Sorun çözülmüyor, görünmez kılınıyor




Tarih: 15 Mayıs 2026 Cuma 16:20

MERVE KANKAN

Sağlık Bakanlığı, MHRS’de randevu bekleyen sayının yüzde 88 azaldığını açıkladı. Ancak sahadaki gerçeklik farklı: Vatandaş hâlâ randevu bulmakta zorlanıyor, bazı branşlarda haftalar sonrasına günler veriliyor. Türk Tabipleri Birliği, verinin sadece görünürlüğü azalttığını, gerçek sorunların çözülmediğini vurguluyor. Koruyucu sağlık hizmetleri geri planda, performans sistemi ve şehir hastaneleri modeli hekimleri zorluyor, birinci basamak yeterince güçlendirilmiyor. Uzmanlar, kalıcı çözüm için muayene sürelerinin dünya standartlarına yükseltilmesi, aile hekimliğinin güçlendirilmesi gerektiğini belirtiyor.

Türk Tabipleri Birliği (TTB) Halk Sağlığı Kolu Başkanı Nasır Nesanır, Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu’nun Merkezi Hekim Randevu Sistemi’nde (MHRS) randevu bekleyen sayısının yüzde 88 azaldığı yönündeki açıklamalarını değerlendirdi. Sahadaki yoğunluğun devam ettiğini belirten Nesanır, resmi verilerin vatandaşın gerçek sağlık hizmeti deneyimini yansıtmadığını savunarak, “Sorun çözülmüyor, daha çok görünürlüğü azaltılıyor.” dedi. Koruyucu sağlık hizmetlerinin geri plana itildiğini ifade eden Nesanır, performans sistemi, hekim göçü ve şehir hastaneleri modeli nedeniyle sağlık sisteminin kronik bir yük altında olduğunu söyledi.

Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu, randevu bekleyen sayısının yüzde 88 azaldığını söylüyor. Siz sahada gerçekten böyle bir iyileşme görüyor musunuz, yoksa bu düşüş verinin sunum biçimiyle mi ilgili?

Sağlık Bakanlığı’nın açıkladığı yüzde 88’lik düşüş dikkat çekici görünse de sahadaki günlük deneyim bunun toplumun tamamına yansıyan gerçek bir rahatlama olduğunu göstermiyor. “Onaylı randevu” sistemi, başvuru kriterlerindeki değişiklikler ve MHRS algoritmalarındaki düzenlemeler, bekleyen talep sayısını teknik olarak düşürmüş olabilir. Ancak hekim başına düşen hasta yükü azalmamış, aksine birçok branşta poliklinik yoğunluğu artmıştır. Dolayısıyla burada yalnızca hizmet kapasitesindeki artışı değil, verinin nasıl üretildiğini ve hangi talebin “bekleyen” olarak tanımlandığını da tartışmak gerekir. Çünkü sağlık hizmetlerinde bazen sorun çözülmez; sadece görünürlüğü azaltılır.

“TALEBİ İSTATİSTİKSEL OLARAK AZALTIRKEN NİTELİK OLARAK AŞINDIRMAKTADIR”

3,9 milyondan 463 bine düşüş açıklanıyor. Bu azalma, gerçek bir hizmet kapasitesi artışı mı yoksa sistemde randevu talebinin baskılanması gibi yöntemlerle mi sağlandı?

Eğer gerçekten %88 oranında bir iyileşme yaşandıysa bunun sağlık emek gücüne de yansıması gerekirdi. Oysa ne hekim sayısında ne de çalışma koşullarında bu ölçekte bir artış görüyoruz. Bu nedenle düşüşün önemli bir kısmı, talebin sistemsel biçimde yönetilmesiyle ilişkilidir. Randevu aralıklarının 5 dakikaya kadar düşürülmesi, bazı yan dallara erişimin zorlaşması ve ileri tarihlere verilen randevular, bekleyen talebi istatistiksel olarak azaltırken nitelikli sağlık hizmetini aşındırmaktadır. Sağlık sistemi yalnızca “kaç kişiye randevu verildiğiyle” değil, hastaya ne kadar süre ve nitelik ayrıldığıyla değerlendirilmelidir. Burada temel meselelerden biri de yıllardır sürdürülen “kışkırtılmış sağlık talebi” politikasıdır. Sağlık hizmeti, koruyucu hekimlikten uzaklaşıp sürekli hastane başvurusu üreten bir modele dönüştürüldü. “Herkes her an her uzmana ulaşabilir” söylemi kısa vadede memnuniyet üretmiş olabilir; ancak bugün sistem bu yükü taşıyamaz hale gelmiştir.

