Yeşil dönüşüm Türkiye için teknoloji ve ihracat fırsatı




Tarih: 11 Ağustos 2026 Salı 18:06


 

ABDULLAH ÖZTÜRKMEN

 

Çevre mühendisi ve iş insanı Evren Erdoğan Diker, Türkiye’nin yeşil dönüşüm sürecinin yalnızca çevresel yükümlülükler çerçevesinde ele alınmaması gerektiğini belirterek; bu sürecin aynı zamanda yerli teknoloji, girişimcilik, istihdam ve ihracat açısından önemli bir fırsat sunduğunu söyledi.

“Türkiye, yeşil dönüşüm için yaptığı yatırımlarla yalnızca teknoloji satın alan bir ülke değil; bu dönüşümün teknolojisini üreten bir ülke olmalı. İklim değişikliğinin etkilerinin dünya genelinde olduğu gibi Türkiye’de de giderek daha fazla hissedilirken, kuraklık, su kaynakları üzerindeki baskı, aşırı hava olayları, tarımsal üretimde yaşanan kayıplar ve yükselen enerji maliyetleri üretim modellerinin yeniden ele alınmasını zorunlu hale getiriyor” diyen Diker;  Türkiye’nin önündeki yeşil dönüşüm sürecinin çevre politikalarının ötesinde değerlendirilmesi gerektiğine dikkat çekerek, dönüşümün Türkiye için aynı zamanda ekonomik ve teknolojik bir fırsat olduğunu vurgularken, yeşil dönüşümün Türkiye’nin teknolojik bağımsızlığını güçlendirebilecek, yeni girişimlerin ortaya çıkmasını sağlayabilecek ve istihdam alanlarını genişletebilecek önemli bir süreç olduğunu ifade etti.

 

“İKLİM DEĞİŞİKLİĞİ ARTIK GELECEĞİN DEĞİL, BUGÜNÜN GERÇEĞİ”

İklim değişikliğinin etkilerinin artık günlük yaşam ve üretim süreçleri üzerinde doğrudan hissedildiğini belirten Diker, Türkiye’nin karşı karşıya olduğu çevresel sorunların üretim anlayışında değişimi zorunlu kıldığını söyledi. Diker, “İklim değişikliği artık geleceğin değil, bugünün gerçeği. Kuraklık, su kaynakları üzerindeki baskı, aşırı hava olayları, tarımsal üretimde yaşanan kayıplar ve enerji maliyetleri bize aynı şeyi söylüyor: Üretim biçimimizi değiştirmek zorundayız. Yeşil dönüşümün yalnızca karbon emisyonlarının azaltılması veya çevre mevzuatına uyum sağlanması şeklinde değerlendirilmesinin eksik bir yaklaşım olacak.   Dönüşümün ekonomik ve teknolojik boyutunun da dikkate alınması gerekiyor” diye konuştu.

 

“TÜRKİYE TEKNOLOJİ SATIN ALAN DEĞİL, TEKNOLOJİ ÜRETEN ÜLKE OLMALI”

Türkiye’nin yeşil dönüşüm yatırımlarıyla ilgili temel sorunun, bu yatırımların yerli teknoloji üretimine ne ölçüde katkı sağlayacağı olduğunu dile getiren Diker, şu değerlendirmede bulundu: “Bir çevre mühendisi olarak benim açımdan en önemli soru şu: Türkiye, yeşil dönüşüm için yaptığı yatırımlarla yalnızca teknoloji satın alan bir ülke mi olacak, yoksa bu dönüşümün teknolojisini üreten bir ülkeye mi dönüşecek? Bu sorunun cevabı, önümüzdeki yılların ekonomik ve çevresel geleceği açısından büyük önem taşıyor. Türkiye’nin yeşil dönüşüm sürecinde yalnızca dışarıdan teknoloji ve ekipman temin eden bir ülke konumunda kalmaması gerekiyor. Sanayinin ihtiyaç duyduğu çevre ve enerji teknolojilerinin Türkiye’de geliştirilmesi hem dışa bağımlılığın azaltılması hem de yeni ihracat alanlarının oluşturulması açısından önem taşıyor” şeklinde konuştu.

