MERVE KANKAN
Mersin Ticaret ve Sanayi Odası (MTSO) Yönetim Kurulu Başkanı Hakan Sefa Çakır, Ferudun Gündüz’ün hazırlayıp canlı olarak sunduğu İçel TV’deki “Vizyoner” programında; küresel ekonomik krizden Mersin limanındaki çevre katliamına, liyakatsizlikten "Mersin 2075 Vizyonu"na kadar çok çarpıcı açıklamalarda bulundu. Merkez Bankası’nın kur ve sıkılaşma politikalarını eleştiren Çakır, Mersin Limanı’na gelen ithal atıklar için ise "Her ülke kendi çöpüne sahip çıksın, Mersin’in kirletilmesine izin vermeyeceğiz." dedi.
Mersin Ticaret ve Sanayi Odası (MTSO) Yönetim Kurulu Başkanı Hakan Sefa Çakır, Ferudun Gündüz’ün hazırlayıp canlı olarak sunduğu İçel TV’deki “Vizyoner” programında kent ve ülke ekonomisine dair çok kritik uyarılarda bulundu. Merkez Bankası'nın sıkılaşma politikalarının üreticiyi ve ihracatçıyı tükettiğini belirten Çakır, Mersin Limanı’na yönelik ithal atık sevkiyatlarına da sert tepki göstererek acil politika değişikliği çağrısı yaptı. Kentin geleceğine dair "2075 İmar ve Nüfus Vizyonu"nu da ilk kez açıklayan Başkan Çakır; Mersin'in lojistik, turizm ve katma değerli sanayi hamleleriyle yeni Marmara havzası olmaya aday olduğunu vurguladı.
"KURA BASKI YAPARAK ENFLASYON DÜŞMEZ, ARZI VE ÜRETİMİ ARTIRMALIYIZ"
Küresel piyasalardaki durgunluğa ve Avrupa Birliği’ndeki yüzde 3.2’lik enflasyonist ortama değinerek söze başlayan MTSO Yönetim Kurulu Başkanı Hakan Sefa Çakır, Türkiye’de uygulanan ekonomi politikalarının ve finansmana erişim zorluklarının üretim zeminini sarstığını vurguladı. 2024 yılından bu yana firmaların çok ciddi bir dayanma sınırı sınavı verdiğini belirten Çakır, Merkez Bankası’nın mevcut politikalarından dönmesi gerektiğini ifade etti.
“SERMAYELERİMİZ ERİYOR, KÂRLILIK YOK"
Çakır, "Merkez Bankası’nın bazı yanlış politikaları var ve bu politikalardan dönülmesi lazım. Kura baskı yaparak ve talebi düşürerek enflasyon düşürülmeye çalışılıyor. Aslında yapılması gereken talebi kısmak değil; arzı ve üretimi artırmaktır. Şu an firmalarımız, üyelerimiz finansmana erişimde çok ciddi zorluklar yaşıyor. Dayanacak güç kalmadı. Bankalara her ay yüzde 1.5’ten fazla kredi büyümesi yapamazsın şartı koşuluyor. Enflasyonun yüzde 30’larda (yıl sonu hedefi) olduğu bir yerde bu kısıtlama, raftaki malı sattığında yerine koyamamak demektir. Çok mal satıyor gibi görünüyoruz, cirolar yüksek ama karlılık yok. Firmalarımızın sermayesi eriyor." dedi.
"İHRACATÇI VE DÖVİZ TUTAN CEZALANDIRILIYOR"
Mersin’in bir ihracat kenti olduğunun altını çizen Çakır, girdi maliyetlerinin yüksekliğine karşın döviz kurunun enflasyonun altında kalmasının üreticiye darbe vurduğunu söyledi. Avrupa’daki kriz yönetim modelleriyle Türkiye’deki uygulamaları kıyaslayan Çakır, acil destek çağrısı yaptı.
