image Yaşar ÖZTÜRK
Gül, karşılık beklediği için açmıyor



Yazı Tarihi : 17.02.2026
 E-Mail :

 

Kitabevi önündeki (üst üste konmuş iki) masadaki gazetecilik sevgisinin bir çiçeği olan gazeteyi alıp bana baktı. Sonra “Okuduysan ben alacağım!” dedi. “Abi gelen giden okuyor. Sana yarın versem olur mu?” deyince “Olur. Zaten okumak için değil, biraz limon var onu saracağız!”

Ne diyeceğimi bilemedim!

“Ben gazete almıyorum. Ne para vereceğim. Telefonda her haber var.”

Sustum. Susunca cesareti daha da arttı:

Ne para vereceğim!Sabah yürüyüşünde Gültekin sonra Altınok bakkalda başlıklara bakıyorum. Şu esnaf ne kadar cimri oldu. Eskiden kahveye, berbere… gazete alırlardı. Şimdi hiçbiri gazete almıyor. Dernekler, sendikalar da almıyor. Berberlerde televizyon var! Aptal kutusu ona bakıp duruyorlar. Hep esnafın cimriliğinin yüzünden; gazete olmayınca insanlar ne yapsın televizyona bakıyorlar ya da akıllı telefonlara bakıyorlar…”

*

Konuşsan bir türlü, sussan başka türlü. Sen gazeteleri kimseye verme. Ayır. Biriksin. Ben alırım. Yengen istedi. ‘Yaşar her gün gazete alır, ondan alır getiririm’ dedim. Benim yüzümü kara çıkarama.”

Sonunda yanımdaki arkadaş dayanamadı. Sus işareti yaptım. Aldırmadı. “Yaşar gazeteleri limon sarmak için almıyor. Okuyor, okutuyor ve biriktiriyor. Bucaklı yolunda limon sarmak için kâğıt satılıyor. Gazete kağıdında mürekkep var. Belki de kanserojendir. Elin yüzün boya olmasın…”

Fısıldayarak Bunun pantolonuna cep dikmemişlerdedi.

*

 

Onca yıl memurluk, kısa süreliğine geçici müdürlük yapmış olmanın gururu ve güveniyle, kitabevi önündeki sahiplenmeyi bekleyen ansiklopedileri, kitapları göstererek: Biz yıllardır, gazete kâğıdı kullanırız. Hiçbir şey olmadı. Yaşar biriktiriyor da ne oluyor? Orada boş yere duruyor. Bir işe yarasın! ‘Arşiv’ diyor. Her şey var internette. Adama bir şey soruyorsun koşuyor sözlük, ansiklopedi getiriyor. Hangi çağda yaşıyorsun kardeşim.Wi Fi’si bile yok!”

 

Kızının bilmem kaç bin liraya yeni telefon aldığını büyük bir övgüyle söyledikten sonra kendisine verdiği, internetini çok para gider korkusuyla açmadığı; cevapsız aramalara asla geri dönmediği eski telefonu gururla göstererek: Bak her şey var burada hem de fazlasıyla. (Arada bir okşayıp yerinde durup durmadığını kontrol edip baston gibi güç aldığı, beyazlarını çekmekle yok edemeyince boyattığı bıyığının altından gülerek) Eller gider uzaya, Yaşar kaldı yaya. Gazete, dergi, kitap biriktireceğine para biriktir, para! Akıllan! Biraz tüylen!”

*

Arkadaşım öfkeden kıpkırmızı kesildi. Kitabevinden başladı, ayakkabımdan her gün neden tıraş olmama kadar demediğini bırakmayan abimizin kalbini kıracak ağır sözler ağzından çıkmasın diye arkadaşımın koluna girdim: “Haydi gel Bilgisayarcı Onur’a gidelim benim bilgisayarı onarmış mı diye bakalım?” dedim. Onur’un adı su serpti ortama. Çünkü güler yüzü, tatlı sözü ile Onur sadece bilgisayar, kamera, telefon, tabletlere ilaç olmaz, gelenin gidenin gönlüne neşe saçar. Yardımseverliği yüzünden yolda araba çarpsa da vazgeçmedi huyundan.