Vatandaşlar hâlâ “randevu bulamıyoruz” şikâyetinde bulunuyor. Bu durumda Bakanlığın açıkladığı veriler ile vatandaş deneyimi arasında bir kopukluk mu var?

Bakanlık daha çok “randevu oluşturuldu” verisine odaklanıyor; vatandaş ise istediği branşta, uygun zamanda ve insanca bir muayene süresiyle sağlık hizmetine ulaşmaya çalışıyor. Bugün insanlar hâlâ sabah erken saatlerde MHRS’ye giriyor, tekrar tekrar deneme yapıyor ve çoğu zaman sonuç alamıyor. Özellikle dermatoloji, göz, nöroloji, çocuk psikiyatrisi ve bazı cerrahi branşlarda sorun devam ediyor. Bu nedenle resmi veriler ile toplumsal deneyim arasında belirgin bir kopukluk oluşmuş durumda. Erişilebilirliği yalnızca sayısal bir çıktı olarak görmek, sağlık hizmetinin niteliğini görünmez hale getiriyor.

Aile hekimleri üzerinden 13 milyon randevu oluşturulduğu belirtiliyor. Bu, bir çözüm mü yoksa uzman hekimlere erişimdeki sorunun aile hekimliği üzerinden ötelenmesi mi?

Aile hekimleri üzerinden 13 milyon randevu oluşturulması ilk bakışta olumlu görünebilir. Ancak bu durumun gerçek bir birinci basamak reformu mu, yoksa uzman hekim açığını aile hekimliği üzerinden yönetme girişimi mi olduğu dikkatle tartışılmalıdır. Güçlü bir sevk zinciri kurulmadan, aile hekimliğinin personel ve altyapı eksikleri giderilmeden yapılan yönlendirmeler, birinci basamağı sadece “randevu dağıtan bir istasyona” dönüştürme riski taşır. Oysa koruyucu sağlık hizmetlerinin merkezde olduğu bir sistemde aile hekimliği yalnızca sevk yapan değil; hastalığı önleyen, izleyen ve toplum sağlığını yöneten temel yapı olmalıdır.

MHRS’de bazı branşlarda hâlâ haftalar sonrasına randevu verildiği biliniyor. Sizce sorun sayısal olarak mı azaldı yoksa sadece görünürlüğü mü düştü?

Bazı alanlarda geçici rahatlamalar olmuş olabilir; ancak sorun yapısal olarak devam ediyor. Haftalar sonrasına verilen randevular, sürekli yenilenmeyen ekranlar ya da “randevu açıldığında haber ver” sistemi, krizin görünürlüğünü azaltıyor olabilir. Bu nedenle sorun tamamen çözülmüş değil; daha çok kronikleşmiş ve yönetilebilir hale getirilmeye çalışılmış görünüyor.

Bakanlık “rekor düşüş” diyor. Siz bu ifadeyi bilimsel ve şeffaf buluyor musunuz? Bu verilerin bağımsız denetime açık olması gerektiğini düşünüyor musunuz?

“Rekor düşüş” gibi ifadeler daha çok siyasi bir başarı söylemi niteliği taşıyor. Bilimsel değerlendirme için ise verinin üretim biçimi, yöntemleri ve ham verilerin bağımsız denetime açıklığı gerekir. Sağlık verileri; meslek örgütleri, akademisyenler ve bağımsız araştırmacılar tarafından incelenebilmelidir. Çünkü şeffaflık yalnızca sonuç açıklamak değil, o sonucun nasıl üretildiğini de toplumla paylaşmaktır.

