Kent için kaygılı, kente sevdalı kişiler tarafından kurulan ve Mersin için çalışmalarını sürdüren Mersin İstişare Kulübü'nün yine, yeniden büyük bir iş başararak gerçekleştirdiği Toyota CEO'su Sayın Ali Haydar Bozkurt'un olabildiğince samimi sunum etkinliğinin sonlarına doğru geldi haberi.
Ali Haydar Bozkurt'un fikir babası olduğu Adana Portakal Çiçeği Festivali kuruluş hikâyesini samimiyetle paylaşmasından tüm salonda bulunanlar etkilendi, heybelerine bir şeyler koydu ya; ama konumuz bu değil dostlar. Bu başka bir yazı konusu...
Dedim ya; etkinliğin sonlarına doğru geldi haberi diye. Bir anda sessizliğe boğuldu tüm salon. Ne diyorum size; çıt çıkmayacak kadar derin, ürkütücü sessizlik hani. Duyumsayabiliyor musunuz? Bırakın insan konuşmalarını, minik minik şakalaşmalarını, flörtleri, fısıldaşmaları; bir anda dondu sanki herkes yüreğinden bedenine iletilen istemsiz komutlarla, bir anda dostlar, bir anda dipsiz kuyulara düştü insanlar avaz avaz sessiz haykırışlarla; çatal bıçak sesleri bile durdu.
Verimli ve etkileyici bir etkinliğin ardından, bir garip cumartesinde insanlar gün boyu sosyal medyada, yapabilenler yüz yüze karşı karşıya Yusuf hocayı konuştu.
Ahh ki ahh, Yusuf hoca…
Gördüm, izledim, dinledim de çokça, okudum da yürek yangınında…
*****
Bilirsiniz; yapabilirsem her gün etkilendiğim bir şairi, yazarı, sanatçıyı, gazeteciyi, topluma mal olan yürek insanını yazmaya çalışırım. Ha, illa topluma mal olmasına gerek yok. Sıradan biri de olsa, daha doğrusu sıradan değildir o da öyle gözükür toplumca, yakalamışsam bir yüreğe ruha dokunma noktasını, iyi gelmişse o kişi bir yüreğe, yani varsa etkilendiğim bir hikâyesi; bu benim için illa ki illa ki onu yazma sebebi...
Tam da günü ya; bir babayı, dedeyi, bir gönül insanını, kent aydınını, barışa ve özgürlüğe inanan, Mersin’e sevdasını her fırsatta hissettiren kocaman yürekli güzel bir ADAM’ı, Prof. Dr. Yusuf Zeren hocamızı 20 Haziran 2026 tarihinde, olabildiğince sıcak ama yürekleri tir tir titreten bir Mersin cumartesi sabahında kaybettik dostlar. Selası okunacak hemen hızlıca, yıkanacak bir Âdem evladı gassal tarafından, bedenini saracaklar “izâr”, “kamîs”, “lifâfe” adı verilen 3 parça kefen ile, sıyırıp beyaz örtüsünü toprağa gömecekler, sesi boşlukta kaybolacak, kıymetli varlığı yüreklerde bir sızı…
O 20 Haziran ki; takvim yapraklarını çevirdiğimizde, 1914’te, Muazzez İlmiye Çığ'ın doğum günü olarak gözüküyor. Gururumuz, Sümerolog. Çok çok önemli bir bilim insanı…
18 yıl sonra aynı gün, 20 Haziran 1932 tarihinde Altan Öymen doğmuş; daha geçtiğimiz yıl temmuz ayında kaybettik ya merhum gazeteci meslek büyüğümü; onsuz ilk doğum günü anması. Önemli…
İki güzel insana da saygıyla…
Gelelim 20 Haziran 1946 tarihinde Konya’da doğan Zülfü Livaneli’ye. Ataol Behramoğlu’nun ifadesiyle 80 yaş önemli ya; 80’ini doldurmuş doğum günü çocuğuna. İyi ki var, nice üretimlere, sağlıkla nice yıllara. 80 kritik, 80 mühim, 80 önemli…
