Hayatımın bir dönüm noktasından başlayayım. Bundan beş yıl önce her şey için fazlasıyla kaygılanır, her şeyi kontrol altında tutmak için büyük bir çaba harcardım. Bu çaba zamanla tüm hayatımı olumsuz etkilerdi. Olumsuzlukların kaynağını sorgulamadan, yaşanan her sorunu yeni kaygılara dönüştürür, toparlamaya çalıştıkça olayların yeniden arapsaçına dönmesine neden olurdum.
Dört yıl önce yine bu zamanlar, işlerin tamamen kontrolden çıktığını hissettiğim bir dönemdi. Kaygılarıma bir kez daha yenik düşmüş, her şeyi alabildiğince zorlaştırmıştım. Uzun süre bu sorunu çözmeye çalıştım. Kafamı toparlayıp kendime geldiğimde ise bu çabanın anlamsız olduğuna karar verdim. Artık hayatımın akışını ilahi güce bırakmam gerektiğini hissettim.
Bu teslimiyetle birlikte kaygılarımın zamanla azaldığını, yaşamaktan yeniden keyif almaya başladığımı fark ettim. Peşine düştüğüm dertlerin de zaman içinde rayına girdiğini gördüm. Bugün şuna inanıyorum; insanlar birbirleri için yaratılmıştır ve karşımıza çıkan hiçbir insan sebepsiz değildir. Ya bir imtihandır ya da bir ödül.
*
Bir yıl önce, Dilara Ceylan Yardım Derneği’ndeki gönüllü arkadaşım Sinan’ı iş çıkışı aradım. O gün ihtiyaç sahibi ailelere yönelik bir program olup olmadığını sordum. Hava soğuktu. O akşam bir dağıtım organizasyonu olmadığını, dernek içi düzenleme yapılacağını söyledi. Günün yorgunluğuyla eve gitmeye karar vermiştim ama “gel” diye ısrar edince rotamı yeniden derneğe çevirdim.
Otururken kapı açıldı. Latif Konat içeri girdi. SMA hastası oğlu Alim Asaf için kapı kapı dolaştığını, geceleri dahi yardım toplamak için koşturduğunu anlattı. Kampanyanın henüz başında olduklarını söyledi. Ben de haber yaparak destek olabileceğimi belirttim, numarasını aldım ve haberini yayımladım.
*
Bu sırada yakın arkadaşım Hasret’in daha önce bir SMA hastası çocuk için benden haber yapmamı istediği aklıma geldi. Vakit bulamamıştım. İçimde ukde kalmıştı. Haberi yayımladığımız gün Hasret beni aradı: “Alim Asaf’ın haberini yapmışsın” dedi. Meğer bahsettiği çocuk Alim Asaf’mış. O an gerçekten çok şaşırdım. Latif Bey’le tanışmamız gerekiyormuş. Çünkü insani olarak birbirimize faydamız olacakmış.
O günden bu yana kampanyayı yakından takip ediyorum. Kermeslerini haberleştirdim. Geçtiğimiz günlerde Hakimiyet gazetesi ofisi önünde yeniden düzenlenen kermese denk geldim. Yayın Yönetmenim Necdet Canaran ve Yazı İşleri Müdürüm Necdet Taş ile istişare ederek Latif Bey’i aradım. Röportaj yaptık. Kampanya yüzde 82’ye ulaşmıştı. Manşete taşıdık.
Şansımıza ulusal bir kanal da sabah haberlerinde gazetemizi okudu. Manşetimiz şuydu: “Alim Asaf’a Umut Olalım.” O gün Latif Bey beni aradı: “Abla siz ne yaptınız, Alim Asaf’a bağış yağıyor. Kampanya akşama yüzde 83’e ulaşır” dedi.
Saat 23.00 sularında sosyal medyada “Alim Asaf desteklerinizle yüzde 83 oldu” afişini gördüm. Ertesi gün yüzde 84… Bu yazı yayımlanana kadar belki yüzde 85’i de göreceğiz.
*
Bütün bu yaşananlar bana bir kez daha şunu gösterdi, hayatta hiçbir şey tesadüf değil. İnsan, karşısına çıkan her olayın ve her insanın bir anlamı olduğunu kabul ettiğinde gerçek huzura yaklaşıyor. Bazen anlamını hemen kavrayamıyoruz; bazen nedenini yıllar sonra fark ediyoruz. Ama her şey tam da olması gerektiği zamanda ve şekilde karşımıza çıkıyor.
Kaygı ise bu ilahi düzenin önüne dikilen görünmez bir duvar gibi… İnsanı durduruyor, daraltıyor, nefes alamaz hâle getiriyor. Oysa teslimiyet, o duvarı yıkıyor. “Ben elimden geleni yaptım” diyebilmek, gerisini Yaradan’a bırakabilmek insanın yükünü hafifletiyor. O noktadan sonra işler mucize gibi değil, olması gerektiği gibi ilerliyor.
*
Bugün geriye dönüp baktığımda şunu çok net görüyorum: Ben kaygılandığım için değil, bıraktığım için yol açıldı. Kontrol etmeye çalışmadığımda karşıma insanlar çıktı. Bir telefon, bir davet, bir kapının açılması… Hepsi bir başka insanın hayatına dokunmak için atılmış küçük ama anlamlı adımlardı. İnsan insana vesile kılınmıştı; ben sadece o zincirin bir halkasıydım.