 

“Ben de geleyim sizinle!” demez mi. Bizi kovalıyor abimiz. Yeteri kadar canımızı acıtamadığını düşündüğünden peşimize düştü. “Yağlı bela” dedi arkadaş. Ekledi:“Kov gitsin!”

“Olmaz büyüğümüz!”diye fısıldadım. Nesini seviyorsun bu adamın? Sana hiç güzel söz söyledi mi? Bir kuruş katkısı oldu mu?”

Nasrettin Hoca’nın hikâyesine döndü durum. “Herkes Haklı.”

*

Eşi ve çocukları evden gitsin diye ona sürekli iş buyuruyorlar. Git gazete getir limonları saralım!” demelerinin nedeni de bu. Evinin önündeki ağaçlardan okula gidip gelen çocuklar meyve koparmasın diye çektiği tel örgüye güvenmeyip okul giriş saatlerinde nöbet tutan korkuluk abimizi en çok sinirlendiren ve gün hatta hafta boyunca uğraştıran ise “Evde … kalmadı. Al gel!” sözlerini duymak oluyor. Birden babasının İkinci Dünya Savaşı sırasında yıllarca askerlik yaptığını da anımsayarak üstüne kendisinin çavuş olarak alayı nasıl titrettiğini ekleyip “hazır ol”a geçirdiği evdekilere fırsat bu fırsat bağırıp çağırıyor. Dedesinden, babasından, amcasından, dayısından böyle görmüş… Arada nenesini, annesini, yengesini, ablalarını anımsayıp acı/gülümseme arası bir duyguyla anımsayıp:“Onlar melekti melek. Ağızları var dilleri yoktu. Yoktan var ederlerdi. Bir şey istemek ayıptı. Hiç bir şeyin değerini bilmiyorsunuz. Size dünyayı verseler bir haftada bitirirsin. Siz şeytansınız, Azrail gibisiniz…”

*

Bakmayın evdekilere kızdığına içten içe seviniyor abimiz. Bir işe yaramanın, çevresindekilerin ona muhtaç olduğunun, zaman geçirecek oyun bulmanın sevincini yaşıyor. Silifke’de ne kadar üç harfli, iki heceli market varsa gezmeye başlıyor. Bu marketlerin şubelerini üşenmeden tek tek geziyor. En indirimli olanı neredeyse, onu bulmak için gün boyunca kimi zaman da haftalarca geziyor. Evdekiler demirbaşa kaydedilmeyecek gıda ve temizlik ürünleri istiyorlar. Onların amacı evin “Ali kıran baş kesen” kralını sokağa çıkarabilmek. Abimizin “Bacakları açılsın” evdekilerin de daralan akıl ve yürekleri rahatlasın, birkaç saat bile olsa ciğerleri nefes alsın. Arada konu komşu ağırlansın. Misafiri, ev gezmelerini hiç sevmiyor abimiz. Zil bozuk.

*

Onur yok. Şair kayınbabasını doktora götürmüş. Onur’un bu yardımseverliği sadece ailesine karşı değil tüm mahalleye hatta nerede olursa olsun bulunduğu her yerde darda olanlara koşan özel, güzel, örnek bir delikanlı. Ayaküstü Onur’u anlatırken ağzımdan kaçtı. Onur’un güvenli internet alış verişi konusundaki değerli yardımlarını söylemiş oldum. Benim sözleri abimizin gözlerini parlattı. “İnternette çok ucuz şeyler oluyormuş. Bana da yardımcı olsun!”

