Kraliçe Aba geri döndü




Tarih: 18 Mayıs 2026 Pazartesi 17:27

RAZİYE ERDEN YILDIRIM

Araştırmacı-yazar Semihi Vural, Antik Olba Krallığı’nın gizemli figürü Kraliçe Aba’yı konu alan kitabını İçel Sanat Kulübü’nde düzenlenen etkinlikle tanıttı. “Kraliçe Aba zaten oradaydı, ben sadece onu görünür hale getirdim” diyen Vural, Anadolu’nun 2 bin yıllık unutulmuş hikâyesini yeniden gün yüzüne çıkardıklarını söyledi.

Mersin’in kültürel hafızasına önemli eserler kazandıran araştırmacı-yazar Semihi Vural, uzun süredir üzerinde çalıştığı “Kraliçe Aba” adlı kitabını İçel Sanat Kulübü’nde düzenlenen etkinlikle okurlarıyla buluşturdu. Antik Olba Krallığı’nın güçlü kadın figürlerinden Kraliçe Aba’yı konu alan eser, tarih meraklıları ve sanatseverlerden yoğun ilgi gördü. Moderatörlüğünü Deniz Çağlar’ın yaptığı söyleşide Vural; Kraliçe Aba’nın yalnızca tarihsel bir karakter değil, aynı zamanda Anadolu’nun unutulmuş hafızasının önemli bir parçası olduğunu söyledi. Yaklaşık 21 yüzyıldır sessiz kalan bir hikâyeyi yeniden görünür hale getirmeye çalıştıklarını belirten Vural, kitabın ortaya çıkış sürecini anlattı.

“2 BİN 100 YIL EVVEL DÜNYANIN EN GÜÇLÜ İKİ GRUBU ROMA VE MISIR GELMİŞ; BİZİM SİLİFKE'NİN ÇATISINDAKİ OLBA'YA KONUK OLMUŞ”

Araştırmacı-yazar Semihi Vural, yıllar önce Türk Dil Kurumu ve TRT ödülleri alan Mersinli yazar Bedii Demirseren’in Kraliçe Aba ile Kleopatra’yı konu alan bir tiyatro metni hazırladığını öğrendiğini anlatarak; bu hikâyenin kendisini derinden etkilediğini ifade etti. Vural, şunları aktardı: “Türk Dil Kurumu'nun da TRT'nin de pek çok dil ödülünü almış Mersinli bir arkadaşımız, bir ağabeyimiz vardı. Ne yazık ki yıllar evvel vefat etti. Meğerse o Kraliçe Aba ile Kraliçe Kleopatra'yı 17 sayfalık bir tiyatro repliği ile belgeleştirmiş. Daha doğrusu bizim anlayacağımız tarzda bir tiyatro metni yazmış. Bunu da şöyle öğrendik: Rahmetli Gündüz Artan Mersin'deki iz bırakanları araştırırken eline böyle bir dosya geçmiş. O sırada yeni oluşturulmakta olan Mersin İl Halk Kütüphanesi'nin müdürü hanımefendi ‘Semih’ dedi, yardımcı olursanız biz bir yerel kütüphanenin içinde yerel bir oda hazırlamak istiyoruz. Neler koyulabilirse onlara yardımcı olur musunuz? Bedii Demirseren'in bu notlarını Gündüz Bey'den alıp şöyle basit bir dosya haline getirdim. Yani öykü biraz da benden evvel, benden sonra gibi kimler buna yardımcı oldu? Kimler hizmet etti gibi bir klasör dosya oluşturmaya başladım. Böyle gelişti. Orada bunu niye hikâye olarak anlattım? Orada gördüğüm birincisi Kleopatra'nın deyimiyle Kraliçe Aba'nın çok güzel bir kadın olduğuydu. Yani kendine rakip görüyor Kleopatra, Kraliçe Aba'yı. Antonius'un ona bakmasını bile istemiyor. Bunu ben söylemiyorum, yazar böyle anlatıyor. Bir kıskançlık imgesi, sinsilik ama gerisinde de mutlaka yapılması gereken bir barış var. Çünkü bir süre sonra Kleopatra kendini ispat etmek için Roma ordusuyla beraber, Roma'nın karşı tarafındaki Augustus ile savaşacak. Onun için gemiye ihtiyaç var. Gemiyi yapmak için de Kraliçe Aba'nın elinde, arkasında Avga'da Sedir ormanları var. Yani oradan hem güçlü kuvvetli insanları, dağ insanlarını gemiye kazandıracak. Hem de bizim tersanelerimizde, bizim ağaçlarımızla gemi yapacak. Yani bunu istediğiniz gibi günümüzdeki savaşlarla da özdeşleştirebilirsiniz. Burada kadının güzelliği, iki kadının rekabeti, oradaki bir zorunlu barış diye bakıyorum. Ama en önemlisi de şu; Anadolu bütün uygarlıkların beşiği. Hangi kentte böyle 2 bin 100 yıl evvel dünyanın en güçlü iki grubu Roma ve Mısır gelmiş bizim Silifke'nin çatısındaki Olba'ya konuk olmuş. Bu da beni çok etkileyen önemli bir faktör oldu ve bunun üzerinde bunu nasıl zenginleştirebiliriz diye dostlarımızla, konuşmalar yapıyoruz. Hatta biraz evvel çok hoş bir şey yaşadım. Kitap imzalarken bir hanımefendinin oğluna ‘Olba’ ismini koyduğunu öğrendim. Bu ne kadar enteresan bir şey. Şimdi kitap yeni baskısı olursa eğer daha da zenginleşecek diye düşünüyorum.”

