Sağlığımızın kıymetini çoğu zaman onu kaybetmeye yaklaştığımızda anlarız. Belki de insanın en büyük yanılgısı budur; sahip olduklarını hep var sanmak, hiç eksilmeyecekmiş gibi yaşamak… Oysa hayat bize defalarca hatırlatır: Her şey emanet, her şey geçici.
Aslında bu sadece sağlıkla ilgili de değildir. Ne zaman bir şeyi kaybetmenin eşiğine gelsek, o zaman fark ederiz değerini. Bir insan, bir an, bir nefes… Hepsi ancak elimizden kayıp giderken ağırlaşır kalbimizde.
Yakın zamanda bunu çok daha derinden hissettim. Kendimi bir anda acil serviste buldum. Meğer ağır bir zehirlenme geçiriyormuşum ama başta farkına bile varmamıştım. İnsan bazen bedeninin verdiği sinyalleri bile görmezden geliyor. “Geçer” diyoruz, “Önemli değildir” diyoruz. Ama hayat, ihmali affetmiyor.
Durumum ağırlaşınca, o soğuk hastane ortamında buldum kendimi. İşte o an… Her şey bir anda durdu sanki. Gözümün önünden kızım geçti. Hayatım geçti. Yarım kalan cümlelerim, ertelenmiş hayallerim, “Sonra yaparım” dediğim her şey…
O an anladım, aslında en büyük zenginliğin sağlık olduğunu. Sabah uyanabilmek, nefes alabilmek, sevdiklerine sarılabilmek… Bunlar ne kadar sıradan geliyorsa, bir o kadar da mucizeymiş meğer.
İnsan, ölümün kıyısına yaklaşmadan yaşamayı tam anlamıyla kavrayamıyor belki de. Ama keşke bu farkındalık için o sınıra gelmek gerekmese…
Şimdi dönüp baktığımda, kendime verdiğim en büyük söz şu: Ertelememek. Ne sevgiyi, ne ilgiyi, ne de sağlığımı. Çünkü hayat, beklediğimiz kadar uzun olmayabilir. Ama farkında olarak yaşarsak, çok daha derin ve anlamlı olabilir.
Ve en önemlisi…
Sağlığın kıymetini, onu kaybetmeden bilmek gerekir.
Yazımı Anthony Hopkins’un sözleri ile bitirmek istiyorum:
“Hedefim kendimle, sevdiklerimle ve vicdanımla uyum içinde sona ulaşmak. İki hayatım olduğunu sanıyordum ama sadece bir tane çıktı ve onu onurlu bir şekilde yaşamak lazım.”