Doğumlar bir yana, aramızdan ayrılanlara gelirsek; 20 Haziran 1989’da tam da 80 yaşında Hasan İzzettin Dinamo ayrılmış aramızdan. Demiştim ya; 80 yaş mühim diye. Hasan İzzettin Dinamo ki; edebiyat çevreleri tarafından bile pek farkında olmadığımız bir değerimiz aslında. Nazım Hikmet, Sabahattin Ali, Rıfat Ilgaz’ların yanında yetişmiş; şiirlerinde toplumsal konular, sosyal eleştirileri işleyen şairimiz. Hani şu Sivas-Erzurum tren yolunda çalışan askerlerin durumunu anlatan “Tren” adlı şiiriyle hüküm giymesine sebep olan, o dönemki düşün ve fikir insanları gibi mahpuslarda çürüyen. Bu sebepten memuriyet hakkını kaybeden Dinamo’nun yaşadığı hapishane hayatı ve dışarıda geçirdiği kovuşturmalar, işsizlik, yokluk günleri, sosyal hayatta karşılaştığı problemler, eşitlik, özgürlük gibi konular romanlarının ve şiirlerinin ortak konusu olmuş. Oku oku doyulamayacak… Dedim ya; pek bilmediğimiz, farkında ol(a)madığımız bir yazın insanı diye… Hasan İzzettin Dinamo, önemli…
Bir de dostlar Cahit Külebi var, Yusuf hocaya geçmeden biraz değğineceğim. Ca, hit, kü, le, bi… Yazımı ve telaffuzu 5 hece, 2 kelime ama öyle büyük bir şair ki. Halk şiirinden, türkülerden yararlanarak kendine özgü çağdaş bir şiir oluşturan; şiirlerinde yurt, insan ve doğa sevgisini işleyen koca şair. Ne desem az hakkında. Ben bir diyeyim, siz çok anlayın. Mesela Kurtuluş Savaşı ve Mustafa Kemal Atatürk üzerine yazdığı “Atatürk Kurtuluş Savaşında” adlı manzum yapıtı sonrasında hemşerimiz, gururumuz, geçtiğimiz yıl doğumunun 100. Yılını hakkıyla anamadığımız Prof. Dr. Nevit Kodallı tarafından bestelenerek “Atatürk Oratoryosu”nu oluşturmuş. Önemli…
*****
Bu kadar “önemli” bulduğum üreten kişilerin doğduğu ya da vefat ettiği günde, (öyle rahatlıyorum ya) aralarından birini seçerek bir anma yazısı anmak yerine; yüreğim dostlar, yüreğim, Prof. Dr. Yusuf Zeren hocamıza bir şiir yazmak istedi. Tam da Babalar Günü’nde. Bir şairin böyle olur ya hediyesi; armağan ruhuna…
Zihnimden, beynimden, aforizmalarından, kendisiyle yaşanmış yaşan(a)mamışlıklarımdan, yüreğimden parmak uçlarıma mısra mısra damıttıklarımdan arta kalanlarla; saygıyla kıymetli hocam, üzüntü ve saygıyla…
YUSUF ZEREN'E VEFA
İyot kokulu Mersin’de asude bir sabah vakti.
Birden şehir sessizliğe büründü, bir çınar devrildi.
Ardında ne bir kırık kalp bıraktı ne sitem,
Zarafetle örülmüş bir ömürdü onunki…
Adı gibi Yusuf’tu; duru, kibar ve asil.
Bilgisi denizdi, nezaketi apayrı bir dil.
Bir dosta uzanan eli hiç ayrılmadı yerinden;
Barış derdi, özgürlük derdi kalbinin en derininden…
Tüm Mersin şahit onun mertçe emeğine,
Üniversite kürsülerinden kentin geleceğine.
Fırtınalar kopsa da eğmedi hiç başını,
Onuruyla nakşetti hayatın her taşını…
Sözü incitmezdi, uyarısı bile sevgi dolu;
Gözlerinde parlardı hep demokrasinin yolu.
Şimdi Akdeniz’in dalgaları fısıldıyor adını,
İnanın Mersin unutmaz bu asil evladını...
Işıklar yoldaşın olsun, ey saygın hocam.
Ardında bıraktığın o temiz, o lekesiz izle;
Yüreğimizde yaşayacaksın, yokken bile.
Rahmetle, üzüntüyle, saygıyla, özlemle;
Yusuf Zeren hocam, daima bizimle…