“GERÇEK SAĞLIK POLİTİKASI, TOPLUMUN DAHA AZ HASTALANMASINI HEDEFLEYEN POLİTİKADIR”

Randevu sorununun temel nedeni sizce nedir? Hekim sayısı, sağlık politikaları, performans sistemi ya da şehir hastaneleri modeli…

Bu kriz tek bir nedene indirgenemez; uzun yılların sağlık politikalarının sonucudur. Başlıca nedenler şunlardır: Kışkırtılmış sağlık talebi ve hastane merkezli sistem, koruyucu sağlık hizmetlerinin geri plana itilmesi, performans sisteminin niceliği niteliğin önüne koyması, hekim göçü ve kamudan ayrılmalar, sağlık çalışanlarında tükenmişlik, şehir hastanelerinin merkezi ama erişimi zor yapıları, birinci basamağın yeterince güçlendirilmemesi. Bugün sistem daha fazla hasta bakmayı başarı sayıyor; ancak toplumun daha az hastalanmasını öncelemiyor.

Özellikle büyük şehirler ile Anadolu’da durum farklı mı? Bölgesel eşitsizlikler bu verilerin içinde gizleniyor olabilir mi?

Büyük şehirlerde yoğun talep nedeniyle randevu bulunamazken, Anadolu’nun birçok yerinde bazı branşlarda doğrudan uzman hekim eksikliği yaşanıyor. Bazı bölgelerde sistemde randevu görünmüyor çünkü o branşta fiilen hekim yok. Dolayısıyla ülke ortalaması üzerinden yapılan açıklamalar, bölgesel sağlık eşitsizliklerini görünmez kılabiliyor.

Sizce randevu krizinin gerçekten çözülmesi için hangi somut adımlar atılmalı? Mevcut politikalar yeterli mi?

Kalıcı çözüm için yalnızca MHRS algoritmalarını değiştirmek yeterli değildir. Şu adımlar atılmalıdır: Muayene süreleri dünya standartlarına uygun hale getirilmeli, koruyucu sağlık hizmetleri sağlık sisteminin merkezine alınmalı, Aile hekimliği güçlendirilerek gerçek bir sevk zinciri kurulmalı, hekimlerin çalışma koşulları ve özlük hakları iyileştirilmeli, performans baskısı azaltılmalı, sağlık hizmeti piyasa mantığından uzaklaştırılmalıdır. Çünkü sağlık yalnızca hastane koridorlarında üretilmez. Gerçek sağlık politikası, toplumun daha az hastalanmasını hedefleyen politikadır.

Mevcut politikalar yeterli mi? Sizce sağlık sisteminin yönü nasıl değişmeli?

Mevcut politikalar daha çok sistemi ayakta tutmaya ve günlük yoğunluğu yönetmeye odaklanıyor. Oysa artık ihtiyaç duyulan şey, sağlık hizmetinin paradigmasını değiştirmektir. Türkiye’de sağlık sistemi uzun yıllardır tedavi merkezli büyüdü; koruyucu sağlık hizmetleri ise geri planda kaldı. Hastalık ortaya çıktıktan sonra müdahale eden bir model, hem ekonomik olarak sürdürülemez hale geliyor hem de sağlık çalışanları üzerinde ağır bir yük oluşturuyor. Gerçek çözüm; toplum sağlığını merkeze alan, çevresel ve sosyal belirleyicileri dikkate alan, koruyucu hekimliği önceleyen kamusal bir sağlık yaklaşımıdır. Daha fazla MR çekmek ya da daha fazla poliklinik açmak tek başına sağlık göstergelerini iyileştirmez. Önemli olan toplumun daha az hastalanmasını sağlayacak sosyal ve kamusal politikaları güçlendirmektir.



Yorum Ekle comment Yorumlar (0)

 
 
  SOSYAL MEDYA
 
 
  GAZETEMİZ
 
 
  BASIN İLAN
 
 
  HAVA DURUMU
 
 
  FACEBOOK
 

 
 
 


 

Siteden yararlanırken yayın politikamızı okumanızı tavsiye ederiz. mersinhakimiyet.com © Copyright 2019-2026 Tüm hakları saklıdır.
İzinsiz ve kaynak gösterilemeden yayınlanamaz, kopyalanamaz, kullanılamaz. mersinhakimiyet.com basın ve yayın meslek ilkelerine uyar.

URA MEDYA