Zamanı durduran dizeler




Tarih: 30 Ağustos 2026 Pazar 16:21


Anadolu’nun sessiz çığlığını ve insanın içsel yolculuğunu kelimelerle ören Hacı Bekir Topalak, Beni Çağıran Biri Var ve Filizkıran Zamanlar eserleriyle okuru modern bir dervişin seyir defterine davet ediyor.

 

ABDULLAH ÖZTÜRKMEN

 

Türkiye'nin 12 Eylül öncesindeki çalkantılı dönemini 5 farklı siyasi görüşteki gencin dostluğu üzerinden romana aktaran Hacı Bekir Topalak; unutulmaya yüz tutan toplumsal hafızayı, Almanya’daki fabrika yıllarından edebiyata uzanan yaşam öyküsünü ve şiirin ağır işçiliğini gazetemize anlattı.

 

Okurlarınız sizi şiirleriniz ve hikâyelerinizle tanıyor. Bugün itibarıyla yayınlanmış olan ve okurla buluşan kaç eseriniz var? Bu eserlerin türsel dağılımı nasıl?

Şu ana kadar yayınlanmış 3 adet kitabım bulunuyor. Bunları türlerine göre ayırırsak; ilki hikâyelerimden oluşan "Zaman Değildi Geçen" adlı eserim. İkinci kitabım, duygusal ve düşünsel birikimimi yansıtan "Beni Çağıran Biri Var" başlıklı şiir kitabım. Üçüncü kitabım ise Türkiye'nin yakın geçmişini, özellikle de 10 Eylül / 12 Eylül öncesi dönemi toplumsal ve insani boyutlarıyla ele aldığım roman türündeki çalışmamdır.

 

İlk ne zaman yazmaya başladınız? Sizi yazmaya ve bu eserleri bir kitapta toplamaya teşvik eden temel etken ne oldu?

Aslında bu bir süreç. Kendimi bildim biledi çok okuyan bir insandım. Okumak zamanla insanı yazmaya sevk ediyor. Başta sadece hobi olarak evde kendi halimde şiirler yazıyordum. Üniversite yıllarında edebiyat bölümünde okuyan bir arkadaşımın ricası ve ısmarlaması üzerine ilk hikâyemi kaleme almıştım. Ancak yazdıklarımı bir kitap haline getirme fikri çok sonraları oluştu. Yazdıklarım biriktikçe ki, 200'ün üzerinde şiir ve 50'ye yakın hikâye olmuştu ve dost çevremden "Bunları artık yayınlatalım, insanlarla paylaşalım" telkini geldi. Nitekim yayınlayınca oldukça güzel ve olumlu geri dönüşler aldım.

 

ÖĞRETMENLİKTEN ALMANYA'DA FABRİKAYA: BİR HAYAT MÜCADELESİ

 

Edebiyatçı kimliğinizin yanı sıra eğitimci bir geçmişiniz de var. Meslek hayatınız ve yurt dışı deneyiminiz yazarlığınızı nasıl besledi?

Evet, ben esasen öğretmenlik mesleğinden emekliyim. Türkiye'de 6 yıl boyunca öğretmenlik yaptım. Daha sonra evlenerek Almanya'ya gittim. Almanya'da tam 17 yıl boyunca bir fabrikada işçi olarak çalıştım. Gündüz fabrikadaki ağır çalışma temposuna rağmen akşamları ya da fırsat bulduğum her kenarda köşede yazmayı hiç bırakmadım. O zamanlar teknoloji bu kadar yaygın değildi, her şeyi el yazısıyla kâğıda döküyordum.

 

Yazma süreciniz dijitalleşmeyle birlikte nasıl değişti?

El yazısıyla biriktirdiğim dosyalar bir noktadan sonra devasa bir boyuta ulaştı. Daha sonra bir bilgisayar edindim ve yıllarca hobi olarak kenarda tuttuğum tüm bu şiir ve hikâyeleri bilgisayar ortamına aktararak düzenledim. Yani benim başlangıçtaki tek amacım sadece yazmaktı, bir yayınlama hırsım yoktu. Teknoloji sadece bu birikimi organize etmemi kolaylaştırdı.

 

12 EYLÜL ÖNCESİNİ ANLATAN YENİ ROMAN VE HAFIZA VURGUSU

 

Son romanınızda 12 Eylül öncesindeki Türkiye'yi ele alıyorsunuz. Neden spesifik olarak bu dönemi seçtiniz?

O dönemi yazmamın en büyük nedeni ne yazık ki toplumumuzda var olan büyük bir hafızasızlık. Bugün 10 yıllık öğretmenlik yapan, 35-40 yaşlarına gelmiş arkadaşlarımızla oturup konuştuğumda fark ediyorum ki, o döneme dair en ufak bir fikirleri yok. Sanki bu ülkede o karanlık günler hiç yaşanmamış, sanki her gün 35-40 insanımız hayatını kaybetmemiş gibi derin bir unutulmuşluk söz konusu. Unutuldu gitti o yıllar. İşte bu duyarsızlığa ve unutuşa tepki olarak böyle bir roman yazma gereği duydum. Belki o dönemi anlatan başka romanlar da vardır ancak ben kendi tanıklığımla bunu tarihe not düşmek istedim.

