17 Ağustos Marmara Depremi’nin yıl dönümünde Mersin’deki okulların durumuna dikkat çeken Eğitim Sen Mersin Şubesi, okul güvenliğinin sadece beton kalitesiyle sınırlı tutulamayacağını belirterek; “Eğitim hakkı ile yaşama hakkı ayrı düşünülemez. Çocuklarımızın yaşamından tasarruf edilemez, güvenli okul lütuf değil haktır” mesajını verdi.
Eğitim Sen Mersin Şubesi, 17 Ağustos 1999 Marmara Depremi’nin yıl dönümü vesilesiyle yazılı basın açıklaması yaparak kamusal yapıların ve okulların deprem güvenliğine dikkat çekti. 17 Ağustos’tan 6 Şubat 2023 Kahramanmaraş depremlerine kadar geçen süreçte yaşanan yıkımların temel nedeninin ihmal, denetimsizlik ve eşitsizlik olduğu savunulan açıklamada; “Güvenli okul, sağlıklı eğitim ortamı ve yaşama hakkı ayrıcalık değil, temel haktır” mesajı verildi.
"OKUL GÜVENLİĞİ ÇEVRESEL RİSKLERLE BİR BÜTÜN OLARAK ELE ALINMALI"
Açıklamada, Mersin’deki eğitim kurumlarının mevcut durumuna işaret edilerek, okulların yalnızca kendi binaları açısından değil; çevresindeki yapı stoku, ulaşım, tahliye güzergâhları ve toplanma alanları ile birlikte değerlendirilmesi gerektiği belirtildi. Okul binası sağlam kalsa dahi çevre binaların yıkılması durumunda tahliye yollarının kapanabileceğine dikkat çekildi. Kentin farklı mahallelerindeki fiziksel koşul eşitsizliklerine değinen Eğitim Sen, şu ifadelere yer verdi: “Güvenli okul, sağlıklı eğitim ortamı ve yaşama hakkı ayrıcalık değil, temel haktır. 17 Ağustos 1999 Büyük Marmara Depremi’nin üzerinden 27 yıl geçti. Saat 03.02’de meydana gelen ve 45 saniye süren büyük yıkım, on binlerce insanın yaşamını, yüz binlerce insanın evini ve geleceğini etkiledi. 17 Ağustos, Türkiye’de afet yönetiminin yeniden ele alınmasını zorunlu kılan tarihsel bir kırılma noktası oldu. Ancak 17 Ağustos’tan gerekli derslerin çıkarılmadığını, 6 Şubat 2023’te Kahramanmaraş merkezli depremlerde bir kez daha ağır biçimde gördük. 11 ili etkileyen büyük yıkım; yalnızca depremin büyüklüğünü değil, yapı güvenliğinden kentleşmeye, kamusal denetimden afet hazırlığına kadar yıllardır biriken sorunların sonuçlarını da ortaya koydu. AFAD kayıtlarına göre aynı gün Pazarcık ve Elbistan merkezli iki büyük deprem meydana geldi. 17 Ağustos’un ve 6 Şubat’ın ardından artık hiçbir kamu kurumu ‘bilmiyorduk, öngöremedik’ deme hakkına sahip değildir.”
“OKUL GÜVENLİĞİ, YALNIZCA OKULUN KOLON VE KİRİŞLERİNDEN İBARET GÖRÜLEMEZ”
“Bugün Mersin açısından sorulması gereken soru açıktır: Olası bir depremde çocuklarımız eğitim gördükleri okullarda ne kadar güvende?” diyen Eğitim Sen Mersin Şubesi, yaptığı açıklamada şu ifadelere yer verdi: “Okulların yalnızca kendi binaları açısından değil; çevresindeki yapı stoku, ulaşım ve tahliye güzergâhları, toplanma alanları ve acil durumlarda erişilebilirlik açısından da değerlendirilmesi zorunludur. Okul binası ayakta kalsa dahi çevresindeki riskli yapıların yıkılması; okul girişlerini, yolları ve tahliye güzergâhlarını kapatabilir. Bu nedenle okul güvenliği, yalnızca okulun kolon ve kirişlerinden ibaret görülemez. Üstelik Mersin’de bütün çocuklar aynı fiziksel koşullarda eğitim görmemektedir. Bir mahallede daha yeni, donanımlı ve fiziksel koşulları güçlü okullar bulunurken başka bir mahallede eski binalar, yetersiz derslikler, kalabalık sınıflar ve eksik altyapıyla eğitim sürdürülmektedir. Bu farklılık yalnızca eğitim niteliğinde eşitsizlik yaratmamakta; afet koşullarında doğrudan yaşama ve güvenlik hakkındaki eşitsizliğe dönüşme tehlikesi taşımaktadır. Bir çocuğun depreme karşı daha güvenli bir okulda eğitim görüp görmemesi ailesinin gelirine, yaşadığı mahalleye ya da kentin hangi bölgesinde doğduğuna bağlı olamaz. Eğitim hakkı ile yaşama hakkı birbirinden ayrı düşünülemez.”
“GÜVENLİ OKUL LÜTUF DEĞİL, HAKTIR”
Eğitim Sen Mersin Şubesi, taleplerini şu şekilde sıraladı: “Mersin’deki bütün kamu okullarının deprem güvenliği bilimsel ve bağımsız yöntemlerle incelenmeli; sonuçlar okul kamuoyuna açıklanmalıdır. Güçlendirilmesi gereken yapılar hızla güçlendirilmeli, güvenli olmadığı belirlenen binalarda eğitim sürdürülmemeli ve gerekli yeni okul yatırımları kamusal kaynaklarla gerçekleştirilmelidir.
Okulların çevresindeki yapıların oluşturabileceği riskler, tahliye yolları ve toplanma alanları da planlamaya dahil edilmeli; engelli öğrenciler ve eğitim emekçileri başta olmak üzere herkes için erişilebilir afet ve tahliye planları oluşturulmalıdır. Depreme hazırlık yalnızca yılda birkaç kez yapılan tatbikatlardan ibaret bırakılamaz. Asıl sorumluluk çocuklara ‘çök-kapan-tutun’ demeden önce onların bulunduğu yapıları güvenli hâle getirmektir. 17 Ağustos’u anmak, yalnızca kaybettiklerimizi hatırlamak değildir. 6 Şubat’ta kaybettiğimiz on binlerce insanın ardından sorumluluğumuz daha da büyüktür. Deprem doğa olayıdır; denetimsizlik, eşitsizlik ve ihmalle ortaya çıkan yıkım ise kader değildir. Mersin’de hiçbir öğrencinin, öğretmenin ve eğitim emekçisinin yaşamı ertelenemez. Kaynaklar sermayeye, rant projelerine ve ayrıcalıklı yatırımlara değil; depreme dayanıklı okullara, güvenli kamusal yapılara ve nitelikli kamusal eğitime ayrılmalıdır. Çocuklarımızın yaşamından tasarruf edilemez. Güvenli okul lütuf değil, haktır. Her mahalleye eşit, nitelikli ve depreme dayanıklı okul istiyoruz.” (Haber Merkezi)
|