtiyacı olabileceği pek düşünülmüyordu. Ben de yıllar içinde bu algıyı kırmaya çalıştım. Çünkü “diksiyon” dediğimiz şey sadece bir meslek becerisi değil, hayatın içinde kendini doğru ifade edebilmenin temel araçlarından biridir. Bugün geldiğimiz noktada elbette bir farkındalık oluştu. Özellikle iş hayatında, sosyal ilişkilerde, topluluk önünde konuşma gerektiren alanlarda bu ihtiyacın daha çok hissedildiğini görüyoruz. İnsanlar artık konuşmanın sadece konuşmak olmadığını, bir etki yaratma aracı olduğunu daha iyi fark ediyor. Ama buna rağmen hâlâ tam anlamıyla yaygınlaştığını söylemek mümkün değil. Hâlâ “Benim ihtiyacım yok” diyen ya da bu ihtiyacın farkında olmayan geniş bir kesim var.

İş görüşmelerinde diksiyon etkili midir?

Evet, oldukça etkili. Şöyle düşünmek gerekir: Herkes bir CV ile başvuru yapar. Eğitimini yazar, tecrübelerini yazar, yetkinliklerini sıralar. Ama çoğu zaman aynı ya da benzer niteliklere sahip birçok insan aynı pozisyon için başvurur. Eğer sadece bu bilgiler yeterli olsaydı, işverenler insanları çağırıp mülakat yapmazdı. Ama çağırırlar çünkü görmek istedikleri kâğıt üzerindeki bilgiler değil, kişinin kendisini nasıl ifade ettiğidir. O noktada devreye konuşma girer. Kendinizi nasıl anlatıyorsunuz, cümlelerinizi nasıl kuruyorsunuz, karşınızdaki insana nasıl bir his veriyorsunuz… Bunlar çok belirleyicidir. Beden diliniz, ses tonunuz, kelimeleri seçiş biçiminiz, duruşunuz… Hepsi bir bütün olarak değerlendirilir. Mesela aynı özelliklere sahip iki aday düşünün. Biri kendini net, anlaşılır ve etkili ifade edebiliyor; diğeri daha çekingen, dağınık ve kendini anlatmakta zorlanıyor. Bu durumda tercih büyük ölçüde ilk kişiden yana olur. İşte bu noktada diksiyon sadece bir “konuşma” meselesi olmaktan çıkar, bir “fark yaratma” aracına dönüşür.

“KİŞİNİN İHTİYACINA GÖRE İLERLİYORUM”

Diksiyon eğitimi nasıl ilerliyor?

Diksiyonu sadece konuşmayı düzeltmek olarak görmek doğru değil. Ben bunu bir geliştirme süreci olarak ele alıyorum. Çünkü her bireyin ihtiyacı farklıdır ve bu ihtiyaçlara göre ilerlemek gerekir. Eğitime gelen kişiler çok farklı sebeplerle geliyor. Kimi şivesinden dolayı anlaşılmadığını düşündüğü için geliyor. Kimi kelime bulmakta zorlandığını ifade ediyor. Kimi sosyal hayatta daha etkili olmak istiyor. Kimi ise topluluk önünde konuşma yapması gerektiği için kendini geliştirmek istiyor. Bu yüzden ilk yaptığım şey; kişiyle detaylı bir ön görüşme yapmak. Onu dinlemek, neden burada olduğunu anlamak. “Neye ihtiyacın var?” sorusunun cevabını birlikte netleştiriyoruz. Eğer doğuştan gelen bir konuşma engeli yoksa fizyolojik ya da nörolojik bir durum söz konusu değilse; tamamen alışkanlıkları değiştirmeye yönelik bir süreç başlatıyoruz. Ardından kişiye özel bir içerik oluşturuyorum. Herkese aynı programı uygulamak yerine, kişinin ihtiyacına göre ilerliyorum. Çünkü ihtiyacı olmayan bir konuyu çalışmak zaman kaybıdır. Amacımız doğrudan gelişime odaklanmak. Bu da ancak kişiye özel bir yaklaşımla mümkün olur.

