“Sanat, benim için bir eşik”




Tarih: 12 Ağustos 2026 Çarşamba 17:31


Gazetemize sanat ve resim üzerine söyleşi veren ressam Derya Karadeniz, sanatın kendisi için görünmeyeni görünür kılan bir eşik ve karşılaşma alanı olduğunu belirterek; “Sanat, insanı iyileştirmekten önce uyandırır.” dedi.

 

ABDULLAH ÖZTÜRKMEN

 

Tuvali, hafızanın, sezginin ve iç sesin izlerinin buluştuğu bir alan olarak tanımlayan ressam Derya Karadeniz; resimlerinin izleyiciyi kendi iç dünyasıyla yeniden karşılaşmaya çağırdığını ifade etti. Planlı bir üretim anlayışı yerine akışın ve soruların peşinden giden Derya Karadeniz; çalışmalarında katmanlar, renkler ve boşluklar aracılığıyla hafızanın kırılgan izlerini araştırmaya devam ediyor. Resimlerinde kırılma ve uyanış anlarını görünür kılan Karadeniz; üretim sürecini bir sonuca ulaşmaktan çok, insanı kendisine yaklaştıran bir geçiş olarak değerlendirdi.

 

Öncelikle kendinizi ve sanat anlayışınızı nasıl tanımlarsınız?

Benim için sanat, bir sonuç değil; bir süreç, bir arayış ve en önemlisi bir eşik. Resim yaparken yalnızca bir görüntü ortaya koymaya çalışmıyorum. Benim için asıl mesele; görünmeyen bir hâli görünür kılabilmek. Resimlerim çoğu zaman planlanmış bir düşünceden yola çıkmıyor. Bir fikirle başlayıp onu tuvale aktarmaktan çok, akışın içinde ilerlemeyi tercih ediyorum. Çalışırken beni yönlendiren çoğu zaman düşünce değil; anın içinde kendiliğinden açılan bir bilme hâli oluyor. Bu hâl, sanki daha önce bildiğim ama zaman içinde unuttuğum bir şeyi yeniden hatırlatıyor. Bu nedenle resim yapmak benim için aynı zamanda bir hatırlama biçimi.

 

“Resimlerim planla değil, akışla başlar” diyorsunuz. Bu akış nasıl ortaya çıkıyor?

Bazen hiçbir şey planlamadan tuvalin karşısına geçiyorum. İlk renk, ilk iz ya da ilk hareket ortaya çıktığında resmin nereye gideceğini önceden bilmiyorum. Aslında bunu bilmemek benim için bir eksiklik değil; tam tersine üretimin en özgür tarafı. Resim ilerledikçe tuval kendi yönünü göstermeye başlıyor. Renkler, katmanlar, boşluklar ve izler birbirleriyle konuşuyor. Ben de bu konuşmayı dinlemeye çalışıyorum. Bu süreçte kontrolü tamamen bırakmak değil, kontrol etme ihtiyacını azaltmak önemli. Çünkü bazen fazla müdahale ettiğimde resmin doğal akışı kesiliyor. Bu yüzden “Müdahale ettikçe değil, bıraktıkça şekillenir” sözü benim üretim sürecimi çok iyi anlatıyor.

 

 

Çalışmalarınızda sezginin önemli bir rolü olduğunu söylüyorsunuz. Sezgi sizin için nedir?

Sezgi benim için açıklayamadığım ama hissettiğim bir bilme hâli. Mantığın henüz bir cevap vermediği yerde ortaya çıkan bir yön duygusu gibi. Resim yaparken bazen nedenini bilmeden bir rengi seçiyorum, bir katmanı siliyorum, başka bir alanı boş bırakıyorum ya da bir izin üzerine yeniden çalışıyorum. O anda bunu açıklamak zorunda hissetmiyorum. Çünkü resmin kendi içinde bir bilgi taşıdığına inanıyorum. Bazen çalışma bittikten sonra geriye dönüp baktığımda, neden o kararı verdiğimi daha iyi anlayabiliyorum. Sanki resim, benden önce bir şey biliyor.

 

“Tuval, hatırlayışın alanıdır” diyorsunuz. Neyi hatırlıyorsunuz?

Belki de tam olarak adını koyamadığım şeyleri. Bir duygu, bir hâl, bir sessizlik, bir kırılma ya da insanın kendisiyle kurduğu görünmez bir bağ olabilir. Benim için her çalışma yeni bir şey eklemekten çok, zaten var olanı hatırlama anı. Bu nedenle tuvali yalnızca bir üretim yüzeyi olarak görmüyorum. Tuval benim için bir fark ediş alanı. Bazen insan hayatın içinde o kadar çok rol üstleniyor, o kadar çok tanımın içine giriyor ki kendisinden uzaklaşabiliyor. Resim yaparken o tanımların biraz dışına çıkabildiğimi hissediyorum.

