MERVE KANKAN
Mimoza Kadın Derneği’nin Mersin Nobel Oteli’nde düzenlediği çalıştayda; çocuk yaşta evliliklerin sosyolojik nedenleri, sığınak evi sistemindeki güvenlik zafiyetleri ve eğitimcilerin mücadeledeki önemi masaya yatırıldı. Adana ve Mersin’de 550 kadına ulaşan proje ekibi, sorunların çözümü için kurumlar arası dayanışma çağrısında bulundu.
Mimoza Kadın Derneği, Hollanda Büyükelçiliği MATRA Programı desteğiyle yürüttüğü “Çocuk Yaşta, Erken ve Zorla Evliliklerle Mücadele Stratejisi Geliştirme” projesi kapsamında bir otelde geniş katılımlı bir çalıştay gerçekleştirdi. Kadın hakları savunucuları, sivil toplum temsilcileri ve yerel aktörlerin bir araya geldiği organizasyonda; çocuk yaşta evliliklerin sosyolojik nedenleri, sığınak evi sistemindeki güvenlik aksaklıkları ve sahadan elde edilen veriler detaylıca masaya yatırıldı.
“UZAY ÇAĞINDA OLMAMIZA RAĞMEN HÂLÂ ERKEN YAŞTA EVLİLİKLERİ TARTIŞIYORUZ”
Çalıştayın açılış konuşmasını gerçekleştiren Mimoza Kadın Derneği Başkanı Çiğdem Göksoy, Türkiye’de ve bölgede kadına yönelik şiddet ile çocuk yaşta evliliklerin ulaştığı boyuta dikkat çekti. Göksoy, toplumda erken yaşta evliliklerin bittiğine dair yanlış bir algı bulunduğunu belirterek şunları söyledi: “Bizler kurulduğumuz günden bu yana kadına yönelik şiddetle ve toplumsal cinsiyet ayrımcılığıyla mücadele ediyoruz. Sahada çalışırken zaman zaman ‘2000’li yıllardayız, dünya uzay çağını tartışıyor, siz hala Türkiye’de bunu mu tartışıyorsunuz?’ gibi tepkilerle karşılaşıyoruz. Ancak ne yazık ki acı bir gerçek var: Türkiye’de hala çocuk yaşta, erken ve zorla evlilikler yaşanmaya devam ediyor. Bu durum, kadına yönelik şiddet döngüsünün en temel sebeplerinden biridir. Bölgemizde göçmen politikasından kaynaklanan geri gönderme mekanizmaları ve ciddi sorunlar var. Bu problemler nedeniyle özellikle göçmen kadınlar kendilerini ifade edebilecekleri alanlardan yoksun kalıyorlar. Biz Mimoza Kadın Derneği olarak göçmen kadınlarla bir arada durmaya, onlarla dayanışma ağları kurmaya özel bir önem veriyoruz. Süreci sadece ‘oldu bitti’ye getirmek yerine, kurumlarla birlikte sonuç odaklı, güçlü bir mücadele ağı kurmak ve net bir yol haritası belirlemek istiyoruz.”
SIĞINAKEVİ POLİTİKASINDAKİ AKSAKLIKLAR VE GÜVENLİK ZAFİYETİ
Konuşmasında sığınak evlerinin mevcut işleyişine ve yaşanan güvenlik zafiyetlerine özel bir parantez açan Çiğdem Göksoy, kadınların sığınma evlerine yerleştirilme süreçlerinde deşifre edildiklerini şu şekilde vurguladı: “Bir diğer hayati problem ise sığınak evi politikaları ve işleyişidir. Yakın zamanda Mersin ve farklı illerde sığınaklarla ilgili çok ciddi sorunlar yaşadık. Farklı şehirlerden gelen ve sığınaklara yerleştirilen kadınların bilgileri ailelerine sızdırılıyor, nerelere gittikleri söyleniyor. Bu durum kadınların kendilerini güvende hissedemedikleri son derece tehlikeli alanlar yaratıyor. Devlet mekanizması kadını sığınma evine yerleştiriyor ama öncesini ve sonrasını kendileri deşifre ediyor. Bütün bunlar kadına yönelik şiddetin ve yaşanan aksaklıkların ne kadar görünmez kılınmak istendiğinin bir göstergesidir. Bu yüzden sığınaklar ve kadın güvenliği konusunda çok daha fazla dayanışmaya ve birlikte hareket etmeye ihtiyacımız var.”
