Bilimsel araştırmaların, influencer’ların özellikle ergenlik dönemindeki bireylerin ruh sağlığı, beden algısı ve tüketim alışkanlıkları üzerinde güçlü etkiler oluşturduğunu gösterdiğini belirten Özbiçer;
ABDULLAH ÖZTÜRKMEN
Teknolojinin gelişmesiyle birlikte sosyal medya, gençlerin en fazla zaman geçirdiği alanlardan biri haline geldi. Instagram, TikTok, YouTube ve benzeri platformlarda milyonlarca takipçiye ulaşan sosyal medya fenomenleri ise yalnızca eğlence içerikleri üretmekle kalmıyor; gençlerin düşüncelerini, davranışlarını, tüketim tercihlerini ve yaşam biçimlerini de etkileyebiliyor. Psikolog Seyda Mavruk Özbiçer, sosyal medya fenomenlerinin gençler üzerindeki etkilerine ilişkin gazetemize önemli değerlendirmelerde bulundu. Psikolog Seyda Mavruk Özbiçer, özellikle ergenlik dönemindeki gençlerin kimlik gelişimi sürecinde çevresel etkilere daha açık olduklarını belirterek, sosyal medya fenomenlerinin bu süreçte önemli rol oynadığını söyledi. Özbiçer, "Bugün gençler, televizyon ya da geleneksel medya yerine günlerinin önemli bir bölümünü sosyal medya platformlarında geçiriyor. Dolayısıyla en çok gördükleri, takip ettikleri ve örnek aldıkları kişiler de çoğu zaman sosyal medya fenomenleri oluyor. Bu nedenle influencer'ların verdiği mesajlar, kullandıkları dil ve sergiledikleri yaşam biçimi gençlerin değer yargılarını doğrudan etkileyebiliyor" ifadelerini kullandı.
"OLUMSUZ ETKİLER BİLİMSEL ARAŞTIRMALARDA DAHA TUTARLI GÖRÜLÜYOR"
Sosyal medya fenomenlerinin yalnızca olumsuz yönleriyle değerlendirilmemesi gerektiğini vurgulayan Özbiçer, bilimsel çalışmaların her iki yönü de ortaya koyduğunu ancak risklerin göz ardı edilmemesi gerektiğini ifade etti. Özbiçer, "Bilimsel araştırmalar sosyal medya fenomenlerinin gençler üzerinde hem olumlu hem de olumsuz etkiler oluşturabileceğini gösteriyor. Ancak sistematik derlemeler ve kapsamlı bilimsel incelemeler özellikle ruh sağlığı, beden algısı ve tüketim davranışları söz konusu olduğunda olumsuz etkilerin daha tutarlı biçimde rapor edildiğini ortaya koyuyor. Bu nedenle ailelerin ve eğitimcilerin bu konuda bilinçli olması büyük önem taşıyor." dedi.
"KUSURSUZ HAYAT ALGISI GENÇLERİ YIPRATIYOR"
Özbiçer, en büyük sorunlardan birinin sosyal medyada gerçeği yansıtmayan yaşam standartlarının sürekli ön plana çıkarılması olduğuna vurgu yaptı. Özbiçer, "Filtrelerle düzenlenmiş fotoğraflar, estetik müdahaleler, sürekli mutlu görünen insanlar, lüks yaşam tarzları ve yüksek tüketim alışkanlıkları gençlere normal bir yaşam gibi sunuluyor. Oysa bunların büyük bölümü dijital olarak kurgulanmış içerikler. Gençler ise bu görüntüleri gerçek yaşamla kıyaslıyor ve kendi hayatlarını yetersiz görmeye başlayabiliyor" diye konuştu. Bu durumun psikolojik sonuçlarının hafife alınmaması gerektiğini belirten Özbicer şunları söyledi: "Özellikle ergenlik döneminde bireyler kimliklerini oluşturmaya çalışırken sürekli başkalarıyla kendilerini karşılaştırıyor. Bu sosyal karşılaştırmalar zamanla düşük benlik saygısına, beden memnuniyetsizliğine, yoğun kaygıya ve bazı bireylerde yeme bozukluklarına kadar uzanan ciddi sorunlara zemin hazırlayabiliyor."
"TAKİP ETTİKLERİ FENOMENLERE GÜVEN DUYUYORLAR"
Fenomenlerin gençlerin tüketim alışkanlıklarını da önemli ölçüde etkilediğini söyleyen Özbiçer, sponsorluk içeriklerinin çoğu zaman reklam olarak algılanmadığına dikkat çekti. Özbiçer, "Fenomenlerle takipçileri arasında psikolojide 'parasosyal ilişki' olarak tanımlanan tek taraflı bir yakınlık oluşabiliyor. Gençler, hiç tanımadıkları bir fenomeni kendilerine yakın hissedebiliyor ve onun önerilerini güvenilir kabul edebiliyor. Bu nedenle kullanılan bir kozmetik ürün, giyim markası ya da besin takviyesi kısa sürede satın alma davranışına dönüşebiliyor" diye konuştu.