 

Resimlerinizde katmanlar, renkler ve boşluklar önemli bir yer tutuyor. Bunların sizin için anlamı nedir?

Katmanlar benim için yalnızca görsel bir unsur değil. Hafızayı, zamanı ve yaşanmışlıkları da çağrıştırıyor. Bazı şeyler görünür, bazı şeyler ise altta kalır. Bir katmanı kapattığınızda aslında onu tamamen yok etmiyorsunuz; izini geride bırakıyorsunuz. Bu nedenle resimlerimde geçmiş katmanların görünür ya da yarı görünür olması benim için önemli. Boşluklar da en az renkler kadar anlam taşıyor. Çünkü her şeyin doldurulması gerektiğine inanmıyorum. Bazen boşluk, resmin nefes aldığı yerdir. Bazen de izleyicinin kendi deneyimini yerleştirebileceği alandır.

 

Resim yaparken hedefinizin “Bir görüntü üretmek değil, bir hâli görünür kılmak” olduğunu söylüyorsunuz. Nasıl bir hâlden söz ediyoruz?

Tek bir hâlden söz etmiyorum. Çünkü her resmin kendi hâli var. Bazen bir sessizlik, bazen bir bekleyiş, bazen bir kırılma, bazen de henüz adını koyamadığımız bir uyanış olabilir. Ben izleyiciye “Burada bunu görmelisin” demek istemiyorum. Daha çok, resmin karşısında durduğunda kendi içinde ne olduğuna bakmasını istiyorum.

 

İzleyici sizin için ne ifade ediyor?

İzleyici, benim için eserin tamamlayıcı bir parçası. Bir resim atölyeden çıktığında yolculuğu bitmiyor. Asıl yolculuk, başka bir insanın karşısına geçtiğinde başlıyor. Çünkü herkes kendi hafızası, deneyimleri, soruları ve duygularıyla bakıyor. Benim için önemli olan, izleyicinin resmin karşısında acele etmeden durabilmesi. Bir şey tüketmek ya da hemen anlamlandırmak zorunda olmaması. Belki bir süre sessiz kalması, kendi içinde bir soruyu fark etmesi… Ben sanatın biraz da böyle bir alan açabileceğine inanıyorum.

 

“İşlerim cevap vermez; çünkü cevaplar öğretir, sorular ise uyandırır” diyorsunuz. Sanatın soru sorma gücü neden önemli?

Çünkü cevap, çoğu zaman bir son noktası koyar. Oysa soru, insanın içinde bir hareket başlatır. Ben resimlerimin izleyiciye ne düşüneceğini söylemesini istemiyorum. Tam tersine, izleyicinin kendi sorusuyla karşılaşmasını istiyorum. Sanatın görevinin her zaman açıklamak olduğunu düşünmüyorum. Bazen açıklamamak, belirsizliğe alan açmak ve insanın kendi iç sesini duyabilmesini sağlamak çok daha güçlü olabilir.

 

“Sanat benim için bir eşiktir” diyorsunuz. Bu eşik sizi nereye taşıyor?

Beni kendime daha yaklaştıran bir eşik. Düzenin, rollerin ve tanımların arasında bazen kendimizden uzaklaşıyoruz. Kim olduğumuzu ne hissettiğimizi ne istediğimizi bile başkalarının tanımları üzerinden düşünmeye başlıyoruz. Sanat benim için bu unutulan parçalarla yeniden temas kurma alanı. Bu yüzden sanat bir varış noktası değil; bir geçiş, bir fark ediş, bir hatırlama.

 

Sanatın “iyileştirici değil, uyandırıcı” gücünden bahsediyorsunuz. Neden iyileştirmek yerine uyandırmak?

Çünkü sanatın her şeyi çözmek zorunda olduğuna inanmıyorum. Bazen bir sorunu çözmekten önce onun farkına varmak gerekir. Bazen insanın kendisine dürüstçe bakması, bir duyguyu kabul etmesi ya da uzun zamandır susturduğu bir soruyu duyması yeterlidir. Ben sanatın tam da burada güçlü olduğunu düşünüyorum. Bir şeyi hemen iyileştirmek yerine, onu görünür kılabilir. Bizi kendimize, sorularımıza ve bazen de unuttuğumuz taraflarımıza uyandırabilir.

