MERVE KANKAN
Mersin’in Tarsus ilçesinde dar sokakların ve beton yapıların arasında gizlenen Donuktaş, yalnızca bir harabe değil; Roma İmparatorluğu’nun ihtişamını, Kilikya’nın kadim inançlarını ve Anadolu’nun binlerce yıllık tarihini taşıyan dev bir anıt olarak dikkat çekiyor. Kimilerine göre Jüpiter Tapınağı, kimilerine göre Sandan Mabedi, bazı eski gezginlere göre ise Asur Kralı Sardanapal’ın mezarı olan bu yapı, bugün hâlâ tam anlamıyla çözülemeyen sırlarıyla arkeoloji dünyasının en dikkat çekici eserleri arasında gösteriliyor.
Mersin’in tarihiyle özdeşleşen Tarsus, yalnızca St. Paul Kuyusu, Kleopatra Kapısı ya da Gözlükule’den ibaret değil. Kentin kalbinde, Tekke Mahallesi’nin arasında yükselen ve halk arasında “Donuktaş” ya da “Dönüktaş” olarak bilinen devasa yapı da kentin en dikkat çekici tarihi miraslarından biri olarak öne çıkıyor. İlk bakışta dev bir kaya kütlesini andıran yapı, aslında Roma mühendisliğinin en sıra dışı örneklerinden biri olarak değerlendiriliyor. Yüzlerce yıldır gezginlerin, araştırmacıların ve arkeologların ilgisini çeken Donuktaş, bugün hâlâ gizemini koruyan anıtlar arasında yer alıyor.
TARİHİN DERİNLİKLERİNDEN GELEN DEV YAPI
Antik Çağ’da Kilikya’nın en önemli kentlerinden biri olan Tarsus, Hititlerden Perslere, Romalılardan Bizans’a kadar birçok medeniyetin merkezi olmuş stratejik bir kent olarak biliniyor. Ticaret yollarının kesişim noktasında bulunan şehir, aynı zamanda farklı inançların ve kültürlerin buluşma noktasıydı. Donuktaş da bu zengin geçmişin en dikkat çekici miraslarından biri olarak günümüze ulaştı. Yapının kesin inşa tarihi bilinmese de elde edilen arkeolojik bulgular ve mimari parçalar, tapınağın M.S. 2. yüzyılda Roma İmparatorluğu döneminde yapılmaya başlandığını gösteriyor. Özellikle Hadrianus, Antoninus Pius, Kommodus ve Septimius Severus dönemleriyle ilişkilendirilen yapı, Roma’nın bölgede kurduğu siyasi ve kültürel gücün simgelerinden biri olarak görülüyor. Araştırmacıların büyük bölümü Donuktaş’ın bir “İmparatorluk Kültü Tapınağı” olduğu görüşünde birleşiyor. Roma döneminde imparatorlar yarı tanrı kabul edildiği için onlar adına görkemli tapınaklar inşa ediliyordu. Tarsus gibi ekonomik ve siyasi açıdan güçlü kentlerde bu tür yapılar aynı zamanda Roma’nın gücünü temsil eden anıtlar olarak değerlendiriliyordu. Donuktaş’la ilgili en büyük tartışmalardan biri de yapının hangi Tanrı adına yapıldığı konusu. Bazı araştırmacılar yapının “Kilikya Birliği” adına inşa edilen büyük bir birlik tapınağı olduğunu savunurken, bazıları ise Tarsus’un baş tanrısı kabul edilen Sandan’a adandığını düşünüyor. Sandan; Anadolu, Fenike ve Mezopotamya kültlerinin birleşiminden doğmuş yerel bir Tanrı olarak biliniyor. Zamanla Herakles ve Baal-Tarz ile özdeşleştirilen bu figür, Roma döneminde ise Jüpiter ile ilişkilendirildi. Bu nedenle Donuktaş bazı kaynaklarda “Jüpiter Mabedi” olarak da geçiyor. Uzmanlara göre yapının büyüklüğü ve ihtişamı, sıradan bir dini yapıdan çok daha büyük sembolik anlam taşıdığına işaret ediyor.
DOĞAL KAYA SANILDI, ROMA BETONU ÇIKTI
Donuktaş’ın en dikkat çeken yönlerinden biri de ölçüleri. Yapının dıştan uzunluğu yaklaşık 98 ila 100 metre arasında değişirken genişliği 43 metreyi buluyor. Duvar kalınlıkları 6 ila 6,5 metreye ulaşıyor. Yaklaşık 8 metre yüksekliğe sahip duvarlar, yapının görkemini bugün bile hissettirmeye yetiyor. Kazılarda yapının yirmi basamaklı büyük bir kaide üzerine oturduğu tespit edildi. Ana mekânın üstünün açık olduğu düşünülürken, ortada büyük bir kutsal alan yani “cella” bulunduğu değerlendiriliyor. Tapınakta ayrıca bir altarın bulunması, burada dini törenlerin gerçekleştirildiğini ortaya koyuyor. Arkeologlara göre Donuktaş, yüksek podyumlu anıtsal Roma tapınaklarının en dikkat çekici örneklerinden biri olabilir. Donuktaş’ı benzer yapılardan ayıran en önemli özelliklerden biri de inşaa tekniği. Uzun yıllar boyunca yapının duvarlarının doğal konglomera kayalardan oluştuğu düşünüldü. Ancak İstanbul Üniversitesi Yer Bilimleri Fakültesi tarafından yapılan incelemeler, bu dev blokların aslında Roma betonu olduğunu ortaya çıkardı. Çakıl taşları, kırılmış taş parçaları ve harcın kalıplara dökülmesiyle oluşturulan bu sistem, Roma mühendisliğinin ne kadar ileri seviyede olduğunu gösteriyor. Araştırmacılar, kalıplar halinde dökülen bu beton duvarların daha sonra kireç taşı bloklarla desteklendiğini belirtiyor. Kazılar sırasında ortaya çıkarılan mermer levhalar ve mimari süslemeler ise yapının dış cephesinin tamamen mermer kaplı görkemli bir tapınak olduğunu düşündürüyor. Donuktaş’ın en büyük gizemlerinden biri de neden tamamlanamadığı sorusu. Birçok uzmana göre yapı inşa aşamasında bırakıldı. Bunun nedeninin ise Roma İmparatorluğu’ndaki siyasi krizler, ekonomik sorunlar, imparator değişiklikleri ya da bölgesel karışıklıklar olabileceği düşünülüyor. Tapınakta klasik Roma tapınaklarında bulunması gereken bazı mimari unsurların eksik olması da bu görüşü güçlendiriyor. Sütun sisteminin tam anlamıyla tamamlanmadığı, üst yapı elemanlarının hiçbir zaman yerleştirilmediği değerlendiriliyor. Bu nedenle Donuktaş, arkeoloji çevrelerinde sık sık “tamamlanamayan Roma tapınağı” olarak anılıyor.
