MERVE KANKAN
Mersin’in Silifke ilçesinde bulunan ve halk arasında “Meryemlik” olarak da bilinen Ayatekla Ören Yeri, yalnızca tarihi kalıntılarıyla değil; taşıdığı inanç mirasıyla da dikkat çekiyor. Erken Dönem Hristiyanlığın en önemli hac merkezlerinden biri kabul edilen bölge, Azize Thekla’nın mağarada başlayan hikâyesiyle Roma’dan Bizans’a uzanan büyük bir geçmişe ev sahipliği yapıyor.
Silifke’de kayalıkların arasında yükselen Ayatekla Ören Yeri, yalnızca bir arkeolojik alan değil; erken Dönem Hristiyanlığın en güçlü inanç merkezlerinden biri olarak binlerce yıllık bir hafızayı taşıyor. Halk arasında “Meryemlik” olarak bilinen bölge, Aziz Pavlus’un öğrencisi olduğuna inanılan Azize Thekla’nın mağarada başlayan hikâyesiyle Roma’dan Bizans’a uzanan büyük bir tarih sunuyor. Pagan baskısından kaçarak Seleucia’ya sığındığı anlatılan Thekla’nın yaşadığı mağara, zamanla hac merkezine dönüşürken; kutsal su ritüelleri, yer altı kiliseleri, dev sarnıçlar, bazilikalar ve Zenon Döneminde inşa edilen büyük yapılar bölgenin dini önemini yüzyıllar boyunca koruduğunu gösteriyor. Hristiyan dünyasında “ilk kadın şehit” kabul edilen Thekla’nın izlerini taşıyan Ayatekla, bugün de dünyanın farklı ülkelerinden gelen ziyaretçileri ağırlamayı sürdürürken, arkeologlar ve tarihçiler için Anadolu’nun en gizemli ve en önemli inanç merkezlerinden biri olmayı sürdürüyor.
ANADOLU’DA HRİSTİYANLIĞIN İLK KADIN FİGÜRLERİNDEN BİRİ
Ayatekla Ören Yeri, Anadolu’daki Erken Dönem Hristiyanlık tarihinin en önemli merkezlerinden biri olarak gösteriliyor. Silifke’de yer alan ve “Meryemlik” adıyla bilinen bölge hem dini hem de tarihi açıdan büyük önem taşıyor. Roma, Bizans ve Erken Hristiyanlık Dönemine ait izler taşıyan alan, yüzyıllardır ziyaretçilerini ağırlamayı sürdürüyor. Bölgenin hikâyesi ise Hristiyanlığın ilk dönemlerinde yaşadığına inanılan Azize Thekla’ya dayanıyor. Hristiyan kaynaklarında “Aya Tekla”, “Azize Tekla” ya da “Saint Thecla” isimleriyle anılan Thekla’nın; İsa’nın havarilerinden Aziz Pavlus’un öğrencisi olduğuna inanılıyor. Thekla’nın yaşam öyküsü, milattan sonra 2’nci yüzyılda kaleme alınan “Paul ve Thekla’nın İşleri” adlı metinlerde anlatılıyor. Resmi İncil metinleri arasında yer almayan bu eserler, Erken Dönem Hristiyanlık tarihi açısından önemli kaynaklar arasında gösteriliyor.
PAGAN BASKISINDAN KAÇIP SELEUCİA’YA SIĞINDI
Rivayetlere göre Konya’da yaşayan genç ve varlıklı bir kadın olan Thekla, Aziz Pavlus’un vaazlarından etkilenerek Hristiyanlığı kabul etti. Ancak o dönemde Roma İmparatorluğu sınırları içinde Hristiyanlık büyük baskı altındaydı. Thekla’nın pagan inancını terk ederek tek tanrılı dine yönelmesi nedeniyle ailesi ve dönemin yöneticileri tarafından cezalandırılmak istendiği anlatılıyor. Bazı kaynaklarda ateşe atıldığı, bazı anlatımlarda ise vahşi hayvanların önüne bırakıldığı belirtiliyor. Ancak her seferinde mucizevi şekilde kurtulduğuna inanılıyor. Öldürüleceğini öğrenen Thekla’nın daha sonra Anadolu’nun güneyine, dönemin önemli liman kentlerinden Seleucia’ya yani bugünkü Silifke’ye geldiği aktarılıyor. Kayalıkların arasındaki bir mağaraya sığınan Thekla’nın yaşamının geri kalanını burada geçirdiği düşünülüyor.
