Türkiye ekonomisinin ikinci çeyrekte %2,3, tarım sektörünün ise %13,3 büyüdüğünü gösteren TÜİK verilerini değerlendiren Gıda Kalite Kontrol ve Sürdürülebilir Tarım Uzmanı İsa Değirmenci; kâğıt üzerindeki rakamların tarladaki acı tabloyu gizlediğini belirterek, "Rekolte artıyor ancak yükselen maliyetler ve aracı zinciri yüzünden çiftçimiz giderek küçülüyor." dedi.
ABDULLAH ÖZTÜRKMEN
Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) tarafından paylaşılan 2026 yılının ikinci çeyrek ekonomik verileri, ülke genelinde %2,3’lük bir büyüme gösterdi. Verilerde en çok dikkat çeken sektör ise %13,3 ile tarım, ormancılık ve balıkçılık oldu. Kâğıt üzerindeki bu yüksek oran kamuoyunda olumlu bir hava yaratsa da konunun uzmanları sahada durumun tam tersi işlediğine dikkat çekiyor. İsa Değirmenci, makroekonomik veriler ile tarım sahasındaki reel tablo arasındaki makası değerlendirdi.
"KÂĞIT ÜZERİNDEKİ BÜYÜME, TARLADAKİ GERÇEĞİ YANSITMIYOR"
Büyüme rakamlarının yüzeysel bir değerlendirmeyle yanıltıcı olabileceğini belirten İsa Değirmenci, üreticinin yaşadığı darboğaza dikkat çekerek şunları söyledi: "TÜİK verilerine göre Türkiye ekonomisi ikinci çeyrekte %2,3 büyürken tarım, ormancılık ve balıkçılık sektörü %13,3 gibi yüksek bir büyüme kaydetti. İlk bakışta bu rakam son derece sevindirici ve sektör adına umut verici görünebilir. Fakat tarlaya, bahçeye ve en önemlisi üreticinin cebine baktığımızda karşımıza çok daha farklı, zorlu ve acı bir tablo çıkıyor. İstatistiki büyüme, çiftçinin refahına katkı sağlamıyor."
2025’İN İKLİM İZİ VE BAZ ETKİSİ: ÜRÜN ÇOK AMA PARA YOK
Sektördeki yüksek büyüme oranının temelinde geçen yıl yaşanan don ve kuraklık felaketlerinin yarattığı ‘baz etkisi’ olduğuna değinen Değirmenci, üretim artışının fiyatları düşürdüğünü belirterek; "Tarım sektörü 2025 yılında zirai don, şiddetli kuraklık ve olumsuz hava koşullarının etkisiyle %8,8 oranında ciddi bir küçülme yaşamıştı. 2026 yılına geldiğimizde ise iklim şartlarının kısmen toparlanmasıyla birçok üründe geçen yıla kıyasla üretim miktarlarında belirgin bir artış gerçekleşti. Ancak ne yazık ki üretimin artması, üreticimizin daha çok kazandığı anlamına gelmedi. Tam tersine; pazarda ürünün bol ancak getirisinin son derece az olduğu bir süreçten geçiyoruz." dedi.
ÜRETİCİ GİRDİ MALİYETLERİ KISKACINDA
Bölgesel rekolte sorunları ile tavan yapan üretim maliyetlerinin çiftçiyi krizin eşiğine getirdiğini vurgulayan Uzman İsa Değirmenci, sözlerini şöyle sürdürdü: "Özellikle bölgemizde bu yıl etkili olan yoğun yağışlar ve bir önceki yıldan sarkan olumsuz iklim koşullarının artçı etkileri ciddi şekilde hissedildi. Şeftali ve nektarin gibi sert çekirdekli meyvelerde fire oranlarının yüksek kalması, üreticimizin karşı karşıya kaldığı yakıcı sorunlardan sadece biri. Diğer taraftan bazı ürünlerde rekoltenin aşırı yüksek olması piyasada fiyatları dibe çekti. Bir tarafta artan rekolteye rağmen düşen satış fiyatları, diğer tarafta ise durmaksızın yükselen gübre, ilaç, mazot, işçilik ve sulama maliyetleri var. Sonuç net: Üretici daha fazla emek veriyor, daha fazla üretiyor ama daha az kazanıyor; hatta çoğu zaman yaptığı masrafı dahi çıkaramayarak emeğinin karşılığını alamıyor."
"TARLADAN SOFRAYA UZANAN UZUN ZİNCİR, TÜKETİCİYİ DE MAĞDUR EDİYOR"
Üreticinin düşük fiyatla satmak zorunda kaldığı ürünün tüketiciye fahiş fiyatlarla ulaşmasının temel sebebinin aracı zinciri olduğunu belirten Değirmenci, çözüm çağrısında bulunarak; "Tarım sektöründe yıllardır çözüm bekleyen en büyük yapısal sorun aradaki tedarik zincirinin aşırı uzun oluşudur. Üreticinin elinden binbir emekle çıkan ürün, tüketicinin sofrasına ulaşana kadar sayısız el değiştiriyor. Her bir aracı aşamasında üzerine yeni nakliye, depolama ve kar marjları eklenerek yeni maliyetler oluşturuluyor. Niyetimiz hem üreticiyi hem tüketiciyi korumak olmalıdır; ancak mevcut sistemde üretici ürününü maliyetinin altına satarken, tüketici ise mutfağına koyacağı aynı ürünü fahiş fiyatlarla satın almak zorunda kalıyor" ifadelerini kullandı.
|