Toplumsal adaletsizliklerden 12 Eylül döneminin karanlık sayfalarına, Çukurova’daki mevsimlik tarım işçilerinin yaşam mücadelesinden insan onuruna kadar pek çok konuyu eserlerine taşıyan yazar Orhan Özberk, gazetemize samimi açıklamalarda bulundu.
ABDULLAH ÖZTÜRKMEN
Eserlerinde toplumsal adaletsizliklerden insan haklarına, yoksulluktan sevgiye, 12 Eylül döneminden Çukurova'daki mevsimlik tarım işçilerinin yaşam mücadelesine kadar birçok konuyu işleyen Orhan Özberk; yazarlığın kendisi için yalnızca bir meslek değil, topluma karşı bir sorumluluk olduğunu söyledi. Okurlarıyla samimi bir sohbet gerçekleştiren Özberk, eserlerinin ortaya çıkış hikâyelerini ve vermek istediği mesajları gazetemize anlattı.
Öncelikle sizi tanıyabilir miyiz? Yazmaya nasıl başladınız?
Yazmak benim için bir tercih değil, adeta bir zorunluluktu. Çocukluğumdan itibaren toplumun içinde yaşanan acıları, haksızlıkları, yoksulluğu ve insanların verdiği yaşam mücadelesini gözlemledim. Bunların hiçbirine kayıtsız kalamadım. İlk önce şiir yazmaya başladım. Çünkü şiir, insanın içindeki fırtınayı en kısa ama en etkili biçimde anlatabilen bir edebiyat türüdür. Daha sonra bazı hikâyelerin birkaç sayfaya ya da birkaç dizeye sığmadığını gördüm. O zaman romana yöneldim. Ben hiçbir zaman masa başında oturup tamamen hayal ürünü karakterler oluşturmadım. Yazdığım insanların hemen hepsi bu toplumun içinden çıkan gerçek insanlar. Yaşadıkları acılar da gerçek, umutları da gerçek. Bugün geriye dönüp baktığımda üç şiir kitabı ve dört roman yayımlamış olmanın mutluluğunu yaşıyorum. Ama yazacak çok şey olduğuna inanıyorum.
"ŞİİR BENİM VİCDANIMLA KONUŞTUĞUM YERDİR"
Şiir sizin için ne ifade ediyor?
Şiir benim için yalnızca sanat değildir. Şiir bazen bir annenin gözyaşıdır. Bazen işsiz bir babanın sessiz çığlığıdır. Bazen cezaevindeki bir mahkûmun özgürlük özlemidir. Bazen de sevdiğine kavuşamayan bir insanın yüreğidir. Şiir, insanın en saf halidir. Ben şiir yazarken süslü cümleler kurmaya çalışmıyorum. İnsanların yaşadığı gerçek duyguları yazıyorum. Çünkü şiir insanın vicdanına dokunmalıdır.
İlk şiir kitabınızdan söz eder misiniz?
İlk şiir kitabımı pandemi döneminde yazdım. O günlerde bütün dünya büyük bir korku yaşıyordu. İnsanlar yalnızca hastalıkla mücadele etmiyordu. İşsiz kalıyorlardı. Adaletsizliklerle karşılaşıyorlardı. Yalnızlaşıyorlardı. Ben de bütün bunları şiirlerime taşıdım. Kitapta hukuk, vicdan, hakkaniyet ve insan hakları temel konular oldu. Pandemi bana şunu gösterdi: İnsan yalnızca ekmeğe değil, adalete de ihtiyaç duyuyor. Şiirlerimde insanların sesini duyurmaya çalıştım. İkinci şiir kitabım sevgi üzerine kurulu.
İkinci kitabınız tamamen farklı bir çizgide...
Evet. Çünkü insan sadece acıyla yaşamıyor. Sevgi de var. Özlem de var. Hasret de var. Anne sevgisi var. Memleket sevgisi var. Dostluk var. İkinci şiir kitabım bunların kitabıdır. Beni edebiyat dünyasında daha geniş kitlelerle tanıştıran eserlerden biri oldu. Çünkü herkes hayatında birini özlemiştir. Herkes sevmiştir. Herkes ayrılık yaşamıştır. Şiirlerimde insanların ortak duygularını anlatmaya çalıştım.
"ÜÇÜNCÜ ŞİİR KİTABIM TOPLUMUN GÖRÜNMEYEN YÜZÜNÜ ANLATIYOR"
Üçüncü şiir kitabınızın temel konusu nedir?
Üçüncü kitabımda hakikatleri yazdım. Yoksulluğu... Yokluğu... İşsizliği... Emeği... Alın terini... Toplumun görünmeyen insanlarını... Bana göre şiir yalnızca aşk yazmak değildir. Sokakta mendil satan çocuğu da yazmaktır. Tarlada çalışan işçiyi de yazmaktır. Aç uyuyan aileyi de yazmaktır. Ben bunları yazmayı tercih ettim.
"ROMAN YAZMAYA BAŞLADIĞIMDA ARTIK ANLATACAK DAHA BÜYÜK HİKÂYELERİM VARDI"
Roman yazmaya nasıl karar verdiniz?
Bazı acılar şiire sığmıyor. Bazı hayatlar birkaç sayfada anlatılamıyor. Roman bana karakterleri daha derin anlatma imkânı verdi. Romanlarımın tamamında gerçek yaşamdan izler vardır. Ben toplumun aynasını yazıyorum.