 

FABRİKALARIN ÇEVRESEL İHTİYAÇLARI YENİ TEKNOLOJİ ALANLARI OLUŞTURUYOR

Türkiye’de sanayi kuruluşlarının enerji verimliliğini artırmak, yenilenebilir enerji kullanımını yaygınlaştırmak, su tüketimini azaltmak, atıkları geri kazanmak ve karbon emisyonlarını düşürmek zorunda olduğunu belirten Diker, bu ihtiyaçların aynı zamanda yeni teknoloji alanları oluşturduğuna dikkat çekti. Diker, özellikle dijitalleşme ve yapay zekâ teknolojilerinin yeşil dönüşüm sürecinde önemli bir rol üstlenebileceğini ifade ederek, “Enerji tüketimini anlık olarak izleyen sensörler, üretim süreçlerini yapay zekâ ile optimize eden yazılımlar, atıkların yeniden hammaddeye dönüştürülmesini sağlayan sistemler, suyu daha verimli kullanan prosesler, karbon ayak izini hesaplayan dijital platformlar ve temiz üretim teknolojileri… Bunların tamamı yalnızca çevre sektörünün konusu değildir. Bunlar aynı zamanda yeni nesil sanayinin altyapısıdır” dedi.

 

“BUGÜN FABRİKANIN İHTİYACI, YARININ İHRACAT ÜRÜNÜ OLABİLİR”

Yeşil dönüşüm yatırımlarının yerli girişimcilik ekosistemiyle buluşturulmasının Türkiye açısından stratejik bir fırsat olduğunu söyleyen Diker, sanayicilerin yatırım kararlarında yerli teknoloji geliştirme potansiyelini de dikkate alması gerektiğini belirtti. Diker, “Bir işletme enerji verimliliği için yatırım yaptığında, mümkünse yalnızca ithal bir makine satın almamalı. Bu ihtiyacın Türkiye’de bir teknoloji firmasının, bir üniversitenin veya genç bir girişimin geliştirebileceği bir çözüme dönüşüp dönüşemeyeceği de sorgulanmalı. Çünkü bugün bir fabrikanın ihtiyacı olan çözüm, yarının ihracat ürünü olabilir” ifadelerini kullandı.

Bu yaklaşımın Türkiye’de yeni girişimlerin gelişmesine katkı sağlayabileceğini belirten Diker, sanayinin gerçek sorunlarının girişimciler için aynı zamanda yeni ürün ve iş modellerinin ortaya çıkabileceği bir alan oluşturduğunu söyledi.

 

AVRUPA PAZARINDAKİ DÖNÜŞÜM TÜRKİYE İÇİN FIRSATA ÇEVRİLEBİLİR

Avrupa Birliği’nin yeşil dönüşüm politikalarının Türkiye açısından hem önemli yükümlülükler hem de yeni fırsatlar ortaya çıkardığını belirten Diker, özellikle Avrupa’ya ihracat yapan Türk sanayisinin dönüşüm sürecini yakından takip etmesi gerektiğini ifade etti. Diker, “Avrupa Birliği’nin yeşil dönüşüm politikaları ve karbon düzenlemeleri, ihracat yapan Türk sanayisi için yeni yükümlülükler getirirken aynı zamanda büyük bir teknoloji pazarı da oluşturuyor” diye konuştu. Türkiye’nin bu süreci yalnızca bir uyum zorunluluğu olarak görmesi halinde önemli maliyetlerle karşılaşabileceğini kaydeden Diker, bunun yerine yeşil dönüşümün bir inovasyon ve teknoloji geliştirme süreci olarak değerlendirilmesi gerektiğini vurguladı. Diker, “Bu süreci yalnızca bir uyum zorunluluğu olarak görürsek maliyet öderiz. Fakat aynı süreci bir teknoloji ve inovasyon fırsatı olarak değerlendirirsek yeni ürünler, yeni şirketler, yeni istihdam alanları ve yeni ihracat pazarları oluşturabiliriz.” Dedi.

 

ÇEVRE MÜHENDİSLİĞİNİN ROLÜ DEĞİŞİYOR

Yeşil dönüşümle birlikte çevre mühendisliği mesleğinin çalışma alanlarının da genişlediğini belirten Diker, çevre mühendislerinin artık yalnızca arıtma tesisleri, atık yönetimi veya çevre mevzuatına uyum gibi geleneksel alanlarla sınırlı bir görev üstlenmediğini söyledi. Diker, enerji, karbon yönetimi, döngüsel ekonomi, kaynak verimliliği, temiz üretim, iklim riskleri ve sürdürülebilirliğin çevre mühendisliğinin merkezine giderek daha fazla yerleştiğine dikkat çekti. “Çevre mühendisliği artık yalnızca arıtma tesisi, atık yönetimi veya mevzuat uyumu ile sınırlı bir alan değil. Enerji, karbon yönetimi, döngüsel ekonomi, kaynak verimliliği, temiz üretim, iklim riskleri ve sürdürülebilirlik gibi alanlar giderek mesleğimizin merkezine yerleşiyor” diyen Diker, çevre mühendislerinin sanayinin dönüşümünde daha aktif rol üstlenebileceğini ifade etti.