YÜZYILLARCA GİZEMİ ÇÖZÜLEMEDİ, FARKLI ŞEKİLLERDE YORUMLADI
Donuktaş, 18. yüzyıldan itibaren Avrupalı gezginlerin dikkatini çekmeye başladı. Yapıyı gören ilk araştırmacılar onun ne olduğunu tam olarak anlayamadı ve birbirinden farklı yorumlar yaptı. Orta Çağ gezginlerinden Victor Langlois, yapıyı Asur Kralı Sardanapal’ın mezarı olarak tanımladı. Bu görüş uzun yıllar kabul gördü. 1545 yılında bölgeyi ziyaret eden Sefir Barbaro ise yapının bir saray olduğunu ileri sürdü. 1835 yılında Hollandalı Barker, yayımladığı “Kilikya” adlı eserinde yapının kraliyet mezarı olabileceğini ancak Sardanapal’a ait olmadığını yazdı. 1888-1890 yılları arasında Alman arkeolog Robert Koldewey bölgede incelemelerde bulundu. Daha sonra Fransız araştırmacılar da bölgede çalışmalar yaptı. Ancak bu süreçte yapılan bazı müdahaleler yapıya büyük zarar verdi. Özellikle Fransız konsolosu Gillet’in 1836 yılında dinamitle yaptığı keşif çalışması, Donuktaş’ın yapısında ciddi tahribata yol açtı. Kazılar sırasında büyük bir heykele ait olduğu düşünülen dev bir parmağın bulunması ise dönemin araştırmacıları arasında büyük heyecan yarattı. Donuktaş hakkında bugüne kadar yapılan en kapsamlı bilimsel araştırma, 1985-1992 yılları arasında Tarsus Müzesi ile Prof. Dr. Nezahat Baydur başkanlığında gerçekleştirildi. Yıllar süren kazılar sonucunda yapının kesin olarak bir tapınak olduğu ortaya kondu. Çalışmalarda; yapının Roma dönemi mimarisini taşıdığı, devasa bir podyum üzerine inşa edildiği, imparator kültüyle bağlantılı olabileceği, yapımının tamamlanamadığı, antoninler dönemine tarihlendiği gibi önemli sonuçlara ulaşıldı. Yeni buluntular, yapının özellikle Kommodus dönemiyle bağlantılı olabileceğini de gösterdi. Araştırmacılar ayrıca Side’deki N1-N2 tapınakları, tiyatro yapıları ve Tykhe Tapınağı ile Donuktaş arasında mimari benzerlikler bulunduğunu belirledi.
HALK EFSANELERİNDE “TERS DÖNEN SARAY”
Donuktaş yalnızca arkeolojik açıdan değil, halk kültürü açısından da büyük önem taşıyor. Tarsuslular arasında yapı hakkında yüzyıllardır anlatılan çok sayıda efsane bulunuyor. En bilinen rivayete göre yapı başlangıçta Gözlükule civarında bulunuyordu. Zulmeden bir hükümdara öfkelenen bir peygamber, saraya tekme vurdu ve saray ters dönerek bugünkü yerine yuvarlandı. Halk arasındaki “Dönüktaş” isminin de bu hikâyeden geldiği anlatılıyor. Bu efsaneler, yapının halk belleğinde yalnızca bir taş yapı değil, gizemli ve kutsal bir mekân olarak yaşadığını gösteriyor. Anadolu’nun en büyük Roma yapılarından biri olmasına rağmen Donuktaş bugün hak ettiği ilgiyi göremiyor. Düzensiz kentleşme, kaçak yapılaşma ve gecekondular nedeniyle tapınağın büyük bölümü görünmez hale gelmiş durumda. Özellikle kuzey ve doğu duvarlarına dayanan yapılar, anıtı adeta abluka altına alıyor. Dar sokakların arasında kalan Donuktaş’a ulaşmak bile oldukça zor. Uzmanlar, bu eşsiz yapının korunması ve çevresinin açılarak turizme kazandırılması gerektiğini vurguluyor. Çünkü Donuktaş yalnızca Tarsus’un değil, Türkiye’nin en önemli Roma dönemi anıtlarından biri olarak kabul ediliyor. Yüzyıllardır savaşlara, depremlere, istilalara ve ihmale rağmen ayakta kalmayı başaran Donuktaş, bugün hâlâ çözülmeyi bekleyen sırlarını koruyor. Bir zamanlar Roma’nın gücünü simgeleyen bu dev yapı, şimdi Tarsus’un dar sokakları arasında sessizce geçmişini anlatıyor.
|