Nasrettin Hoca'nın göl kıyısında elindeki bir çanaktan kaşık kaşık yoğurt alıp suya bıraktığını gören dostları, “Hoca! Ne yapıyorsun? Balıklara yoğurt mu yediriyorsun?” diye sormuşlar. “Yok!” demiş, “Göle maya çalıyorum.” Gülmüşler. “Hoca! Sen deli misin? Koca göl maya tutar mı?”
Nasrettin Hoca şöyle bir bakmış yüzlerine sonra demiş: “Ya tutarsa!..”
*
Bu fıkrayı anlatan yaz aylarını Konya’dan gelip Silifke’de Susanoğlu’nda geçiren Selçuklu Tarihi konusunda yetkin Prof. Dr. Mikail Bayram, Nasrettin Hoca uzmanıydı. Çok önemli çalışmalar yaptı. “Tarihin Işığında Nasreddin Hoca” kitabında şunları yazıyor: “Ahi Teşkilatı’nın baş mimarı olan büyük halk filozofu ve fikir adamı Ahi Evren diye bilinen HaceNasirü'd-din Mahmud hakkındaki yeni bulgu ve bilgiler sunulduktan sonra, bu yeni bulgu ve bilgiler ışığında latifeleri ile tanınan Nasreddin Hoca ile lâkabı Nasiru'd-din olan Ahi Evren'in aynı kişi oldukları gösterilecektir. Böylece Anadolu Selçukluları devrinin bir ünlü fikir ve aksiyon adamının gerçek kişiliği su yüzüne çıkarılmış ve etrafındaki esrar perdesi aralanmış olacaktır. Çünkü Ahi Evren Nasirü'd-din Mahmud, hayatı, çevresi ve eserleriyle bilinen ve tanınan bir şahsiyettir. Bu çalışmadan sonra bu alanda yürütülecek olan araştırmalar ve çalışmalar ile Filozof Nasreddin Hoca gerçek yönü ve fikirleri ile yeniden gündeme gelecektir.”
İçel Sanat Kulübü’nün İSK Felsefe Günleri’nden sonra Mersin Arkeoloji Günleri’nin ilkinin gerçekleşeceğini duyduğunda çok sevindiğini söyleyen Mikail Bayram: “Keşke her şehirde böyle cemiyetler ve benzeri faaliyetleri olsa” dediğinde siteden profesör komşusu: “Bu iş yürümez! İlkini yaparlar gerisi gelmez!.. Tutmaz!” diye olumsuz bir hava estirdi. “Herkes işine gücüne baksın. Bilimadamlarının işlerine ne kadar çok karışıyorlar. Anlamıyorum bu insanları. Kültür Bakanlığı, Türk Tarih Kurumu zaten bunları yapıyor. Hem de en alasını. Anlamıyorum bu insanları. Canları sıkılıyor. Nereye para harcayacaklarını bilemiyorlar. Anlamıyorum bu insanları!” diye tepki gösterdi.
Mikail Bayram: “Mesele milletin seni anlamaması…”
Sözünü kesen arkadaşı, “Ben akademisyenim. Zamanım çok değerli. Çoluk çocukla uğraşamam…”
Mikail Bayram “Senin de benim de bağrından çıktığımız, bizi biz yapan onlar. Onlar bizi ne kadar çok anlarsa o kadar kucaklarlar. Kucaklaştıkça yol alırız…” Mikail Bayram konuşmasını tamlamadan komşusu kalkıp gitti.
*
Mikail Bayram “Oturduğumuz sitedekilerin tamamın yakını akademisyen. Çoğu halka hatta kendi meslektaşlarına sırtı dönük yaşıyorlar. Deniz kumu romatizmaya iyi geliyor. Her şeyi bilen, ‘Bildiğim tek şey, hiçbir şey bilmediğimdir’ soyundan gelmeyenler aklıma ve ruhuma iyi gelmiyor. Boşuna ev alma komşu al dememiş büyükler” diyerek Susanoğlu’ndaki yazlığını satıp Konya’ya geri döndü. Çok üzüldüm. Pek çok konuda farklı düşünsek de Mikail Bayram kitabevinde, kahvede, sahilde, camide bildiklerini halkla paylaşan biriydi. Telefonla görüşmelerimizde hep İçel Sanat Kulübü’nü ve çalışmalarını sorardı. Mersin Arkeoloji Günleri’ne, İSK Mitoloji, İSK Sanat Tarihi günlerinin de eklendiğini söylediğimde telefonu tutamayacak kadar hasta olan bedeni, ruhu canlanırdı. 2024 yılında yaşama veda etmeden önce Nasreddin Hoca’nın fıkrasını anımsatıp “Desene göl maya tuttu” demişti.