Plansız tüketimin özellikle ergenlik döneminde önemli bir sorun haline gelebildiğini ifade eden Özbiçer, "Reklam ile samimi tavsiye arasındaki farkın gençler tarafından her zaman ayırt edilememesi, bilinçsiz tüketim alışkanlıklarını artırabiliyor" şeklinde konuştu.
"HER SAĞLIK TAVSİYESİ BİLİMSEL DEĞİLDİR"
Sosyal medyada hızla yayılan yanlış sağlık bilgilerinin de ciddi risk oluşturduğunu belirten Özbiçer, özellikle beslenme ve psikoloji alanında uzman olmayan kişilerin önerilerinin dikkatle değerlendirilmesi gerektiğine dikkat çekti. Özbiçer, "Bugün sosyal medyada herkes sağlık konusunda konuşabiliyor. Ancak takipçi sayısının fazla olması, o kişinin bilimsel yeterliliğe sahip olduğu anlamına gelmez. Özellikle beslenme, psikolojik destek, egzersiz programları ya da tıbbi tedaviler konusunda doğrulanmamış bilgilerin uzman görüşü gibi sunulması gençler açısından ciddi risk oluşturuyor." dedi.
Gençlerin sosyal medyada karşılaştıkları bilgileri sorgulamayı öğrenmesi gerektiğini belirten Özbiçer, sağlıkla ilgili kararların mutlaka alanında uzman kişilerle birlikte verilmesi gerektiğini ifade etti.
"EKRAN SÜRESİ ARTTIKÇA RUH SAĞLIĞI DA ETKİLENİYOR"
Sosyal medya platformlarının kullanıcıları daha uzun süre çevrim içi tutacak algoritmalarla çalıştığını belirten Özbiçer, bunun psikolojik sonuçlarının altını çizdi. Özbiçer, "Algoritmalar sürekli ilgi çekici içerikleri karşımıza çıkarıyor. Bu durum ekran süresini fark edilmeden uzatıyor. Uzun süreli sosyal medya kullanımı uyku düzenini bozabiliyor, dikkat süresini azaltabiliyor ve akademik performansı olumsuz etkileyebiliyor." dedi. Depresyon, kaygı ve ‘bir şeyleri kaçırma korkusu’ olarak bilinen FOMO kavramının da sosyal medya kullanımıyla ilişkilendirildiğini söyleyen Özbiçer, şu değerlendirmeyi yaptı: "Burada önemli olan nokta, sosyal medyanın her zaman doğrudan ruhsal sorunların nedeni olmadığıdır. Bilimsel çalışmalar, ruhsal açıdan daha hassas bireylerin sosyal medyayı daha yoğun kullanmaya eğilimli olabileceğini de gösteriyor. Yani ilişki çift yönlü değerlendirilmelidir."
"DOĞRU İÇERİKLER GENÇLERİN GELİŞİMİNİ DESTEKLEYEBİLİR"
Sosyal medyanın yalnızca risklerden ibaret olmadığını da ifade eden Özbiçer, doğru kullanıldığında önemli fırsatlar sunduğunu söyledi. Özbiçer, "Eğitim, bilim iletişimi, yabancı dil öğrenimi, sanat, teknoloji ve sağlıklı yaşam alanlarında kaliteli içerikler üreten fenomenler gençlerin öğrenme motivasyonunu artırabiliyor. Aynı şekilde kronik hastalığı bulunan ya da psikolojik destek arayan bireyler için sosyal medya toplulukları sosyal destek ve aidiyet hissi oluşturabiliyor" diye ifade etti.
"ÇÖZÜM YASAKLAMAK DEĞİL, DİJİTAL OKURYAZARLIĞI GÜÇLENDİRMEK"
Ailelere de önemli tavsiyelerde bulunan Psikolog Seyda Mavruk Özbiçer, sosyal medyanın tamamen yasaklanmasının gerçekçi bir yaklaşım olmadığını belirtti. Özbiçer, "Bugünün gençleri dijital dünyanın içinde büyüyor. Sosyal medyayı tamamen yasaklamak hem uygulanabilir değil hem de doğru bir çözüm değil. Yapılması gereken, çocuklara sosyal medyada gördükleri her bilginin doğru olmadığını öğretmek, reklam içeriklerini ayırt edebilmelerini sağlamak ve eleştirel düşünme becerilerini geliştirmektir." dedi. Özbiçer, ailelerin çocuklarıyla sosyal medya konusunda açık iletişim kurmasının büyük önem taşıdığını belirterek sözlerini şöyle tamamladı: "Anne ve babalar çocuklarının hangi içerikleri takip ettiğini bilmeli, onları yargılamadan dinlemeli ve birlikte dijital dünyayı konuşmalıdır. Medya okuryazarlığı artık yalnızca eğitim sisteminin değil, ailelerin de sorumluluğundadır. Bilinçli kullanılan sosyal medya gençler için önemli bir öğrenme ve gelişim alanı olabilir. Ancak denetimsiz ve sorgulanmadan tüketilen içerikler psikolojik, sosyal ve ekonomik açıdan ciddi riskler oluşturabilir."
|