ADANA VE MERSİN’DE 13 MAHALLEDE 550 KADINA DOKUNULDU
Proje kapsamındaki saha çalışmalarını, istatistiki verileri ve görsellerle desteklenen sunumu katılımcılarla paylaşan Proje Koordinatörü Şehriban Şeker, Adana ve Mersin’deki mahalle taramalarını aktardı. Salonda sergilenen ve danışma merkezine başvuran kadınlar ile çocukların çizdiği resimlerin hikâyesine de değinen Şeker, sahadaki çarpıcı gözlemlerini şu sözlerle ifade etti: “Projemiz kapsamında Adana ve Mersin genelinde 13 mahallede tam 550 kadınla bir araya geldik. Oysa proje hedefimiz 10 mahalle ve 500 kadındı; hedefimizi aşmış olmanın mutluluğunu yaşıyoruz. Mersin’de 12 mahalle muhtarını ziyaret ederek mahallelerin röntgenini çeken anketler yaptık ve raporumuzu hazırladık. Ayrıca hem Adana’da hem de Mersin’de 20’şer kurumu ziyaret ederek kurumsal iş birliği imkanlarını değerlendirdik. İlk atölye çalışmamızı Tarsus’un Atgirmez Mahallesi’nde 100 kişilik kalabalık bir kadın grubuyla gerçekleştirdik. Ardından Mezitli Atatürk Mahallesi’nde iki ayrı grupta kadınlarla buluştuk. Mezitli gibi yerlerde genel algı ‘bizim mahallede erken yaşta evlilik olmaz’ yönündeydi. Ancak kadınlarla güvenli bir ortamda konuşmaya başladığımızda, kendilerinin de 17 yaşında aile rızasıyla ya da baskısıyla evlendirildiklerini, bunu zamanla nasıl normalleştirdiklerini fark ettik. Akbelen Mahallesi’nde, Demirtaş’ta Afgan kadın gruplarıyla bir araya geldik. Afgan genç kadınların Taliban baskısı ve erken yaşta evlilik konusundaki kendi deneyimlerini dinlemek bizler için derece etkileyici ve sarsıcıydı. Adana ayağında ise 19 Mayıs ve Yenibey mahallelerinde çalışmalar yürüttük. Adana’da 'kadınlara ulaşabilir miyiz' kaygımız vardı ancak inanılmaz bir taleple karşılaştık. Hatta 19 Mayıs Mahallesi’nde bir kıraathanenin içinden geçip arka bahçesinde kadınlarla atölye yaptık; o süreçte kıraathanedeki erkekler bize sandalye taşıyarak yardımcı oldular. Bizim için mekânın bir önemi yok, önemli olan kadınlara ulaşmak ve dokunabilmektir. Tüm bu saha deneyimlerimizi ve kurumların hizmet haritasını içeren final raporumuzu yakında tamamlayarak kamuoyuna ve basına deklare edeceğiz.”
“TOPLUM NORMALLEŞTİRİYOR; ÖĞRETMEN DOKUNURSA HAYAT KURTARIR”
Çalıştayın serbest kürsü bölümünde söz alan emekli öğretmen Figen Kandemir ise çocuk yaşta evliliklerin sosyolojik kökenlerine ve eğitimcilerin bu mücadeledeki kritik rolüne dikkat çekti. Kendi meslek hayatından verdiği somut bir başarı örneğiyle salondakilere duygusal anlar yaşatan Kandemir, konuşmasında şu ifadelere yer verdi: “Erken yaşta evlilik dediğimiz mesele, tamamen sosyolojik yapıdan ve toplumun bunu kanıksayıp normalleştirmesinden kaynaklanıyor. Çocuklar daha küçük yaştayken onlara ‘sen büyüyünce gelin olacaksın’, erkek çocuklarına ‘sen damat olacaksın, aile reisi olacaksın’ rolü yükleniyor. Bu söylemler çocuk yaşta evliliği zihinde meşrulaştırıyor. Yıllar önce Tarsus’un Bolatlı Köyü’nde öğretmenlik yaparken dehşet verici bir durumla karşılaştım. 8. sınıftan mezun olan kız çocukları, aralarında ‘yazın ilk önce hangimiz evlendirilecek’ diye iddiaya giriyorlardı. Mezun ettiğimiz ve çok başarılı olan bir kız öğrencim vardı. Yaz tatilinde öğrendim ki halasının oğlu, ‘ailenin durumu kötü, ben kızı okuturum’ vaadiyle aileyi kandırmış ve çocuğu evlendirmek üzerelerdi. Öğrencim beni iki gözü iki çeşme aradı. Anında müdahale ettim, aileyle ve çevresiyle görüştüm ve o çocuğu o süreçten çekip aldım. O kızımız şu anda Üniversitede PDR (Rehberlik ve Psikolojik Danışmanlık) 3. sınıf öğrencisi ve seneye mezun olup bir eğitimci olacak. Bu örnek bize şunu net olarak gösteriyor: Bir çocuğa ve bir aileye samimiyetle dokunduğunuzda, bir öğretmenin başaramayacağı hiçbir şey yoktur. Bu nedenle erken yaşta ve zorla evliliklerle mücadele stratejileri geliştirilirken, semtlerdeki ve mahallelerdeki öğretmenleri bu sistemin içerisine dahil etmek zorundayız.” Çalıştay, katılımcıların strateji geliştirme masalarında soruları yanıtlaması ve interaktif "Ayna" farkındalık oyununun oynanmasının ardından sona erdi.
|