“BÜYÜKŞEHİR BELEDİYE BAŞKANI VAHAP SEÇER’İN KONUŞMALARINI BAŞARILI BULUYORUM”

Mersin’de beğendiğiniz bir konuşmacı var mı?

Siyasi görüşlerimden tamamen bağımsız olarak değerlendirdiğimde, Mersin Büyükşehir Belediyesi Başkanı Vahap Seçer’in konuşmalarını başarılı buluyorum. Kendisini hem ekranlardan hem de bire bir dinleme fırsatım oldu. Konuşmalarında dikkatimi çeken en önemli nokta, konuya odaklı olması. Bulunduğu ortam ne gerektiriyorsa, o çerçevede konuşuyor. Gereksiz şekilde başka konulara girmiyor, dikkat dağıtmıyor. Ayrıca anlatımı sade ve anlaşılır. Dinlerken yorulmuyorsunuz, cümlelerini takip etmek kolay. Bu da dinleyiciyle sağlıklı bir bağ kurulmasını sağlıyor. Süreyi de iyi kullanıyor, konuşmayı gereksiz yere uzatmıyor, tam olması gereken noktada bitiriyor. Bana göre iyi bir konuşmacının en önemli özellikleri; anlaşılır olmak, odaklı olmak ve dinleyiciyi yormamaktır. Bu anlamda Vahap Seçer’in başarılı bir örnek olduğunu düşünüyorum.

Peki, beden dili ne kadar önemli?

Konuşma sadece sesle ilgili bir durum değildir. Aynı zamanda görsel bir süreçtir. Özellikle yüz yüze iletişimde ya da bir topluluk karşısında konuşurken; sadece söyledikleriniz değil, nasıl göründüğünüz de önemlidir. Mimikleriniz, jestleriniz, bakışlarınız, duruşunuz… Bunların hepsi anlattığınız şeyi desteklemelidir. Eğer söylediklerinizle beden diliniz uyumlu değilse, bu durum karşı tarafta bir güvensizlik oluşturur. İnsanlar çoğu zaman ne söylediğinizden çok nasıl söylediğinize dikkat eder. Bu yüzden etkili bir iletişim için söz, ses tonu ve beden dili mutlaka bir bütün olarak uyum içinde olmalıdır.

“İNSAN ZİHNİ NEYE İNANIYORSA, BEDEN DE ONA UYUM SAĞLAR”

Yalan söyleyen biri anlaşılır mı?

Bununla ilgili bazı genel beden dili göstergeleri vardır. Ama bunlar kesin değildir. Çünkü kişi söylediği yalana gerçekten inanıyorsa, bunu anlamak oldukça zorlaşır. İnsan zihni neye inanıyorsa, beden de ona uyum sağlar. Dolayısıyla kişi kendini doğru söylediğine inandırmışsa, bunu oldukça doğal bir şekilde ifade eder. Bu da dışarıdan bakıldığında ayırt etmeyi zorlaştırır.

Diksiyon, okullarda ders olarak verilebilir mi?

