Kelimelerin iyileştirici gücüne inandığını belirten yazar, öğretmen ve farkındalık eğitmeni Katife Bediroğlu Yener; "Yazmak, benim için yalnız olunmadığını hissettirmektir" diyerek acıyı umuda dönüştüren yolculuğunu paylaştı.
ABDULLAH ÖZTÜRKMEN
Hayatın içinden gelen gerçek hikâyeleri, insan ruhuna dokunan satırları ve farkındalık çalışmalarıyla tanınan yazar Katife Bediroğlu Yener; yazarlık serüvenini, annelik yolculuğunu, eserlerinin ortaya çıkış hikâyelerini ve yeni projelerini anlattı. Samimi açıklamalarıyla edebiyatın yalnızca kurgu değil, aynı zamanda iyileştirici bir güç olduğunu vurgulayan Yener; özellikle özel gereksinimli çocuk sahibi ailelere umut veren mesajlar paylaştı.
Sizi kısaca tanıyabilir miyiz?
Ben Katife Bediroğlu Yener. Farkındalık eğitmeni, öğretmen ve yazarım. Aynı zamanda evli ve özel gereksinimli bir kız çocuğu annesiyim. Hayat bana birçok farklı rol verdi. Öğretmenlik bana insanı tanımayı, annelik bana koşulsuz sevgiyi, yazarlık ise yaşadığım her duyguyu insanlarla paylaşabilmeyi öğretti. Hayatım boyunca karşılaştığım her zorluk bana yeni bir pencere açtı. Bugün geriye dönüp baktığımda yaşadığım hiçbir acının beni sadece yormadığını, aynı zamanda olgunlaştırdığını görüyorum. İşte bu yüzden yazıyorum. Çünkü bazen insanların uzun uzun nasihatlere değil, yalnız olmadıklarını hissettirecek birkaç satıra ihtiyacı oluyor. Yazmak, benim için yalnızca kitap üretmek anlamına gelmiyor. Yazmak; bir annenin sessiz gözyaşına ortak olmak, umudunu kaybetmiş bir insana yeniden güç verebilmek ve hayatın en karanlık anlarında bile ışığın var olduğunu hatırlatmaktır.
Bugün tüm zamanımı eğitimlerime, yazarlık çalışmalarına ve yeni projelerime ayırıyorum. İnsanların hayatına küçük de olsa güzel bir iz bırakabilirsem, bunun benim için en büyük başarı olduğuna inanıyorum.
Yazarlık serüveniniz nasıl başladı?
Yazmaya aslında çok küçük yaşlarda başladım. Çocukluğumdan beri kelimelerle aramda özel bir bağ vardı. Bir deftere yazdığım küçük notlar, günlükler ve kısa hikâyeler zamanla benim iç dünyamın sesi hâline geldi. Fakat gerçek anlamda yazarlık yolculuğum hayatın bana yaşattığı büyük sınavlarla başladı. İnsan bazı acıları konuşarak anlatamıyor. Ben de anlatamadığım her şeyi yazmaya başladım. Hastane odalarında beklediğim geceler, umudun tükendiğini sandığım anlar, yeniden ayağa kalkmayı öğrendiğim günler… Hepsi zamanla satırlara dönüştü. Yazarken hiçbir zaman yalnızca bir hikâye anlatmayı amaçlamadım. Ben, insanların kendilerini bulabilecekleri karakterler oluşturmak istedim. Okuyucu kitabımı kapattığında "Bu hikâyede ben de vardım" diyebilsin istedim. Sanırım beni yazmaya devam ettiren en büyük güç de bu duygu.
İlk kitabınız "Bulutların Üstünde Yürümek“ten bahseder misiniz?
"Bulutların Üstünde Yürümek" benim için sadece ilk kitabım değil, aynı zamanda hayatımın en zor yıllarının sessiz tanığıdır. Bu kitabı tamamlamam tam on yıl sürdü. Kızımla birlikte yaşadığımız sağlık sürecinde hastanelerde geçen sayısız gece vardı. Bazen sabaha kadar bekliyordum. O sessiz koridorlarda umutla korku aynı anda içimde büyüyordu. İşte o anlarda hissettiklerimi yazmaya başladım. Kitap yalnızca benim yaşadıklarımı anlatmıyor. Aynı zamanda özel gereksinimli çocuk sahibi binlerce annenin görünmeyen mücadelesini de anlatıyor. Toplum çoğu zaman bu annelerin ne yaşadığını bilmiyor. Güçlü görünmeye çalışırken içlerinde nasıl fırtınalar koptuğunu kimse görmüyor. Ben o görünmeyen mücadeleyi görünür kılmak istedim. Bu kitabı yazarken dünyanın farklı ülkelerinde yaşayan güçlü annelerin yaşam hikâyelerini araştırdım. Onların mücadelelerinden ilham aldım. Aynı zamanda engelli bir kız çocuğunun dünyaya nasıl sevgiyle baktığını anlatmaya çalıştım. Çünkü bazen en büyük öğretmenlerimiz, toplumun en kırılgan gördüğü insanlardır. "Bulutların Üstünde Yürümek", acının içinden doğan umudun hikâyesidir.
