10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü’nü geride bırakırken, mesleğe adım atmamda yolumu aydınlatan, bugün hâlâ elinden geleni yapmaya devam eden üstatlarıma bir teşekkür borcum olduğunu düşünüyorum.
*
Mersin’de gazeteciliğe gönül vermiş bir çiftle bu meslekteki ilk tanışmam da onlarla oldu: Fatma ve Rüştü Aydın. Sahada hâlâ onları gördüğümde özgüvenim ikiye katlanır. Rüştü abi, yanında kim varsa başlar anlatmaya; “Iraz Raziye’yi ben yetiştirdim” der, gururla anlatır. O an insan hem duygulanıyor hem de bu meslekte doğru bir yerden yürüdüğünü hissediyor.
Birlikte çalıştığımız dönemlerde Rüştü abim, gazete tasarımını, haber yazmanın tekniklerini adeta bir öğretmen edasıyla anlattı. Bunu yaparken de motivasyonumu hep yüksek tuttu. Sahada ise Fatma ablam ile yol aldık. Onlardan öğrendiklerim sadece gazeteciliğin teknik yönleri olmadı aynı zamanda bir duruşu, kimseye karışmadan, kendi hâlinde ve onurlu bir şekilde var olmayı da öğrendim.
Bilen bilir, bilmeyenler için söyleyeyim, zaman zaman sinirlendiğim anlar olur ama ağzımdan kolay kolay ne küfür ne de kötü bir söz çıkar. Sakinleştiğimde ise yaşananı dünde bırakır, karşımdaki kişinin tavır ve davranışlarına göre yoluma devam ederim.
*
Gel zaman git zaman derken, yaklaşık üç yıl önce yolum meslek büyüğüm, kıymetli abim Tayfun Tuna ile kesişti. Gazetecilikte her ustanın ayrı bir izi, ayrı bir öğretisi oluyor. Tayfun abiden ise özellikle gazete tasarımındaki incelikleri, günlük gazetenin mutfağında işlerin nasıl yürüdüğünü, haberin baskıya giden yolculuğunda nelere dikkat edilmesi gerektiğini öğrendim.
Manşetin gücünden punto seçimine, fotoğrafın haberle uyumundan sayfa dengelerine kadar birçok detayı sabırla anlattı. “Gazete yaşayan bir organizmadır” derdi, günün temposunu, son dakika refleksini, baskı saatine karşı verilen o sessiz ama yoğun mücadeleyi birebir yaşayarak öğretirdi. Sadece nasıl yapılacağını değil, neden öyle yapılması gerektiğini de anlatarak bakış açımı genişletti.
Onunla çalışırken şunu net gördüm; gazetecilik yalnızca sahada haber kovalamak değil, aynı zamanda masada doğru kurguyu kurabilmek, emeği okurla en doğru şekilde buluşturabilmekti. Bugün bir sayfaya baktığımda, bir haberi yerleştirirken Tayfun abimden öğrendiğim o detaylar hâlâ yol göstericim oluyor.
*
Ve dün, meslekte 41’inci yılını kutladığımız bana ilham olan Necdet Canaran abimle artık aynı ofisi paylaşıyoruz.Bulunduğum gazetede, uzaktan köşe yazılarını takip eder; kalemine, tekniğine hayranlık duyardım.
Röportajı bana sevdiren, yolumu gösteren Necdet abim…Dediği gibi de oldu. Haberin dili ne kadar farklı olursa olsun, röportaj bambaşka bir dünya. Yaşadığını, gördüğünü, hissettiğini gönül rahatlığıyla kâğıda döküyorsun, uçup gitmesin diye satırlara emanet ediyorsun. Geri dönüşler mi? Şahane…
Birçok insanın hayatını anlattım ve çok güzel tepkiler aldım. Röportaj konusunda beni destekleyen, kalemimi güçlendiren Necdet abimden öğreneceğim daha çok şey var. Dile kolay, tam 41 yıllık tecrübe yanı başımda bütün babacan şefkatiyle öğretmeye hazır.
*
Bu mesleğe emek veren, yol gösteren, ardında iz bırakan herkese minnetle…