MAĞARADA BAŞLAYAN İNANÇ MERKEZİ
Bugün Ayatekla Ören Yeri içerisinde bulunan yer altı mağara kilisesi, bu hikâyenin merkezini oluşturuyor. İnanca göre Thekla, mağarada yaşadığı süre boyunca çevredeki insanlara Hristiyanlığı anlattı, hastaları iyileştirdi ve şifa dağıttı. Bölgedeki kutsal su kültünün de burada ortaya çıktığı düşünülüyor. Akademik araştırmalarda özellikle mağara çevresindeki su sistemleri, sarnıçlar ve şifa ritüelleri dikkat çekiyor. Yapılan çalışmalarda bölgedeki suyun kutsal kabul edildiği ve hacıların burada şifa aradığı belirtiliyor. Araştırmacılara göre bölgedeki hac kültürü büyük ölçüde su etrafında şekillendi. Hacılar mağaradaki kutsal sudan içiyor, bazıları bu suyu yanlarında götürüyor, bazıları ise hastalıklarından kurtulmak amacıyla burada ibadet ediyordu.
“KAYBOLDUĞU MAĞARA” YÜZYILLARCA KUTSAL SAYILDI
Thekla’nın hayatına ilişkin en dikkat çekici anlatılardan biri ise mağarada “kaybolduğu” yönündeki rivayet olarak öne çıkıyor. Hristiyan inanışına göre Thekla öldürülmek üzereyken mağara mucizevi biçimde açıldı ve onu içine aldı. Bu olayın ardından mağara kutsal kabul edildi. Hristiyanlığın Roma İmparatorluğu tarafından resmi din olarak kabul edilmesinden önce mağaranın gizli ibadet yeri olarak kullanıldığı belirtiliyor. MS 312 yılında Hristiyanlığın serbest bırakılmasıyla birlikte bölge hızla büyüyen bir dini merkeze dönüştü. MS 4. yüzyılda mağaranın üzerine bir kilise inşa edildi. Daha sonraki dönemlerde ise manastırlar, bazilikalar, sarnıçlar, hamamlar ve surlarla çevrili büyük bir dini kompleks oluştu.
ROMA VE BİZANS DÖNEMİNDE BÜYÜK HAC MERKEZİ OLDU
Tarihçiler, Ayatekla’nın özellikle Bizans döneminde Doğu Akdeniz’in en önemli hac merkezlerinden biri haline geldiğini belirtiyor. Bölge en parlak dönemini Roma İmparatoru Zenon zamanında yaşadı. İmparator Zenon’un, “Azize Thekla” adına büyük bir kilise yaptırdığı biliniyor.
Bugün ören yerinde;
* Azize Tekla Yer Altı Kilisesi,
* Büyük Aya Tekla Kilisesi,
* Zenon Kilisesi,
* Kuzey Kilise,
* Hamam kalıntıları,
* Nekropol alanları,
* Şehir surları,
* Su sarnıçları
gibi çok sayıda yapı kalıntısı bulunuyor. Arkeolojik araştırmalarda özellikle dev su sarnıçları dikkat çekiyor. Uzmanlara göre bu sistemler, bölgeye gelen yoğun hacı nüfusunun su ihtiyacını karşılamak amacıyla inşa edildi.
BARBAROSSA’NIN CENAZE TÖRENİNİN BURADA YAPILDIĞI İDDİASI
Ayatekla yalnızca Erken Dönem Hristiyanlık açısından değil, Orta Çağ tarihi bakımından da önemli bir merkez olarak görülüyor. Bazı tarihsel kaynaklarda, III. Haçlı Seferi sırasında Göksu Nehri’nde boğularak hayatını kaybeden Roma-Germen İmparatoru Frederik Barbarossa için dini cenaze törenlerinden birinin burada gerçekleştirildiği aktarılıyor. Bu bilgi, Ayatekla’nın yüzyıllar boyunca Hristiyan dünyasındaki önemini koruduğunu gösteren ayrıntılardan biri olarak değerlendiriliyor.