İkinci kitabınız "Hislerin Çarpışması" nasıl ortaya çıktı?
Bu roman tamamen gerçek yaşamdan ilham aldı. Bir kadının yaşadığı büyük duygusal çıkmazı dinlediğimde günlerce etkisinden çıkamadım. İnsan kalbi bazen doğruyla yanlış arasında değil; vicdanla duygular arasında sıkışabiliyor. Romanın merkezinde Antakya'da yaşayan genç ve güzel bir kadın var. Eşiyle ve yakın çevresindeki biri arasında yaşadığı derin duygusal çatışma okuyucuyu psikolojik olarak da etkiliyor. Fakat eser yalnızca bir aşk hikâyesi değil. Aynı zamanda dört çocuğunu büyütmeye çalışan güçlü bir annenin ayakta kalma mücadelesini de anlatıyor. Bu romanda insan ruhunun karmaşık yönlerini, vicdanı, fedakârlığı, pişmanlığı ve yeniden başlayabilme cesaretini işlemeye çalıştım. Kitabımın bugün yurt dışında da okuyucularla buluşması ve farklı ülkelerde ilgi görmesi beni son derece mutlu ediyor. Bir yazar için en güzel hislerden biri, yazdığı duyguların sınırları aşabilmesidir.
Üçüncü kitabınız "Anka Kuşu ve Lidya'nın Gözyaşları" diğer eserlerinizden neden farklı?
Çünkü bu kitap çocukluk hayalimin gerçekleşmesidir. Yıllardır fantastik bir roman yazmak istiyordum. Ancak bunu sıradan bir kurgu olarak değil, insan ruhunu anlatan sembollerle yazmayı hayal ettim. Romanın kahramanı Lidya benim için çok özel. Lidya'yı oluştururken kızımla birlikte uzun uzun hayaller kurduk. Karakteri birlikte şekillendirdik. Bu yüzden Lidya benim için yalnızca bir roman kahramanı değil; anne-kız ortak hayalimizin ürünüdür. Anka Kuşu ise yeniden doğuşu temsil ediyor. Hayatta bazen hepimiz küllerimize dönüyoruz. Fakat önemli olan yeniden ayağa kalkabilmek. Bu roman aslında fantastik görünse de içinde gerçek hayatın bütün duygularını taşıyor. Cesaret, umut, dostluk, sevgi, mücadele ve yeniden doğabilme gücü…
Dördüncü kitabınız "Altın Kalpli Dost" okuyuculara neler sunuyor?
Bu eserimde dört öykü ve bir novella bulunuyor. Öykülerin tamamı gerçek yaşamdan alınmış olaylara dayanıyor. Hayatın içinden insanların yaşadığı küçük gibi görünen ama aslında derin izler bırakan hikâyeleri kaleme aldım. Novella ise benim için ayrı bir anlam taşıyor. Çünkü yaşadıklarını bana anlatan güçlü bir kadın tek bir istekte bulundu: "Hiçbir şeyi değiştirmeden yaz." Ben de onun anlattığı her olayı olduğu gibi kaleme aldım. Gerçek yaşam hikâyelerinin okuyucunun kalbine çok daha güçlü ulaştığına inanıyorum. İnsan bazen kurgudan çok gerçeğin etkisiyle değişiyor.
Yakında çıkacak beşinci kitabınızdan biraz söz eder misiniz?
Beşinci kitabım benim için şimdiye kadar yazdığım en kişisel eser olacak. Bu kez yalnızca başkalarının hikâyelerini değil, kendi iç yolculuğumu da anlatıyorum. Hayatın bana öğrettiği bütün kırılmaları, yeniden ayağa kalkmayı, affetmeyi, kabullenmeyi ve insanın kendi ruhuyla yaptığı yolculuğu satırlara taşıyorum. Bu kitapta okuyucular yalnızca bir karakteri takip etmeyecek. Kendi hayatlarından izler bulacaklar. Kalemim bu kez yalnızca olayları anlatmayacak. Ruhumun en derin sesini okuyucuyla paylaşacak. Bu nedenle benim için çok özel bir eser.