Keşke verilse. Çünkü Türkçe dersleri var ama daha çok imla ve yazı dili üzerine kurulu. Hep şunu söylüyorum: Türkiye’de neden İngilizce konuşamıyoruz? Çünkü bize sürekli gramer öğretiliyor. Yani yazı dili öğretiliyor. Konuşmaya geldiğimizde bambaşka bir şeyle karşılaşıyoruz. Aynı durum Türkçe için de geçerli. Türkçe derslerinde zamir, sıfat, yüklem gibi konular öğretiliyor. Kurallar var, “şöyle olmalı, böyle olmalı” deniyor ama bunlar yazı diline yönelik. Oysa gerçek hayat, konuşma diliyle ilerliyor. İş hayatına girdiğinizde kimse size “Sıfat nerede?” diye sormaz. Kendinizi nasıl ifade ettiğinize bakar. Bu nedenle Türkiye’de Türkçeyi de çok iyi konuşamıyoruz. Çünkü bu eğitimi temelden, konuşma odaklı desteklemiyoruz. Güzel konuşma, doğru ifade, nazik iletişim bunlar küçük yaşta kazandırılmalı. Şiveler karıştı, yabancı kelimeler hayatımıza girdi, bir de dijital dil oluştu. Tamamen saf bir Türkçeden yana değilim. Dil yaşayan bir varlık, elbette gelişecek, yeni kelimeler eklenecek. Ama özümüzü de kaybetmemek gerekiyor. Çünkü dili kaybettiğinizde aslında kimliğinizden de bir şeyler kaybetmeye başlıyorsunuz. Bir diğer önemli sorun da kelime dağarcığı. Çok az kelimeyle konuşuyoruz. 200-300 kelimeyle yıllarca kendimizi ifade etmeye çalışıyoruz. Bu da anlatımımızı sınırlıyor. Bunun en büyük sebebi de okumamak. Okumak, dinlemek, gezmek, görmek, doğru insanları fark etmek… Bunların hepsi insanı geliştirir. Ama son dönemde öğrencilerden çok sık şu cümleyi duyuyorum: “Hocam bize kitap oku demeyin.” Çünkü bu cümle onlara yıllardır söylenmiş. Ben de diyorum ki; ‘Okuyun ama ne isterseniz onu okuyun. İlginizi çeken ne varsa onu okuyun. Çünkü okumadan gelişmek mümkün değil.’ Gençler sıkıldıklarını söylüyor. Çünkü okumak; dijital dünya gibi hızlı değil, sabır gerektiriyor. Ama işte tam da bu yüzden gerekli okumak. Eğer bu sabrı göstermezlerse, bir süre sonra kendilerini ifade edemediklerini fark ediyorlar. Ve bu da hayatlarını doğrudan etkiliyor. Hatta bana göre bu eğitim önce öğretmenlerden başlamalı. Çünkü öğretmenler çocuklar için birer modeldir. Çocuklar sadece ders içeriğini değil, konuşma biçimini de öğretmenlerinden öğrenir. Öğretmenin kullandığı dil, hitap şekli, üslubu doğrudan öğrenciye yansır. Bugün eğitim sisteminde daha çok yazı dili öğretiliyor. Ama konuşma dili ihmal ediliyor. Oysa hayatın içinde en çok ihtiyaç duyulan konuşma becerisidir. Kendini ifade edemeyen bir birey, sahip olduğu bilgiyi de doğru aktaramaz.

Unutamadığınız bir an var mı?

Mersin doğudan yoğun göç alan bir şehir olduğu için şive çeşitliliği oldukça fazla. Doğuda da zaten şiveler çok farklı; bazıları daha açık, bazıları ise oldukça koyu. Hatta bazen öyle bir konuşma yapısı oluyor ki; Kürtçeyi baz almış ama Türkçe gibi konuşuluyor ve anlamakta zorlanabiliyorsunuz. Bunun yanında daha anlaşılır olanlar da var elbette. Bu süreçte unutamadığım anlardan biri, aslında bana en sık sorulan ama bir o kadar da düşündüren sorulardan biriyle ilgili. Telefonda arayıp bilgi almak isteyen bir kişi, “Hocam sizce benden olur mu?” diye sormuştu. Ardından da “Ben konuşmamı düzeltmek istiyorum. İnsanlar beni anlamıyor. Bana artık ‘Nerelisin?’ diye sormasınlar istiyorum.” dedi. Ben de elbette çalışabileceğimizi, bunun mümkün olduğunu söylüyorum ama bunun kısa sürede olacak bir şey olmadığını özellikle vurguluyorum. Çünkü bu bir süreç ve uzun vadeli bir gelişim gerektiriyor. Bu noktada en çok karşılaştığım sorulardan biri de “Ne kadar zamanda olur?” sorusu. Ben de açıkçası buna net bir süre veremeyeceğimi söylüyorum. Çünkü kişinin gelişimi tamamen kendi çabasına, farkındalığına ve sürekliliğine bağlı. “Üç vakte kadar olur” gibi bir şey söylemek mümkün değil. Ama insanlar genelde kendi performanslarını, sürecin ne kadar süreceğini önceden bilmek istiyor. “Benden olur mu?” ya da “Ne kadar zamanda çok iyi konuşurum?” gibi sorularla sıkça karşılaşıyorum. Oysa bu, kişiden kişiye değişen bir süreç. Kimisi daha hızlı ilerler, kimisi daha uzun sürede gelişir. Bu yüzden kesin bir süre vermek ya da bir tahminde bulunmak çok mümkün değil.

