image Yaşar ÖZTÜRK
SON İÇEL, İLK MERSİN VALİSİ ŞENOL ENGİN



Yazı Tarihi : 2.03.2026
 E-Mail :

 

Turgut Özal’ın, İlhan Selçuk’un okuduğu Cumhuriyet ilkokulu gibi adı tarihe karıştırılan Silifke Lisesi’nin karşısında Akyokuş’tan gelenlerin ve Akyokuş’a gidenlerin minibüs ve otobüslerinin kalktığı durağın önüne birden polis araçları geldi. Demircili, Meydan, Yenibahçe, Tekkadın, Uzuncaburç, Kavak, Çatak, Mara, Sarıaydın, Çaltıbozkır, Kıca, Özkıca, Canbazlı, Ovacık, Keşlitürkmenli, Kocaoluk, Öztürkmenli, Bükdeğirmeni, Seyranlık, Karaböcülü, Türkmenuşağı, Yeğenli, Karacaoğlan, Çömelek, Sömek… köylülerinin buluştuğu noktadır bu durak.

Köyde birbirine selam bile vermeyen köylüler gurbette hissettikleri için burada kucaklaşırlar. Şimdi Kahveci komutan Suat’ın, şimdilerde Çaltıbozkır Mahallesi muhtarı olan Ahmet Sarı’nın elinden çay, kekik, adaçayını içip hesabı ödemek için kavga bile ederler. Her köyün köylüsü olan lokantalarda karınlarını doyururlar.

Polisler “Vali Bey gelecek!” dedi. Polisler kitabevine yönelince kimi komşular “Eyvah Yaşar abiyi götürmeye geldiler!” endişelenmiş. İnsanlarda “kitap ve kitapçı” korkusu yeni yeni geçiyor. Özellikle tek kanallı dönemde yıllarca silahla kitap ekranlarda birlikte gösterilip “anarşistlerle, daha sonra teröristlerle birlikte silah ve örgütsel doküman ele geçirildi” denildiğinden ya da evde bulunan kitap, kitaplar yüzünden hapishaneleri boylayanların haberleri gazeteleri süslediğinden bir kitap fobisi vardı. Günümüzde devlet eliyle kitap, kitaplık sahibi olmak ve okumak zorlaması yaşansa da; toprağa gömülen ya da günlerce yakılan kitapların öyküsü, bugünkü kuşağa masal gibi gelse de korkunun derindeki izleri duruyor. Hiç yılan, kurt kalmasa da onun korkusunu yaşayanların var olması gibi.

Dışarıdaki koşuşturmayı anlamaya çalışırken ellerinde telsizlerle gelen polisler “Vali Bey gelecek!” dedi. Anlamaya çalışıyorum. Yeni yeni moda olan esnaf, mahalle gezisi sandım. “Başımız üstünde yeri var. Buyursun gelsin” dedim ama bunu siyasiler yapıyor diye aklımdan geçiriyorum. Biri “Yahu senin kitapçı dükkânına geliyor!” deyince “Neden?” sorusu hem benim hem de komşuların aklında uçup durmaya başladı.

Çevre temizliği ve düzenlemesi yaptık. Komşular gelip soruyor: “Neden?” Sormayanlar da kendince yorumluyor: “Akrabası herhal”, “ben biliyordum, bu adam istihbarat”, “Ankara’dakilerin tanıdığı…”

*

Araçlar geldi. Gazetelerde fotoğrafını gördüğüm için koşup karşıladım. Fotoğrafını görmesem vali olduğunu bilemeyeceğim bir insanla karşılaştım. Yanındakiler “kraldan kralcı”. Bir insan bu kadar alçak gönüllü olur. Hemen herkesin işinin başına dönmesini söyledi. Polisler, mülkü amir gelmiş diye resmi olarak eşlik edenler gitti. Kitabevi önünde kurulan masada oturup çay içerken Akyokuşlularla kaynaştı. Onlarla derin sohbetlere daldı. İçel’in son Mersin’in ilk Valisi Şenol Engin. Adı gibi Şenolan, soyadı gibi aklı ve yüreği Engin insan. Yanında askeri ve sivil yöneticileri de getirmiş. O gün adını “Yörüklerin Valisi” koydu Akyokuşlular.

*

Ben dilimi yutmuşum. İlk kez bir yöneticinin halkla içiçe olduğunu gördüm. Atatürk’ün Özel Kalem Müdürü Hasan Rıza Soyak şöyle anlatıyordu: “Bursa'dayız. Gazi, (bana) çıkışıyor: “Yoldaki hal nedir?”

Gazi kızgın, çünkü kalacağı eve gelinceye kadar yol boyunca neredeyse iki adımda bir süngülü askerler güvenlik önlemi olarak dizilmiş bulunuyor. “Sen olsan ve buraya gelip benimle konuşmak istesen iki yanı süngülü askerlerle tutulmuş bir yoldan geçmek hoşuna gider miydi?” O, halkla arasına hiçbir şeyin girmesini istemiyordu ama onun güvenliği de ister istemez bu tür önlemleri gerektiriyordu işte. Gazi'yi yatıştırmak istedim. “Bu tedbir yalnız siz geçerken alınıyor.” “Nasıl olursa olsun iyi bir şey değil... Esasen buna lüzum da yoktur, bir daha yapılmamalıdır, hatta kapıdaki resmî elbiseli polisleri de istemem. Lazımsa onların yerine siviller kullanırsınız. Hiç unutmayın; alınacak koruma tedbirleri halkı hiçbir surette ürkütmeyecek ve rencide etmeyecek şekilde olmalıdır” dedi.