“Umut Yüzlü Irgatlar” romanınız nasıl ortaya çıktı?
Çukurova'yı çok iyi biliyorum. Orada insanların nasıl yaşadığını gördüm. Sabah gün doğmadan kalkıyorlar. Akşama kadar kavurucu güneş altında çalışıyorlar. Bir parça ekmek için... Çocuklarını da yanlarına alıyorlar. Çadırlarda yaşıyorlar. Sivrisineklerin içinde hayat mücadelesi veriyorlar. Ben bunları görüp yazmamazlık yapamazdım. Roman tamamen bu insanların hikâyesidir.
Romanın vermek istediği temel mesaj nedir?
Dünya büyük bir döngü. Keşke bu döngünün merkezinde eşitlik olsaydı. O zaman insanlar aç kalmazdı. Kimse ırgat olmazdı. Çocuklar okula giderdi. Yaşlı insanlar sefalet çekmezdi. Romanın en önemli mesajı insan onurudur. Ekmek mücadelesidir. Ve sevgidir. Çünkü insan sevgi olmadan yaşayamaz.
“’DÖRT MEVSİM ZULÜM’, İNSAN PSİKOLOJİSİNİ ANLATIYOR”
“Dört Mevsim Zulüm” nasıl bir roman?
Bu roman yalnızca cezaevi romanı değil. Bu kitap insanın ruhunu anlatıyor. Toplumdaki baskıları anlatıyor. İnsanın yalnızlaştırılmasını anlatıyor. Zulmün yalnızca işkence olmadığını anlatıyor. İnsan bazen korkuyla da ezilir. Sessizlikle de ezilir. Yalnızlıkla da ezilir. Roman bunu sorguluyor.
Kitabın ismindeki dört mevsimin anlamı nedir?
Her mevsim insan hayatındaki başka bir dönemi temsil ediyor. İlkbahar, yeniden doğuş... Yaz, mücadele... Sonbahar, kayıplar... Kış ise en ağır acılar... Hayat da böyle değil mi? İnsan her mevsimde başka bir sınav veriyor.
"’DÖRT MEVSİM EYLÜL’ BENİM HAYATIMIN ROMANIDIR"
“Dört Mevsim Eylül” diğer romanlarınızdan neden farklı?
Çünkü bu benim yaşadığım hayat. 12 Eylül döneminde Diyarbakır Cezaevi'nde beş yıl kaldım.
Orada yaşadıklarımı yazdım. Hiçbir satırı hayal değildir. Her satırı yaşanmıştır. Bu nedenle benim için en özel romandır.
Romanı yazarken en çok hangi duyguyu yaşadınız?
Çok zorlandım. Çünkü yeniden yaşadım. Yazarken yeniden o koğuşlara döndüm. Yeniden işkenceleri hatırladım. Yeniden arkadaşlarımı hatırladım. Ama bunların unutulmaması gerekiyordu. Bu nedenle yazdım.
Romanın amacı nedir?
Tarihe not düşmek... İnsanlığın bir daha aynı acıları yaşamaması... Hak... Hukuk... Vicdan... Merhamet... Bunlar kaybolduğunda neler yaşanabileceğini göstermek... Romanın amacı budur.
"DÖRT ROMANLIK BİR SERİ HAZIRLADIM"
“Dört Mevsim Eylül” tek kitap mı?
Hayır. Bu dört romanlık bir serinin ilk kitabı. Diğer romanlarda da aynı dönemi farklı insanların gözünden anlatıyorum. Her kitapta başka hayatlar var. Başka acılar var. Ama ortak nokta insan. İnsan onuru, özgürlük, direniş, dayanışma. Kalem bazen mahkemelerden daha güçlüdür.
Sizce yazarın topluma karşı sorumluluğu nedir?
Çok büyüktür. Yazar yalnızca roman yazan kişi değildir. Toplumun hafızasıdır. Vicdanıdır. Tarih bazen kitaplarda yaşar. Eğer biz yaşananları yazmazsak gelecek kuşaklar bunları bilemez. Kalem bazen mahkeme kararından daha güçlüdür. Çünkü kitaplar nesilden nesile kalır.
"GENÇLER ÇOK OKUMALI"
Genç yazarlara ve okurlara ne tavsiye edersiniz?
Önce çok okusunlar. Hayatı tanısınlar. İnsanı tanısınlar. Acıyı da görsünler. Mutluluğu da görsünler. Sadece masa başında oturarak iyi yazar olunmaz. İnsanların içine girmek gerekir. Toplumu anlamak gerekir. Çünkü iyi edebiyat insanın içinden çıkar.
Yeni projeleriniz var mı?
Elbette var. Yeni romanlar üzerinde çalışıyorum. Yine insanı anlatacağım. Yine adaleti... Özgürlüğü... Emeği... Sevgiyi... Barışı... Çünkü ben inanıyorum ki edebiyat, toplumun vicdanıdır. Kalemim sustuğu gün belki ben susarım ama yaşanan acılar da unutulur. Benim görevim yaşananları unutturmamak ve gelecek kuşaklara aktarmaktır. Bu nedenle yazmaya, üretmeye ve toplumun sesi olmaya devam edeceğim.
|