Süte maya çalıp yoğurt tutturmak kolay. İş, göle maya çalıp tutturmakta. İçel Sanat Kulübü bunu başaran bir kuruluş. Önce adından başlamak gerekiyor. İÇEL adını yaşatıyor. Bu çok önemli. İçel bir ilin değil bir bölgenin, kültürün, gelenek ve göreneğin adı. İçel Anadolu’nun en zengin ve henüz gün ışığına çıkarılmamış arkeolojinin ve sözlü kültürün gizemli bahçesi. Tarsus’tan Anamur’a; Silifke’den Mut’a uzanan bu geniş coğrafya tarımdan ormana, sahilden yaylaya, türküden operaya, denizden , ovadan dağa bir “harikalar diyarı.”
*
İçel Sanat Kulübü ise bu harikalar diyarının sevdalısı, koruyucusu, kollayıcısı ve geliştiricisi. Mersin İçel Sanat Kulübü ile bir Rönesans dönemi yaşadı. “Kendine değil kentine aşık” İçel Sanat Kulübü’nün; bir avuç gönüllü insanın göle maya çalıp tutturmaları bunun bir kanıtıdır AlexandreDumas’ın “Üç Silahşorlar” romanındaki “Birimiz hepimiz, hepimiz birimiz için!” sloganını haykıran Athos, Porthos, Aramis ve onlara katılan D'artagnan’ın savaşlarını andırır İçel Sanat Kulübü’nün kurucularının savaşımları. “Birimiz hepimiz, hepimiz İçel için” diyen Semihi Vural, Fazıl Tütüner, Bülent Akbaş, Ali Merzeci… sahnenin arkasındaki Siren Yılmazer… ne güzel işler başardılar.
*
Olympos Dağı’ndan kutsal ateşi (aklı) insanlara sunarak sanat ışığına kavuşmalarını sağlayan Prometheus’tur onlar. Tanrılar, tanrıçalar kızıp “Kafkas dağlarının en yüksek tepesine” zincire vursa da; kartallar acıları hiç dinmesin diye her gün yenilenen ciğerlerini büyük ve güçlü gagalarıyla yese de onlar göle maya tutturmayı başardılar.
Mersin Devlet Opera ve Balesi açıldığında “Kim gider?”, “Ne gerek vardı?” diyenlere aldırmadan onu dünyanın gözde sanat kurumu olması yönünde kucaklayan köklerini halkın arasına yayan, beslenmesi ve desteklenmesini sağlayan “İçel Sanat Kulübü Silahşorları”ydı. Silahşor diyorum çünkü onları ateşleri kör edip öldürmüyor tersine aydınlatarak yaşatıyor. Silahşor diyorum çünkü onlar pusu geleneğinden değil düello ilkesinden hareket ediyor. Kazılan kuyulara, kurulan tuzaklara düşülmesin, karanlıklara mahkûm olunmasın diye aydınlığı oluşturan çoban ateşlerini tutan ellerdir onlar. Sanatın birleştirici ve geliştirici gücüne inanan; “selam, saygı, sevgi” ilkesiyle ektikleri tohumların yeşerdiğini görmekle mutlu olan Semihi Vural ve arkadaşları topluma örnek oldular. Ülkeye yayıldılar.
*
Trenle yolculuk yapan bir kadın zaman zaman pencereden dışarıya bir şeyler savuruyordu. Çevresindekiler merakla sordular:
- Ne yapıyorsun?
- Tohum serpiyorum.
Güldüler. Alaycı bir bakışla: “Tutmaz ki?”
Kadın gülümseyerek onlara döndü: “Ya tutarsa.”
Kadının tohumları serpiştirdiği dönem yağmur mevsimiydi. Bir yıl geçmeden tren yolunun çevresinde rengârenk çiçekler boy vermişti. İSK çiçekleri de yeşerdi. Mersin ticaret kadar bir sanat kenti oldu. Fazıl Say adını dünya ilk kez Mersin’den duydu. Yurtdışından Türkiye’ye etkinliklere gelen sanatçılar ilk adımlarını Mersin’e atarak başladı.
İçel Sanat Kulübü’nün öncülüğünde ilki 1995 yılında 8,9,10 Eylül günlerinde başlayan Mersin Arkeoloji Günleri’nin 30’uncusu 3, 4, 5 Ekim 2025 tarihinde yapıldı. Bu güne kadar kimler konuk olmadı ki? Neler anlatılmadı ki? İzleyicilerine gelince: Son İçel, ilk Mersin Valisi Şenol Engin’den Kabasakallı köyünde davarlarını arkadaşına emanet bırakan çobana, her kesimden yurttaş. En büyük başarı ise Arkeoloji ile “sit” sözcüğünün yarattığı ürküntü ve düşmanlık yüzünden küs olan köylü buluştu, barıştı. Piyanosu ile dağda, taşta klasik müziğe olan önyargıyı yıkan AhadAskerov gibi biliminsanlarımız da arkeolojinin, arkeologların öcü olmadığını İSK ile gösterdi, gösteriyor. Teşekkür emeği geçen göle maya çalan herkese…