“KRALİÇE ABA, HÜVİYET SAHİBİ OLDU”

Demirseren’in notlarının Mersin İl Halk Kütüphanesi’nde oluşturulacak yerel arşiv çalışmaları sırasında karşısına çıktığını belirten Vural, bu belgelerin zamanla genişleyerek kapsamlı bir araştırmaya dönüştüğünü söyledi. Vural, Kraliçe Aba’yla yaptığı bir hayali röportajı ise şu sözlerle anlattı: “O fikri de ne yazık ki burnumun direği sızlayarak söyleyeceğim. Eşimin yaklaşık 70 yıllık arkadaşı geçen sene kaybettiğimiz, birçok kitabımın da ortağı olan Meriç Alkan bana böyle bir fikir verdi. Ben sadece olayları, tarihleri, ilişkileri yazıp ortaya koyabiliyorum. Deyim yerindeyse çuvalla koyuyorum ama o örgünün içinden kendisi bir ürün ortaya çıkarıyor. Nitekim; 'Semih, bunu anlatsa anlatsa kadının kendisi anlatır' dedi. Kadının kendisi anlatır. Nasıl olur? Önce böyle bir monolog yazmaya çalıştık. ‘Semih, bunu nasıl karşılıklı bir konuşma haline getiririz’ dedi.  O zaman hemen Ziya aklıma geldi. Ziya da sağ olsun. Benim birinci çalışmamdan itibaren Mersin Kültür Merkezi Mersin Halkevi kitabından beri yaklaşık 21 yıldan beri bütün kitaplarımın birinci okuyanı ve birinci editörü sayılabilir.  Ziya ortaokulda iken öğretmeni bir ödev vermiş. Birisiyle röportaj yap diye. Ondan beri Ziya'nın hakikaten röportaj tarafı olağanüstü. Benim kitabımı da 2 yıl evvel o kaleme aldı ve dillendirdi, ortaya çıkardı. Ondan da ilham alarak Kraliçe Aba'yla gazeteciymişim gibi; ona tarihsel verilerden yola çıkarak işte ‘Sen kimsin, nerede oturdun, annen kim, baban kim’ gibi sorular sorarak böyle bir röportaj haline getirdi. Sonra da peki bunu bir sayfada nasıl aktarabiliriz diye düşündüğümde o zaman Kraliçe Aba bana; ‘Bana bir kimlik verin de ben de kim olduğumu bileyim.’ dedi. İşte kitabın kapağından sonra bilmem okurken farkına vardınız mı? Sıradan bir kimlik yazmaya çalıştım. Dilini, dinini, anasını, babasını, çocuğunu, böylece bir, o da bir hüviyet sahibi oldu.”

“KRALİÇE ABA; SAHNE OLDU, GÖRÜNDÜ”

Kraliçe Aba’nın bugün Mersin’de bir kültür merkezi, sokak ya da sanat alanında yaşatılmasının önemli olacağını söyleyen Vural, kitabın asıl değerinin toplumun sahiplenmesiyle ortaya çıkacağını ifade etti. Vural, şunları söyledi: “Birkaç gün evvel evimize konuk olan dostumuz Doktor Nehir Bey, ‘Semih abi bir şey soracağım’ dedi. ‘Niye Kraliçe Aba'nın adına bir merkez yok, sanat merkezi veya işte bir sokak olabilir, kültür alanı’ dedi.  Çok güzel bir fikir.  Ben bu kadar yaptım. Daha ne yapabilirizi düşünmemiz gerekir. Eğer okuma şansınız olursa çocuğunuzla, eşinizle, komşunuzla Mersin'de Kraliçe Aba nerelere gelebilir veya ne olabilir? Kentin simgesi olmuş bir insan, kente nasıl değer kattıysa gene sizler ortaya çıkaracaksınız. Ben nereden bilebilirdim ki; Altay'ın birkaç sayfa dosyadan koskocaman bir bale repliği çıkarabileceğini. Azerbaycan'a, yurt dışına gidip müzisyenlere müzikleri nasıl yazdırdığını, kıyafetleri, dansları, Hitit fotoğraflarından figürleri nasıl çıkarttığını nasıl bilebilirdim? Bunu Altay başardı. Yani bunu biz başardık. Semihi Vural bir aracı tevazu olarak söylemiyorum. Kraliçe Aba zaten orada vardı. Zaten benden evvelde Bedii Demirseren bunu yazmıştı. Kayalara vurmuş suretini de orayı görmeden yazan böyle cesur bir 37 tane yanılmıyorsam eseri filme alınmış böyle değerli bir Osman Şahin var. Semihi Vural olarak bunu bir argümanı bir doküman haline getirip ortama sundum. Bu da kabul gördü. Ete kemiğe büründü. Sahne oldu, göründü Kraliçe Aba. Kitap olması, gerçekten hani ölmeden evvel yapılacak 10 şey listemdeydi. Ondan dolayı da çok mutluyum.”

Söyleşinin ardından Semihi Vural, okurların kitaplarını tek tek imzaladı.

 



Yorum Ekle comment Yorumlar (0)

 
 
  SOSYAL MEDYA
 
 
  GAZETEMİZ
 
 
  BASIN İLAN
 
 
  HAVA DURUMU
 
 
  FACEBOOK
 

 
 
 


 

Siteden yararlanırken yayın politikamızı okumanızı tavsiye ederiz. mersinhakimiyet.com © Copyright 2019-2026 Tüm hakları saklıdır.
İzinsiz ve kaynak gösterilemeden yayınlanamaz, kopyalanamaz, kullanılamaz. mersinhakimiyet.com basın ve yayın meslek ilkelerine uyar.

URA MEDYA