Son zamanlarda sıkça telaffuz edilen bir isim dikkatinizi çekmiştir.
Aklına esen…
Tavlada şeşyek kapısını açık unutan…
Gününe göre yol tutan...
Rüzgâr nereden eserse o yönden üfüren kimileri, meydanı boş sanmanın dayanılmaz hafifliğiyle “acıyı, afeti, siyasi polemik meselesi” yapmayı marifet sayıp, bir isim üzerinden algı yaratıyor, poşet sesi çıkartıyor.
Misal, örneğin, mesela:
Selin sebep olduğu hasarlardan...
Misal, örneğin, mesela:
Taşan derelerden...
Misal, örneğin, mesela:
D-400 Karayolu’nda yaşanan ölümlü trafik kazalarından Mersin Büyükşehir Belediyesi’ni sorumlu, ‘görev kusurlu’ olduğunu göstermeye, Başkan Vahap Seçer’e yüklenmeye gayret gösteriyor.
“Kuru gayret çarık eskitir” derler.
- Taşan derelerin Büyükşehir Belediyesi’nin değil, DSİ’nin sorumluluğunda olduğu...
- D-400 Karayolu’nun ise yine Büyükşehir Belediyesi’nin değil, Ulaştırma Bakanlığı’nın görev, yetki ve sorumluluğunda olduğu bizzat Vahap Seçer tarafından duyurulmuş, kapak olacak manşet atmıştı Vahap Başkan:
- Fikri olmayanın zikri olursa böyle olur!
*
Doğrusunu isterseniz bu tartışmaya girmeye hiç de hevesli değildim.
Gelgelelim nerede tümsek görsem, maydanoz dikmek gibi bir âdet edindiğimden bulaştım ucu bucağından.
Başkent Üniversitesi’nin yayımladığı, “Bütün Dünya” dergisinin Yayın Danışmanı ve gazetemize de düzenli aralıklarla “Silifke Mektubu” yazan dosdoğru dost, nahif insan Yaşar Öztürk ağabey; köşesinden mektup yazıp, Vahap Seçer’e seslenmiş.
Silifke Sanayi Sitesi’nde esnafın ve yurttaşın yaşadığı mağduriyeti dile getirmiş...
Yaşar Öztürk, yıllarca türlü işçilik yapan; ABD Başkanlarının onurlandırdığı ‘diplomasız filozof’ Eric Hoffer’in “Kesin İnançlılar” kitabında anlattığı karakterler ile Silifke Sanayi Sitesi’ndeki esnaf karakterlerinin benzerliğine dikkat çekip, “Hoffer, kitabını burada yazdı galiba” deyip Vahap Seçer’den yardım talep etmiş.
*
Gelgelelim...
Silifke Sanayi Sitesi’ndeki esnaf ve yolu sanayi sitesine düşen yurttaşın yaşadığı fiziki mağduriyetin sorumlusu ve çözüm masası ne Silifke Belediyesi ne de Mersin Büyükşehir Belediyesi.
Silifke Sanayi Sitesi, Silifke Belediyesi ve Mersin Büyükşehir Belediyesi’nin görev, yetki ve sorumluluk sahasında değil.
Bunu bile bile, bu farkındalıkla yazıp Vahap Başkandan yardım talep eden Yaşar abi, mektubun finalinde ise bana taş atmış:
“Haydi Canaran, bir güzellik et, Vahap Seçer’e bu güzel insanların varlığını ve içinde tutuldukları durumu ilet.”
*
Emrin başım gözüm üstüne Yaşar abi.
İyi niyetle yazdığın mektubun görülmüş, okunmuştur.
Evvela pulsuz mektubun için müsaade et, şuracığa adres bırakayım: Karadantel Sokağı. Sokağın başından 37 metre aşağıda, kenarda, sağdaki sarı badanalı demir kapılı evin karşısı: Muratgilin Damı.
*
Emrin başım gözüm üstüne Yaşar abi.
İyi niyetle yazdığın mektubun görülmüş, okunmuştur.
Şimdi yapacaağım güzelliği adama babası bile yapmaz. Kayınbabası zaten yapmaz. Buyur, sana mis gibi ‘bi güzellik.”
Temel’in kulağı kopmuş, hemen hastaneye yetiştirmişler.
Cerrah kulağı almış, tam dikecekken Temel itiraz etmiş:
- Bu benim kulağım değil.
Doktor şaşırmış:
- Kardeşim, bu kopuk kulağı arkadaşların getirdi. Kulak senin kulağın.
Temel itirazını sürdürmüş:
- Olamaz çünkü, benim kulağımın arkasında kalem vardı!
*
Samimiyet, Çukurova insanının ruhunun pusulasıdır. 6 Ekim 2022’de katıldığı bir etkinlikte şöyle sesleniyordu Vahap Başkan. Ve benim kulağımın arkasında kalem vardı:
“Ben bu kentin belediye başkanıyım. Herkesin güvencesiyim, abisiyim, kardeşiyim ve herkese hizmet götürmekle mükellefim.”
Vahap Başkan, pratik çözümler üreten, nüktedan, amor, humor ve tarih nedir bilen, güngörmüş bir siyasetçidir.
“Amor” derseniz, hemen Tarsus’ta yaşanmış bir aşk hikâyesini hatırlatır: Giritli Gelin.
Mevzubahis tarih olduğundaysa, Kartacalı Komutan Hannibal’ın sözünü elbette bilir. Görev, yetki ve sorumluluk sahasında olmasa bile Hannibal’ın sözüne karşılık gelen pek çok işin üstesinden gelmiş, nihayete erdirmiştir.
- Ya bir yol bulur, ya bir yol yapar.
*
E, sonra!
Yazı bitti Tülay.
Gazeteden çıktım, merdivenleri indim. Soluklanmak, manşeti düşünmek için Yoğurt Pazarı civarında adımladım.
“Sen şarkımızı söyle Canaran” diye sufle verdim kendime.
Zaten iyi ki müzik var. İyi ki türküler, iyi ki şarkılar var. Yoksa çekilir mi bayat ekmekten de bayat bu hayat, bu meslek!
Sufleye devam ettim. Şarkımızı söyle Canaran:
“Sen geldin ya her şarkı
Nihayet makamı.”