Mersin’de yaşanan sel felaketi kimine geçim kaynağı oldu, kimini ağlattı.
Ve bu yaşanan sel felaketi ilk değildi… Daha önce 1968, 2001, 2016 ve son olarak 2017’de yaşanan felaketler can kayıplarına da neden olmuştu. Ama belli ki hâlâ ders almadık. Daha birkaç gün önce sel yeniden kapımızı çaldı; dereler taştı, evleri ve dükkânları su bastı, şehrin ortasında adeta can pazarı yaşandı.
***
Belediye ekipleri ve vatandaşlar el ele vererek selin acısını büyütmeden çözüm üretmeye çalıştı. Ama suyun gücüne kim hükmedebilirdi ki… Durmadan yağan yağmur, önüne ne kattıysa götürdü. Kaybolan araçlar oldu. Sel, bahçelerden söktüğü odunları kıyılara taşıdı. Bu felakette sevindiren tek haber, can kaybının yaşanmamış olmasıydı. Vatandaşlar deniz kıyısına koştu; suların sürüklediği odunları denize girip topladı, kışlık yakacak derdine düştü. Dedim ya, kiminin geçim kaynağı oldu bu felaket… Kargı midyeleri kıyıda birikti, bu da balıkçıların işine yaradı.
***
Ama 2026 yılında yaşanan bu felaketin bilançosu gün geçtikçe ağırlaşıyor.
Çiftçi kara kara düşünüyor. Ürünler gitti, bahçeler talan oldu, emek sulara karıştı.
***
Çünkü mesele artık sadece bir sel meselesi değil.
Mesele; toprağa ulaşabilmek meselesi.
Bahçeye gidemeyen üretici, bahçesini kaybetmiş sayılır.
Yol yoksa üretim yoktur.
Ulaşım yoksa tarım yoktur.
Bugün köprünün ötesine geçemeyen insan, yarın toprağın ötesine de geçemez.
İşte bu yüzden bu soru sadece bir cümle değil, bir gerçektir:
E, bizim bahçe ne olacak?
***
Mersin’in bir yörüğü olarak ben de Kayrakkeşli Köyü’müzdeki bahçemizin derdine düştüm. Babamın telefonuna köydeki derenin taştığı, bahçeleri talan eden yağmurun görüntülerini atmışlar. İzledim… İçim acıdı. Üzerine ailece oturduk konuştuk. Muhtar gruba yazmış:
“Köprünün ötesine geçiş yok.”
Köprünün ötesinde kalan bahçeye şu an için geçiş yasak. İleride izin verilse bile, yollarda gidilecek hayır kalmamıştır. Zaten önceki az yağmurlarda bile pikap kayar mı kaymaz mı kaygısıyla yol alıyorduk.
Annem, “Gübre vermemiz lazımdı… Yağmur dursa bile bahçeye nasıl çıkacağız?” dedi.
Babam sustu…
Ailenin diğer fertleri, “O yoldan artık gidilmez” dedi.
Toroslar Belediye Başkanı Abdurrahman Yıldız, yörük… Aladağ’da büyümüş bir isim. Hemen yanı başımızda, elbette köylünün hâlinden anlar. Yolun sorununu anlatsak, bir hal çaresine bakacağına inanıyorum.
Ben de buradan seslenmiş olayım o zaman:
Başkanım, bizim bahçeye giden yollar zaten çok iyi değildi. Tarımı ayakta tutmaya çalışan son nesillerden biri olarak beklentimiz; bu yolların daha güvenli, daha kullanılabilir hale gelmesidir.
Bir de yazın erkenci şeftali yemeye bekleriz…
Tabii biz yeniden çıkıp gübremizi verebilir, toprağa tutunabilir, üretimi sürdürebilirsek…