"AVRUPA ŞİRKETİ BATIRMAMAK İÇİN KREDİ VERİYOR, BİZDE DURUM FARKLI"
"Döviz çok az artıyor, enflasyonun altında kalıyor” diyen Hakan sefa Çakır, “Enflasyon yüzde 15 ise döviz artışı yüzde 7’de kalıyor. Yıl sonu döviz artışı yüzde 15-20’lerde kalacak demektir bu. Yani elinde döviz bulunduran ve ihracat yapan firmalar cezalandırılıyor. Girdi maliyetlerimiz çok yüksek. Avrupa’da iş insanı dostlarım var; bir şirket sıkıntıya düştüğünde banka hemen masaya oturuyor, 'İstihdam ve vergi kaybı yaşamamak için sana 4-5 yıl vadeli kredi vereyim, ayakta kal' diyor. Bizde maalesef bu mekanizma böyle işlemiyor. ISO 500’e giren en büyük firmalarımızın bile yarısı AR-GE yapamıyor. KOBİ'lerimiz zorda ve can suyuna ihtiyaçları var" ifadelerini kullandı.
MERSİN LİMANI'NDA ATIK REZALETİ: BİR YANDA BAKLİYAT, BİR YANDA İTHAL ÇÖP YAN YANA!
Son dönemde ulusal basında sıkça yer alan "Avrupa'dan ithal edilen plastik atıklar" konusuna sert tepki gösteren Çakır, Türkiye’ye gelen atıkların en büyük hacminin Mersin Limanı’na indirildiğini açıkladı. Çakır, bu durumun hem gıda güvenliğini tehlikeye attığını hem de limanda ciddi gecikmelere (demoraj) yol açtığını belirtti.
"HER ÜLKE KENDİ ATIĞINA SAHİP ÇIKSIN!"
Çakır, "Biz ne yaparsak yapalım, önce çevreci olacağız. Çocuklarımızı, gelecek nesilleri düşüneceğiz. 'Her şeye rağmen para kazanalım' modunda olmayacağız. Araştırdık; Türkiye’nin en fazla atığı Mersin Limanı’na geliyor. Dünyada bu atıkları alan Malezya gibi birkaç ülkeden biri maalesef Türkiye. 25 kentin ve hinterlandın kullandığı, bakliyatın ve yaş meyve-sebzenin işlem gördüğü bir limanda, atıkların yerlere serilerek incelenmesi sağlık açısından bir cinayettir. Gıda ile çöp yan yana geliyor! Balyaları açtıklarında içinden doğaya zararlı maddeler çıkıyor. GİTİP kodlarını değiştirerek yanlış atıklar getiriyorlar ve bunun üzerinden para kazanıyorlar. Bu atıkların yüzde 1'i bile doğaya, nehirlere karışsa Karataş'tan Tisan'a kadar tüm Akdeniz mikrokplastiklerle zehirleniyor. Çocuklarımız bu denizde yüzüyor, bu balıkları biz yiyoruz. Bu bir sağlık sorunudur!" dedi.
"LİMAN İŞGAL EDİLİYOR, FİRMALARIMIZ DEMORAJ YİYOR"
"Mersin Limanı bu atıklar için doğru yer değil” diyen Çakır, “Günlük 300-400 konteyner atıktan bahsediyoruz. Bunlar teker teker incelenirken, bizim kıymetli hammaddelerimiz veya ihracat ürünlerimiz limanda 10 gün bekliyor. Firmalarımız dünyalar kadar demoraj yüküyle karşılaşıyor. Bu işin manşeti şudur: Her ülke kendi atığına sahip çıksın. Bize atıklarını temizleyip granül olarak, hammadde olarak versinler, sanayicimiz kullansın. Ama çöpünü, pisliğini buraya göndermesinler. İngiltere, İtalya parasıyla çöpünü bize gönderiyor. MTSO ve iş dünyası olarak biz bu sağlıksız duruma ve limanın işgal edilmesine karşıyız" ifadelerini kullandı.
"BURASI TÜRKİYE; OKUDUYSAN CEZALANDIRILIRSIN!"