Farkındalık eğitmenliği yazarlığınızı nasıl etkiliyor?
Bir eğitmen olarak yüzlerce insanın hayat hikâyesini dinleme fırsatı buluyorum. Her insanın görünmeyen bir mücadelesi olduğunu görüyorum. Eğitimlerimde insanlar bazen yıllardır kimseye anlatamadıkları acıları anlatıyor. Bu hikâyeler bana insan ruhunu daha yakından tanıma fırsatı veriyor. Yazarlığımın beslendiği en önemli kaynaklardan biri de bu. Çünkü ben karakter üretmiyorum. İnsanları gözlemliyorum. Onların umutlarını, korkularını, hayallerini ve mücadelelerini hissediyorum. Yazarlık anlatmaksa, eğitmenlik dinlemektir. Bence iyi bir yazar önce iyi bir dinleyici olmalıdır.
Annelik size neler öğretti?
Annelik bana sabrı öğretti. Şefkati öğretti. Koşulsuz sevgiyi öğretti. Özel gereksinimli bir çocuğun annesi olmak ise bana bambaşka bir bakış açısı kazandırdı. Hayatta hiçbir şeyin garanti olmadığını ama sevginin her zaman iyileştirici bir güç olduğunu öğrendim. Kızım bana her gün yeniden umut etmeyi öğretiyor. Onun sayesinde hayata çok daha farklı bakıyorum. Belki de yazılarımın okuyuculara samimi gelmesinin nedeni budur. Çünkü yazdıklarımın çoğunu gerçekten yaşadım.
Yazarken sizi en çok ne motive ediyor?
Bir okuyucudan gelen tek bir mesaj bile bana yeni bir kitap yazdırabilecek güç veriyor. "Beni anlattınız." "Kitabınızı okurken ağladım." "Yeniden umut ettim." Bu cümleler benim için ödüllerin en büyüğü. Bir insanın kalbine dokunabilmek bütün satış rakamlarından çok daha değerlidir.
Okuyucularınıza vermek istediğiniz en önemli mesaj nedir?
Hayat hepimizin karşısına farklı sınavlar çıkarıyor. Kimimiz sağlıkla, kimimiz kayıpla, kimimiz yalnızlıkla mücadele ediyor. Fakat hiçbir karanlık sonsuza kadar sürmez. İnsan düşündüğünden çok daha güçlüdür. Yeter ki umudunu kaybetmesin. Ben bütün kitaplarımda bunu anlatmaya çalışıyorum. Acılar bizi değiştirebilir. Ama bizi yok etmek zorunda değildir.
Özel gereksinimli çocuk sahibi annelere neler söylemek istersiniz?
Onlara tüm kalbimle sarılmak isterdim. Çünkü onların yaşadıklarını en iyi anlayabilecek kişilerden biriyim. Şunu bilmelerini isterim: Yalnız değilsiniz. Belki bazen çok yoruluyorsunuz. Bazen kimsenin sizi anlamadığını düşünüyorsunuz. Bazen geceler hiç bitmeyecek gibi geliyor. Ama bilin ki sevginiz en büyük gücünüzdür. Kendinizi ihmal etmeyin. Yardım istemekten çekinmeyin. Çocuğunuz için verdiğiniz her emek, onun geleceğinde kocaman bir umut olacaktır. Sizler yalnızca çocuk büyütmüyorsunuz. Sabrı, sevgiyi ve insan olmanın gerçek anlamını öğretiyorsunuz.
Son olarak okuyucularınıza neler söylemek istersiniz?
Hayat, bazen en ağır yükleri en güçlü omuzlara bırakır. Ben de kendi yolculuğum boyunca düştüm, ağladım, yeniden ayağa kalktım. Bugün yazdığım her kitapta biraz kendim, biraz kızım, biraz da hayata tutunmaya çalışan binlerce insan var. Eğer satırlarım bir insanın yüreğine umut olabiliyorsa, bir annenin yalnız olmadığını hissettirebiliyorsa ya da umudunu kaybetmiş birine yeniden güç verebiliyorsa, kendimi amacına ulaşmış bir yazar olarak görürüm. Ben yazmaya devam edeceğim. Çünkü inanıyorum ki kelimeler bazen ilaçtır. Bazen bir dosttur. Bazen de insanın yeniden ayağa kalkmasını sağlayan görünmez bir eldir. Kalemimin en büyük dileği ise insanlara umut olmaya devam etmektir.
|