 

“MÜHENDİSLİK, TEKNOLOJİ VE GİRİŞİMCİLİK ARASINDA KÖPRÜ KURULMALI”

Çevre mühendislerinin üretim süreçleriyle çevresel etkileri birlikte değerlendirebilen bir bakış açısına sahip olduğunu belirten Diker, bu nedenle meslek mensuplarının sanayinin yeşil dönüşümünde önemli aktörlerden biri olabileceğini söyledi. Diker, “Biz çevre mühendisleri, üretim süreçlerini ve çevresel etkilerini birlikte değerlendiren bir bakış açısına sahibiz. Bu nedenle sanayinin yeşil dönüşümünde mühendislik, teknoloji ve girişimcilik arasında köprü kurabilecek önemli aktörlerden biri olabiliriz” diye konuştu. Bu dönüşümün yalnızca tek bir sektörün veya meslek grubunun çabasıyla gerçekleştirilemeyeceğini vurgulayan Diker, kamu, sanayi, üniversiteler ve girişimcilerin ortak bir anlayışla hareket etmesi gerektiğini kaydetti.

 

KAMU, ÜNİVERSİTE, SANAYİ VE GİRİŞİMCİ BİRLİKTE HAREKET ETMELİ

Yeşil dönüşümün başarılı olabilmesi için ekosistemin bütün aktörlerinin sorumluluk üstlenmesi gerektiğini belirten Diker, kamu politikalarının yerli yeşil teknoloji geliştiren girişimleri teşvik etmesi gerektiğini söyledi. Diker, üniversitelerin akademik bilgi ve araştırmaları sanayinin gerçek problemleriyle buluşturması, sanayinin ise yalnızca hazır teknoloji satın almak yerine teknoloji geliştirme projelerinde daha fazla rol alması gerektiğini ifade etti. “Burada kamunun, sanayinin, üniversitelerin ve girişimcilerin birlikte hareket etmesi gerekiyor. Kamu; yeşil teknolojiyi geliştiren girişimleri desteklemeli. Üniversiteler; laboratuvarlarda üretilen bilgiyi sanayinin gerçek problemleriyle buluşturmalı. Sanayi; yalnızca teknoloji satın alan değil, teknoloji geliştiren projelerin de parçası olmalı. Girişimciler ise çevresel sorunları yeni iş modellerine dönüştürmeli.”

 

HEDEF: YEŞİL DÖNÜŞÜMÜN TEKNOLOJİSİNİ ÜRETEN TÜRKİYE

Türkiye’nin önündeki sürecin yalnızca çevresel yükümlülüklerin yerine getirilmesinden ibaret olmadığını belirten Diker, yeşil dönüşümün ülkenin sanayi politikası, teknoloji politikası ve girişimcilik ekosistemiyle birlikte ele alınması gerektiğini söyledi. Diker, Türkiye’nin daha az karbon üreten, daha az kaynak tüketen ve daha az atık oluşturan bir üretim modeline geçerken, aynı zamanda bu dönüşümün ihtiyaç duyduğu teknolojileri geliştiren bir ülke olması gerektiğini vurguladı.

Diker sözlerini şu ifadelerle tamamladı: “Asıl hedefimiz şu olmalı: Daha az karbon üreten, daha az kaynak tüketen ve daha az atık oluşturan bir Türkiye’yi; aynı zamanda bu dönüşümün teknolojisini üreten bir Türkiye’ye dönüştürmek.”

 



Yorum Ekle comment Yorumlar (0)

 
 
  SOSYAL MEDYA
 
 
  GAZETEMİZ
 
 
  BASIN İLAN
 
 
  HAVA DURUMU
 
 
  FACEBOOK
 

 
 
 


 

Siteden yararlanırken yayın politikamızı okumanızı tavsiye ederiz. mersinhakimiyet.com © Copyright 2019-2026 Tüm hakları saklıdır.
İzinsiz ve kaynak gösterilemeden yayınlanamaz, kopyalanamaz, kullanılamaz. mersinhakimiyet.com basın ve yayın meslek ilkelerine uyar.

URA MEDYA