 

İnsanın çenesini tutması gerekiyor. Avcıya av göstermiş gibi oldum. Arkadaşım hemen araya girdi. Abi, senin kredi kartın yok bu bir. Bu alışverişlerde fatura için T.C Kimlik Numarası istiyorlar…” deyince Ben T.C. Kimlik Numaramı resmi kurumlarda, bankalarda hatta hastanede bile sesli söylemem. Olur ya adam elindeki telefonla kaydeder. Kimliğimi istemezlerse uzatmam. (Kartvizit boyutunda kartonu iç cebinden çıkarıp) Bunu uzatırım oradan görüp işlem yaparlar. Beni kimsenin dolandırmasına fırsat vermem. Her taraf dolandırıcı… En iyisi tuşlu telefona dönmek. Görüp, dokunarak satın almak.

 

Onur kurtuldu. Arkadaşım da “benim işlerim var, sizlere iyi günler, ben kaçıyorum” dedi. Kaldık yolun ortasında, baş başa. Yalnızlık korkusu sardı bedenini. “Gel abi, bir bardak çay daha iç” dedim. Söylene söylene döndü kitabevine Çay sebili gibi senin burası. Her gelen gidene çay verme. Börek ısmarlama. Adın çaycıya, börekçiye, enayiye çıkık. Senin iyiliğin için söylüyorum. Büyük sözü dinle. Ben seni bir türlü çözemedim. Anlayamıyorum seni…

 

Ben seni anlıyorum (iğnelediğin aklımla), Seviyorum (kanattığın kalbimle)” dedim. Birden onu hastaneye götürüp sabaha kadar başında beklediğim günü anımsayıp dile getirdi. Sarıldı. “İyi adamsın” dedi. İlkbahar, yaza döndü,çiçek açtı yüzü. Kestik sözü. Susarak, kaçak bakışmalarla konuştuk. İç sesler girdi araya.Durmadan azarlanan içimdeki çocuk, “Yılmak yok, kalk ayağa! Koşulsuz, beklentisiz, karşılıksız seviyorum, çevremdekileri. Gül, karşılık beklediği için açmıyor. Arıya özünü koşulsuz veriyor. Arı da balı beklentisiz sunuyor bize. Hava, toprak, su, bitkiler, hayvanlar severek hizmet ediyorlar doğaya, özellikle insanoğluna. Yüreği, aklı sevgi ile dolu, büyük, öncü insanların hizmetleri sayesinde insanlığın yolculuğu sürüyor. Sadık ve gerçek dost anlamını taşıyan “Halil”; hoşnutluk, memnunluk, kalben hoş görüp kabul etme, kolaylıkla benimseme, karşı koymama demek olan ‘Rıza’ özlü Güneş her gün koşulsuz yaşam kaynağı oluyor; ‘Halil Rıza’ bereketi sunuyor dünyaya diğer gezegenlere. Sonsuz Evrenin çarkları dönüp duruyor sevgiyle.

*

İnsan “Yörüklük”ünü, sevgiyi, saygıyı, selamı, unuttuğu için insanlığın, doğanın, dünyanın, kim bilir belki de evrenin başı belada. Hilmi Ziya Ülken’in tanımıyla “Kör Orakçı” ölümün zamansız elimizden aldığı sevgili can kardeşim, yoldaşım Sadık Bakırtan’ın her fırsatta dediği gibi:“Komşu komşunun külüne muhtaç. Başka da bir şey yok!”


  YORUM YAZ
 
Adınız Soyadınız
 
Yorumunuz
 
 
 
  SOSYAL MEDYA
 
 
  GAZETEMİZ
 
 
  BASIN İLAN
 
 
  HAVA DURUMU
 
 
  FACEBOOK
 

 
 
 


 

Siteden yararlanırken yayın politikamızı okumanızı tavsiye ederiz. mersinhakimiyet.com © Copyright 2019-2026 Tüm hakları saklıdır.
İzinsiz ve kaynak gösterilemeden yayınlanamaz, kopyalanamaz, kullanılamaz. mersinhakimiyet.com basın ve yayın meslek ilkelerine uyar.

URA MEDYA