 

Falih Rıfkı Atay’dan okumuştum “Cumhuriyet’in On İkinci yıl dönümü için birçok dövizler hazırlanmıştı: “Atatürk bizim en büyüğümüzdür”, “Atatürk bu milletin en yükseğidir”, “Türk milleti asırlardanberi bağrından bir Mustafa Kemal çıkardı” gibi... Dövizler listesini gözden geçiren Atatürk hepsini çizdi, şunu yazdı: “Atatürk bizden biridir.”

Halkın arasına karışıp onlardan biri olmayı başaran sayılı devlet adamlarından olmanın yanında çözüm odaklı, sorun yaratan değil, strateji uzmanı bir yöneticiydi Şenol Engin. Yakınlarda yitirdiği eşi öğretmen Emine Şenol’la sokaklara dalıp. Eşiyle birlikte vali olduğunu hissettirmeden, kimseyi rahatsız etmeden tantuni yiyen kaç vali vardır ki. Semihi Vural, Teoman Ünüsan’dan söz etmişti. Opera Binası, İçel Sanat Kulübü Sanat Galeri için yaptıkları kadar onun makam arabası kullanmadan halkın arasında dolaşması ve sivil toplum örgütlerine olan inancı ve desteğini anlatmıştı.

Şenol Engin her fırsatta makamından Türkiye’nin en uzun coğrafyaya yayılan Mersin’i dolaşırdı. Ayak basmadığı köy, mezra kalmadı. Kendisi ile görüştürülmeyen Mara ve Canbazlı muhtarları için özel kalemden “Köylü milletin efendisidir” sözünü anımsatıp köy muhtarlarına öncelik verilmesini, özen gösterilmesini istedi. Mara’da 30 Ağustos, Fevzi Çakmak’ı Anma etkinliğinde Muhtar Recep onun “Yörüklerin Valisi” diye selamlamıştı. Köylüler sırtlarında devletin sopasını değil sıvazlayan elini, kucaklayan kolunu görüşmüştü.

Romalıların taş oluklarla su getirdiği Akyokuş’un susuzluğuna (kimi zaman cebinden satın aldırdığı borularla) çare oldu Şenol Engin. Okul, sağlık ocağı gibi binaların yapımını bizzat gezerdi. Müteahhiti çağırıp “kaç kırımla aldın” diye başlayan sohbet biraz sonra “sana demir, çimento, kalıp… vereceğim burayı bir kat yükselt, birkaç bölüm ekle…” Çekinenlere “kimse sizi fazla yaptınız diye suçlamaz. Çalan suçlanır…”Bürokratlara hükümetten, devletten gelen paraları harcamalarını söyleyerek “harcamayıp, kısıp aferin almak için geri gönderdiğiniz paralar başka yerlere gidiyor” derdi. Birinde hastane için gereken paranın elindeki ödeneği tutan, harcamayan bir başka kurumdan aktarılmasını istedi. Bürokrat haklı olarak çekindi. “Devletin bir cebinden alıp başka cebine koyacağız!” dedi. Bürokrat korkunca el yazısıyla bu işi yapmasını kendisinin buyurduğunu yazıp verdi.

Yürüyerek Operaya, etkinliklere gelen Şenol Engin bilim, kültür, sanata gözü kapalı destek çıkarak Mersin’in bu anlamda bir marka kent olmasına çalıştı. Başarısındaki sırlardan biri de eşit mesafede durduğu siyasilere makam arabalarında eşlik  etmesiydi. Makamlarda bulamadığı baş başa görüşmeyi makam arabalarında yol boyunca projeler sunarak KENDİ için değil, KENTİ için yapardı Şenol Engin. Her görüşmemizde Mersin’i, Silifke’yi, Yörükleri, Torosları, Akdeniz’i, Akyokuş'u, Silifke Kalesi ve Göksu nehrini, deltasını nasıl özlediğini boğazları düğümlenerek anlatıyor. Biz de sizi özledik Şenol Engin. Bu kentte çok emeğiniz var. Davete gerek yok buyurun gelin. Başımızın üstünde yeriniz var.


  YORUM YAZ
 
Adınız Soyadınız
 
Yorumunuz
 
 
 
  SOSYAL MEDYA
 
 
  GAZETEMİZ
 
 
  BASIN İLAN
 
 
  HAVA DURUMU
 
 
  FACEBOOK
 

 
 
 


 

Siteden yararlanırken yayın politikamızı okumanızı tavsiye ederiz. mersinhakimiyet.com © Copyright 2019-2026 Tüm hakları saklıdır.
İzinsiz ve kaynak gösterilemeden yayınlanamaz, kopyalanamaz, kullanılamaz. mersinhakimiyet.com basın ve yayın meslek ilkelerine uyar.

URA MEDYA