Programda, Türkiye’deki genel sosyo-ekonomik yapıya ve eğitimli iş gücünün değersizleştirilmesine de değinen Çakır, liyakat sisteminin çöküşüne dair çarpıcı bir serzenişte bulundu. Çakır, "Üniversite okunduğuna bile lanet ettiren bir sektör ve sistem var. Elinden geleni yapıyorsun ama bir şey değişmiyor. Burası Türkiye; okuduysan cezalandırılırsın, boşsan arşa çıkarsın! Ne biçim bir sektör düzeni... Ancak ne olursa olsun, o sabun köpüğü gibi sönen kariyerlerin aksine, bizim vizyonlu, eğitimli ve emeğe dayalı gücümüz kalıcı alanı yaratacaktır." dedi.
MERSİN’E REKOR YATIRIM VE YENİ VİZYON PROJELERİ
Mersin ekonomisinin stratejik gücüne ve iş dünyasının dinamizmine de dikkat çeken Hakan Sefa Çakır, kentte hayata geçirilen yenilikçi projeleri ve hedefleri madde madde paylaştı:
“3.3 Milyar TL'lik Katma Değerli Yatırım: Çukurova Kalkınma Ajansı destekleriyle Mersin'den 8 büyük firmanın çocuk maması, narenciye kabuğundan pektin üretimi, yat üretimi ve savunma sanayi alanlarında toplamda 3.3 milyar liralık katma değerli yatırımı kente kazandıracağı açıklandı. 2026 yılında ise 81 firmanın yeni projeler için başvuru yaptığı belirtildi.
"Ürün Uzayı" Çalışması: Mersin Üniversitesi ve Çukurova Kalkınma Ajansı ortaklığıyla Türkiye'de ilk kez Mersin'de uygulanan bu modelle, kentin gelecekte hangi benzersiz, karmaşık ve rekabetçi ürünleri üretebileceğinin haritası çıkarılıyor.
Mersin Odak Kurulları İş Başında: Kurulan Turizm, Sanayi, Lojistik ve Tarım Odak Kurulları meyvelerini vermeye başladı. Girişimci Odak Kurulu vasıtasıyla Melek Yatırımcılar ile girişimciler buluşturularak 100 milyon TL'lik bir sermaye hareketi sağlandı. Lojistik Odak Kurulu ise "Mersin Lojistik Merkezi (Lojistik Köy)" projesinin startını verdi. Tarım Odak Kurulu da Alata Araştırma Enstitüsü'ne 750 bin Euro hibe kazandırarak biyolojik mücadele çalışmalarını başlattı.”
Ana Konteyner Limanı hakkında da mevcut limanın %82 doluluğa ulaştığını ve artık yetmediğini belirten Çakır, "TOBB Başkanımız Rıfat Hisarcıklıoğlu’nun da garantisini aldık. Mersin iş dünyası olarak ana konteyner limanına talibiz ve bu limanı Mersin'e inşa edeceğiz." dedi.
"MERSİN MERKEZ NÜFUSUNU SINIRLAMALIYIZ: 2075 VİZYONU"
Mersin'in kontrolsüz büyümesinin önüne geçilmesi gerektiğini savunan MTSO Başkanı, kentin gelecekteki yerleşim ve imar vizyonunu şu sözlerle özetledi: "Mersin şu an 2 milyon nüfusa sahip, bu hızla giderse 5 milyona çıkar. İstanbul gibi 20 milyon olmak doğru bir büyüme modeli değil. Dünyada Paris modeli var; banliyölerle, tren hatlarıyla ilçeleri geliştiriyorlar. Nüfus merkezde kalıyor. Bizim de Mersin merkez nüfusunu sınırlayıp Tarsus, Erdemli, Silifke, Mut gibi ilçelerimizi sosyal alanlarla büyüterek dengeyi sağlamamız lazım. Ayrıca Mersin’in 2050 ve 2075 planlarını bugünden yapmalıyız. Deprem gerçeğini gördük. Sahillerimizi 10-20 katlı beton kalelerle örüp Kuzey-Güney rüzgârlarını kesmemeliyiz. Sıvılaşma riskine karşı kıyılardan uzaklaşmalı, yukarılara doğru geniş caddeli, çevreci binalar tasarlamalıyız. Kitle turizmi değil; zengin, lüks ve butik turizmi hedeflemeliyiz. Şehri, evimize gelecek ağır bir misafiri ağırlar gibi; taksicisinden oteline, restoranından sanayisine kadar dijital, temiz ve güvenli hale getirmek zorundayız."
|