İLK KADIN ŞEHİT OLARAK KABUL EDİLİYOR
Hristiyan dünyasında Thekla’nın en dikkat çeken yönlerinden biri de “ilk kadın şehit” olarak kabul edilmesi. Bazı kilise kaynaklarında Thekla’nın fiilen öldürülmediği, Tanrı tarafından korunduğu anlatılsa da Hristiyan geleneğinde çektiği acılar ve uğradığı baskılar nedeniyle şehit kabul edildiği ifade ediliyor. Katolik Kilisesi Thekla’yı her yıl 23 Eylül’de; Ortodoks Kilisesi ise 24 Eylül’de anıyor. Günümüzde de dünyanın farklı ülkelerinden gelen Hristiyan ziyaretçiler Ayatekla’daki mağarayı hac noktası olarak ziyaret etmeyi sürdürüyor.
AKADEMİK ÇALIŞMALAR BÖLGENİN GİZEMİNİ ARAŞTIRIYOR
Son yıllarda “Ayatekla” üzerine yapılan akademik çalışmaların sayısı da artıyor. Arkeologlar ve sanat tarihçileri özellikle mağara kilisesinin mimarisi, hac yolları, su kültü, Bizans dönemi dini yaşamı, kadın aziz kültü ile bölgedeki grafitiler ve yazıtlar üzerine yoğunlaşıyor. 2014 ve 2018 yıllarında gerçekleştirilen yüzey araştırmalarında yeni yapı izleri, sarnıç sistemleri ve hac rotalarına ilişkin önemli veriler elde edildiği belirtiliyor. Araştırmacılar, Ayatekla’nın yalnızca Türkiye için değil, dünya Hristiyanlık tarihi açısından da büyük öneme sahip olduğunu vurguluyor.
SESSİZLİĞİN İÇİNDE BİNLERCE YILLIK BİR HAFIZA
Bugün Silifke’de kayalıkların arasında sessizce varlığını sürdüren Ayatekla Ören Yeri, Anadolu’nun en güçlü tarihsel hafızalarından biri olarak gösteriliyor. Mağara duvarlarında yankılanan dualar, su sarnıçlarında biriken izler, yıkılmış bazilikaların taşları ve yüzyıllar boyunca bölgeye gelen hacıların bıraktığı izler, Ayatekla’yı yalnızca bir ören yeri olmaktan çıkarıp yaşayan bir tarih alanına dönüştürüyor. Anadolu’da kadın bir azizin etrafında şekillenen en büyük inanç merkezlerinden biri olan Ayatekla, bugün hâlâ hem arkeologların hem tarihçilerin hem de ziyaretçilerin ilgisini çekmeye devam ediyor.
NASIL GİDİLİR?
Ayatekla Ören Yeri, Mersin kent merkezine yaklaşık 80 kilometre, Silifke ilçe merkezine ise yaklaşık 4 kilometre uzaklıkta bulunuyor. Ören yeri, Silifke’nin kuzeyindeki Meryemlik Mevki’nde yer alıyor. Mersin’den D-400 kara yolu üzerinden Silifke yönüne ilerledikten sonra ilçe merkezine gelmeden Meryemlik tabelaları takip edilerek alana ulaşılabiliyor. Özel araçla ulaşım yaklaşık 1 saat 15 dakika sürerken, Mersin-Silifke arasında düzenli olarak çalışan şehirlerarası minibüs ve otobüslerle de bölgeye gidilebiliyor. Silifke merkezden sonra taksi ya da minibüslerle kısa sürede ören yerine ulaşmak mümkün oluyor. Kayalık bir alan üzerine kurulu olan ören yerinde yürüyüş gerektiren bölümler bulunduğu için ziyaretçilerin rahat ayakkabı tercih etmesi öneriliyor.
|