“HEPİMİZ AYNI ANDA GELDİK AMA NEDEN FARKLI TÜRKÇE KONUŞUYORUZ?”

Suriyelilere de eğitim vermişsiniz…

Evet, o dönemde Suriyelilere de eğitim verdim. O süreçte Suriyeliler için gruplar açılmıştı. A1 ve A2 seviyesinde Türkçe öğrenimini tamamlayanlar, isterlerse diksiyon derslerine de katılabiliyordu. Oradaki öğrencilerle yaşadığım bir anı hiç unutmam. (Gülüyor) Bir gün bana şöyle bir soru sormuşlardı: “Biz hepimiz aynı anda geldik ama neden hepimiz farklı Türkçe konuşuyoruz?” Ben de onlara şu şekilde cevap vermiştim: “Sadece sizde değil, Mersin’de yaşayan Türkler de birbirinden farklı Türkçe konuşuyor.” Bu durum onların da dikkatini çekmişti ve aslında dilin ne kadar yaşayan, değişken ve bulunduğu ortama göre şekillenen bir yapı olduğunu çok güzel anlatan bir örnek olmuştu.

Mayıs ayında başlayacak “Anlatan Kadın Konuşma Atölyesi” adlı bir projeniz var…

Evet, uzun zamandır farkındayım ki; insanlar daha fazla bilgiye değil, kendilerini rahatça ifade edecekleri bir alana ihtiyaç duyuyor. Bu yüzden “Anlatan Kadın Konuşma Atölyesi”ni oluşturduk. Programda ses kullanımı, diksiyon, beden dili ve düşünceyi net aktarma üzerine uygulamalı çalışmalar yapacağız. Uygulamalı çalışmalar, bireylerin hatadan çekinmeden pratik yapmasına imkân tanıyarak öğrenme sürecini hızlandıracak. Katılımcılar yalnızca konuşma tekniklerini değil, aynı zamanda topluluk önünde daha özgür ve etkili ifade kurma pratiği kazanacak. Bu tür güvenli alanlar, kişinin sadece nasıl konuştuğunu değil, ne söylediğini ve bunu nasıl hissettirdiğini de keşfetmesine yardımcı oluyor. 4 haftayı kapsayacak programın genel yapısı; 4-5 kişilik gurupların haftada 1 kez buluşarak, 60 ila 75 dakika arasındaki periyotlarda “konuşma, farkındalık ve küçük teknik çalışmaları” yapması şeklinde kurgulandı. Projede yer almak isteyenler, 0530 656 62 54 numaralı telefon üzerinden bizimle irtibata geçebilirler.

Son olarak ne söylemek istersiniz?

Konuşmak sadece kelime bilmek değildir. Kendimizi doğru ifade etmeyi öğrenmek zorundayız. “İletişim” dediğimiz şeyin temel aracı konuşmadır. Ama etkili bir iletişim için önce dinlemeyi bilmek gerekir. Anlamadan anlatamayız; anlatamazsak da anlaşamayız. Bu yüzden önce anlamak için dinlemeye sonra anlaşılmak için doğru anlatmaya ihtiyacımız var. Etkili iletişim, hayatın her alanında en önemli becerilerden biridir.



Yorum Ekle comment Yorumlar (0)

 
 
  SOSYAL MEDYA
 
 
  GAZETEMİZ
 
 
  BASIN İLAN
 
 
  HAVA DURUMU
 
 
  FACEBOOK
 

 
 
 


 

Siteden yararlanırken yayın politikamızı okumanızı tavsiye ederiz. mersinhakimiyet.com © Copyright 2019-2026 Tüm hakları saklıdır.
İzinsiz ve kaynak gösterilemeden yayınlanamaz, kopyalanamaz, kullanılamaz. mersinhakimiyet.com basın ve yayın meslek ilkelerine uyar.

URA MEDYA