 

“Her bitişin içinde bir başlangıç, her kırılmanın bir kapı açtığına inanıyorum” diyorsunuz. Bu düşünce resimlerinize nasıl yansıyor?

Hayatta olduğu gibi resimde de kırılmaların önemli olduğunu düşünüyorum. Bir katmanın bozulması, bir rengin beklenmedik şekilde değişmesi ya da planladığım bir şeyin çalışmaması bazen yeni bir kapı açıyor. Başlangıçların her zaman kusursuz ve kontrollü olması gerekmiyor. Bazen bir şeyin kırılması, başka bir şeyin ortaya çıkmasına izin veriyor. Bu nedenle bitişi bir başlangıca, kırılmayı ise bir hatırlayışa dönüştürme fikri benim için çok değerli.

 

Sanat pratiğinizde yerelden beslenmek ve evrensel bir dile ulaşmak istediğinizi belirtiyorsunuz. Bunu nasıl gerçekleştiriyorsunuz?

Kendi coğrafyamdan, yaşadığım deneyimlerden, kültürden ve hafızadan besleniyorum. Ancak sanatın yalnızca bana ait olanı anlatmasını istemiyorum. Kişisel olanın içinden evrensel bir duyguya ulaşabileceğimize inanıyorum. Bir insanın yaşadığı kırılma, yalnızca ona ait olmayabilir. Bir özlem, bir kayıp, bir bekleyiş ya da yeniden başlama arzusu dünyanın başka bir yerindeki insanın da deneyimi olabilir. Benim için evrensel dil, kendi köklerinden uzaklaşmak değil; köklerinden yola çıkarak başka insanlarla ortak bir duyguda buluşabilmek.

 

Gelecekte nasıl bir sanat pratiği oluşturmak istiyorsunuz?

Disiplinler arası etkileşime açık, düşünsel derinliği olan ve izleyiciyle sahici bir bağ kurabilen bir sanat pratiği geliştirmek istiyorum. Ulusal ve uluslararası sergi platformlarında yer alarak, kendi dilimi daha geniş bir bağlamda paylaşmayı hedefliyorum. Ama benim için görünür olmak tek başına bir hedef değil. Önemli olan, ürettiğim işlerin zaman içinde de bir karşılığının olması. Zamansız bir anlatım dili kurmak ve izleyicide gerçekten bir iz bırakabilmek istiyorum.

 

Uzun vadede nasıl bir iz bırakmayı amaçlıyorsunuz?

Belki de cevap vermesi zor olan ama insanın içinde uzun süre yaşamaya devam eden bir iz. İzleyicinin yıllar sonra bir resme baktığında yalnızca resmi değil, o resim karşısında kendisinde açılan bir hâli hatırlamasını isterim. Benim için kalıcı iz, bir imza bırakmaktan çok bir fark ediş bırakabilmek.

 

Son olarak, “Üretiyorum çünkü hatırlamak istiyorum. Paylaşıyorum çünkü yalnız olmadığımızı biliyorum” diyorsunuz. Bu cümleler sizin için ne ifade ediyor?

Aslında sanat yolculuğumun özünü bu iki cümlede buluyorum. Üretiyorum çünkü kendi içimde unuttuğum şeylere yeniden yaklaşmak, kendimi yeniden duymak ve hatırlamak istiyorum. Paylaşıyorum çünkü bu deneyimin yalnızca bana ait olmadığını biliyorum. İnsanların birbirinden çok farklı hayatları olsa da bazı duygularda buluşabildiğine inanıyorum. Belki sanatın en güçlü tarafı da burada. Bir resim karşısında hiç tanımadığımız biriyle aynı soruyu hissedebilir, aynı sessizliğin içinde durabiliriz. Ben sanatın insanları birbirine cevaplarla değil, sorularla yaklaştırabileceğine inanıyorum. Ve belki bütün mesele de bu: Üretmek, hatırlamak ve birbirimize yalnız olmadığımızı hissettirmek.



Yorum Ekle comment Yorumlar (0)

 
 
  SOSYAL MEDYA
 
 
  GAZETEMİZ
 
 
  BASIN İLAN
 
 
  HAVA DURUMU
 
 
  FACEBOOK
 

 
 
 


 

Siteden yararlanırken yayın politikamızı okumanızı tavsiye ederiz. mersinhakimiyet.com © Copyright 2019-2026 Tüm hakları saklıdır.
İzinsiz ve kaynak gösterilemeden yayınlanamaz, kopyalanamaz, kullanılamaz. mersinhakimiyet.com basın ve yayın meslek ilkelerine uyar.

URA MEDYA