Eserlerinde yaşanmışlıkların ve toplumsal trajedilerin izini süren Hüseyin Çakmak, son şiir kitabı “Bir Yıldız Kaydı” üzerinden hem yazar dünyasındaki hayal kırıklıklarını hem de Türkiye’deki düşük okuma oranlarına rağmen sürdürdüğü edebiyat mücadelesini gazetemize anlattı.
ABDULLAH ÖZTÜRKMEN
Edebiyat, yalnızca güzel sözleri yan yana getirme sanatı değil; aynı zamanda toplumun görmezden geldiği trajedileri, sessiz çığlıkları ve insana dair en derin sızıları kayda geçirme sorumluluğudur. Şair ve yazar Hüseyin Çakmak, kelimeleriyle tam da bu sorumluluğun izini süren isimlerden biri. Hayatın içinden süzülen anıları, yaşanmışlıkları ve toplumsal yaraları şiirlerine, hikayelerine taşıyan Çakmak ile yazarlık serüvenini, raflarda yerini alan eserlerini ve kendisinde derin izler bırakan acı olayları kapsayan geniş bir söyleşi gerçekleştirdik.
Edebiyat yolculuğunuza baktığımızda oldukça üretken bir grafik görüyoruz. Yazın hayatınızdaki külliyatınızdan ve şu anki projelerinizden bahseder misiniz?
Yazmak benim için bir yaşam biçimi, içimdeki dünyayı ve dışarıda tanık olduğum hayatları dışa vurma şekli. Bu yolculukta şu ana kadar 6 kitabı okurlarla buluşturdum. Aslında 7. kitabımı da hemen hemen tamamladım, dosyam hazır ama dürüst olmak gerekirse şu aşamada piyasaya çıkarmayı, yayınlatmayı düşünmüyormuşum gibi bir süreçten geçiyorum. Yayınlanan eserlerim sırasıyla “Üç Hayat Üç Hikâye”, “Sen Gelmeyince Annem”, “Belki Yalnızlıktan”, “Şarkılar Hep Yarım Kaldı” ve “Çığlık” adlarını taşıyor. Burada küçük bir detay var; “Üç Hayat Üç Hikâye” adlı eserimde iki farklı ana konuyu bir arada işlediğim için edebiyat dünyasında iki ayrı kitap niteliğinde değerlendiriliyor. Bütün bu eserlerimin ortak paydası ise insana dair olan şeyler. Ben hayali kurgulardan ziyade gerçek yaşanmışlıkları, anıları ve hayatın tam merkezindeki hikayeleri yazmayı seviyorum.
Şiirlerinizde de bu gerçeklik hissi çok güçlü. Yakın zamanda çıkan son kitabınız ve kaleme aldığınız temalar hakkında neler söylersiniz?
Şiir benim için bir duygulanım ve anlık etkilenme meselesidir. Daha önce “Şarkılar Hep Yarım Kaldı” adında bir şiir kitabı çıkarmıştım. Son şiir kitabım olan “Bir Yıldız Kaydı” ise henüz birkaç ay önce raflardaki yerini aldı. Ben şiirlerimde de yazılarımda da süslü, kopuk temaları değil; güncelde ne yaşanıyorsa, toplumun ve bireyin gündeminde ne varsa onu ele alıyorum. Yazma sürecim tamamen bir etkilenme zinciridir. Bir olay, bir insan ya da bir acı bende derin bir iz bırakmışsa, o iz mutlaka kâğıda dökülür. Aşk şiirlerimi yazarken de durum farklı değil; bir hissin, bir yaşanmışlığın yüreğimde bıraktığı etki sonucu o dizeler doğuyor.
Son dönemde kaleme aldığınız ve sizi en çok sarsan, yazmaya iten olay neydi?
Beni yakın zamanda en çok sarsan ve kalemime sarılmama neden olan olay, sanatçı Serhat Kılıç'ın vefatı oldu. Evinde tek başına, yalnız bir şekilde yaşamını yitirdi ve bu acı haber beni inanılmaz derecede üzdü. Duyduğum o büyük üzüntüyle ona dair çok uzun, detaylı bir şiir kaleme aldım.
Fakat beni asıl kahreden şey sadece bu bireysel kayıp değil, bu olayın temsil ettiği toplumsal gerçeklik. Günümüzde insanlar kendi kabuklarına çekilmiş durumda; evlerinde yapayalnız ölüyorlar ve kimsenin ruhu bile duymuyor. Düşünün, bahsettiğimiz kişi toplum tarafından bilinen, tanınan bir sanatçı olduğu halde vefatı ancak iki gün sonra fark edilebildi. Bir de bilinmeyenleri düşünün... Bunun gibi onlarcası, yüzlercesi her gün kendi evlerinde, kimsesiz ve yalnız bir şekilde hayatını kaybediyor. Komşunun komşudan, toplumun bireyden haberi yok. Ta ki o cansız bedenler kokana kadar ya da tamamen bir tesadüf eseri bulunana kadar kimse bu insanların yokluğunu fark etmiyor. Bu büyük bir toplumsal trajedidir ve beni bir yazar olarak derinden yaralıyor.
Türkiye’de kitap okuma oranlarının durumu ve edebiyata olan ilgi ortada. Bu durum bir yazar olarak sizin şevkinizi nasıl etkiliyor?
Ne yazık ki acı bir tabloyla karşı karşıyayız. Şu anda Türkiye'de kitap okuma oranı son derece düşük seviyelerde. İnsanlar okumaktan, kitaba zaman ayırmaktan giderek uzaklaşıyor. Tabii ki bizler de insanız; binbir emekle, duyguyla kaleme aldığımız eserlerin hak ettiği ilgiyi görmediğini hissettiğimizde zaman zaman modumuz düşebiliyor, moralimiz bozulabiliyor. Şevkimizin kırıldığı anlar olmuyor değil. Ancak ben edebiyata olan inancımı hiçbir zaman kaybetmiyorum. Bütün bu olumsuz şartlara, düşük okuma oranlarına ve ilgisizliğe rağmen ben yine de kendimce yazmaya, hissettiklerimi kâğıda dökmeye ve toplumun aynası olmaya kararlılıkla devam ediyorum. Çünkü yazmak benim için bir tercihten öte bir sorumluluk.
|