 

Romanın kurgusundan ve karakter yapısından biraz bahseder misiniz? O dönemi nasıl bir yöntemle işlediniz?

 

Sadece o dönemin siyasi olaylarını anlatsaydım ortaya roman değil, akademik bir araştırma veya tarih çalışması çıkardı. Ben olayı 5 farklı gencin hayatı üzerinden kurguladım. Bu 5 kişiden 3'ü sol görüşlü, 1'i sağ görüşlü, 1'i ise dini görüşü ağır basan bir karakter. Hikâyeyi 1971 yılından başlatıyorum; bu çocukların ilkokul, ortaokul dönemlerinden alıp 1980'e kadarki süreçlerini işliyorum. Romanda anlatılanların çoğunda gerçek yaşanmışlıklar ağırlıkta. Ben sadece bu yaşanmışlıkları kurgusal bir zeminde birleştirdim.

 

Farklı ideolojilere sahip bu 5 karakterin romanda yolları nerede kesişiyor? Onları bir arada tutan neydi?

Tabii ki bir buluşma noktaları var. Bu farklı görüşteki çocuklar ortaokulda birbirini tanıyor, lisede birlikte okuyorlar. Lise sonrasında siyasi savrulmalar yaşansa da aralarındaki insani bağlar kopmuyor. İşte burada çok önemli bir detay devreye giriyor: Çocukların arkadaşlıklarını ve dostluklarını, babaları devreye girerek koruyor. Aileler bu gençleri özellikle bir arada tutmak için çaba sarf ediyor. Bu da o dönemi birebir yaşamış insanların gerçekliğine dayanan çok insani bir temas noktasıdır.

 

ŞİİR SANATI, ELEŞTİRİ VE YENİ PROJELER

 

Düz yazı ile şiir yazmak arasındaki temel fark sizce nedir? Hangisi daha zor?

Düz yazı yazmak şiire kıyasla çok daha kolaydır. Şiirin işçiliği inanılmaz derecede ağırdır. Şiirde öyle bir süreç vardır ki; bazen oturur 4 dize yazarsınız ve "Tamam, ben burada vereceğimi verdim, bitti" dersiniz. Bazen de yazarız; 4 kıta olur, 5 kıta olur ama içimizdeki duygu tam geçmemiştir, "Daha bitmedi, vermek istediğim mesajı henüz veremedim" diyerek yazmaya devam edersiniz. O mesajı verene kadar şiirin işçiliği sürer.

 

Günümüzde şiire ve okumaya olan ilgiyi nasıl değerlendiriyorsunuz?

Şiirin en üzücü tarafı alıcısının çok az olmasıdır. O kadar büyük bir sancıyla, emekle yazıyorsunuz ama ne yazık ki okuyanı çok kısıtlı. Düz yazının okuru her zaman şiirden fazladır. Buna rağmen şiir yazmak bir hastalık, bir tutku gibidir; yazmaktan vazgeçemezsiniz.

 

Kitaplarınıza gelen eleştirilere bakış açınız nasıl?

Arkadaş çevremden ve okurlardan genelde olumlu yorumlar alıyorum ve bu beni motive ediyor. Tabii ki olumsuz yorumlar da oluyor, bu son derece doğal. Benim tek dileğim kırıcılıktan uzak olunmasıdır. Yapıcı eleştirilere her zaman açığım. "Bu da yazılır mı?" gibi yıkıcı bir yaklaşım yerine, eserin edebiyatına odaklanan eleştiriler her zaman geliştiricidir.

 

Masanızda bekleyen veya yakın zamanda okurla buluşacak yeni projeleriniz var mı?

Evet, şu anda yayınlanmak üzere olan ve yayıneviyle görüşmelerini sürdürdüğüm hazır bir kitabım daha var. Anlaşma sağladığımız an yayınlanacak. Bunun dışında, uzun yıllar yaşadığım Almanya deneyiminden yola çıkarak Türklerin Almanya'daki yaşantısını, uyum süreçlerini ve sosyo-kültürel hayatını anlatan yeni bir eser üzerinde çalışmaya devam ediyorum.



Yorum Ekle comment Yorumlar (0)

 
 
  SOSYAL MEDYA
 
 
  GAZETEMİZ
 
 
  BASIN İLAN
 
 
  HAVA DURUMU
 
 
  FACEBOOK
 

 
 
 


 

Siteden yararlanırken yayın politikamızı okumanızı tavsiye ederiz. mersinhakimiyet.com © Copyright 2019-2026 Tüm hakları saklıdır.
İzinsiz ve kaynak gösterilemeden yayınlanamaz, kopyalanamaz, kullanılamaz. mersinhakimiyet.com basın ve yayın meslek ilkelerine uyar.

URA MEDYA