image Baha Sadık AKINER
LEVENT KIRCA



Yazı Tarihi : 28.09.2026
 E-Mail : akinerbahasadik@gmail.com

 

 

 

Babam seslendi salondan; “Emine, hadi gel; başlıyor.” Ağdalı bir tınıyla en çok Levent Kırca’nın sonrasında ise Oya Başar’ın ve tüm ekibin seslendirdiği program müziği başladı ardından: “Aç gözünü seyreet tekrarıı yok bunun. İşimiz muhabbeet efkarıı yok bunun. Arada bir dilimizz sürçerse af ola Susmasını biliriiz de kemiğii yok bunun. Olacaaak olacaaak olacak o kadar. Olacaaaak olacaaak olacak o kadar.”

 

80’li yılların sonları, bir perşembe akşamı. Televizyonun karşısına geçmek için bütün Türkiye’nin aynı saati beklediği akşamlardan hani. “Olacak O Kadar” başlayınca evde herkes susar, çaylar tazelenir, kapı zili çalsa bile kimse yerinden kalkmazdı. Çünkü Levent Kırca ekrana çıktığında, aslında yalnızca bir komedi programı başlamazdı; Türkiye’nin de aynası açılırdı.

 

Evet, Levent Kırca bugünkü konukluğumuz. Yaşasa 76. yılını devirecekti ya Usta; 28 Eylül 1950’de, Samsun’un Ladik ilçesinde doğdu. Öğretmen Bahriye Özbay Kırca ile ressam Mehmet Kırca'nın ikinci çocuğu olarak…

 

Küçük yaştayken babası aileden ayrılıp İsviçre'ye yerleşti. Levent ise çocukluk yıllarında annesiyle birlikte Ankara'daydı artık. Tiyatro ile lise yıllarında tanıştı. Ankara Sanat Tiyatrosu'nda sahne yaparken ilk kez gözaltına alındı. Verdiği röportajda bu gözaltılarda işkence gördüğünü söyledi.

 

1965'te Ankara Devlet Tiyatrosu'nda sahneye çıktı. Ankara Birlik Tiyatrosu ve Halk Oyuncularında çalıştı. 10 yıl Ankara'da tiyatro çalışmalarında bulunmasının ardından, her artık yaptığı işlerle Ankara’nın dar geldiği sanatçı gibi İstanbul'a yerleşti. “Nasreddin Hoca”, “Oyun Treni”, “Siz Olsaydınız Ne Yapardınız?”, “Bu Oyun Nasıl Oynanmalı?”, “Sağlık Olsun!”, “Ne Olur Ne Olmaz?” gibi televizyon dizilerinin yapımcılığını üstlendi.

 

Ve sinema…

 

1978'de “Taşı Toprağı Altın Şehir” adlı filmle sinemaya geçti. “Ne Olacak Şimdi?” ve “Mavi Muammer” adlı filmlerde oynadı. Hodri Meydan Topluluğu adlı tiyatro grubunu kurdu. Eski eşi Oya Başar ile birlikte "Güzel ve Çirkin" ve "Sefiller" adlı oyunları sergiledi. “Üç Baba Hasan”, “Kadıncıklar” adlı oyunları sergiledi. 1988 yılında başlayıp yaklaşık 22 yıl süren “Olacak O Kadar” adlı televizyon programını hazırladı. İlk sinema yönetmenliği denemesini ise “Son” adlı filmle yaptı.

 

Projeler, projeler, projeler. Hayatı tiyatro ve çalışmayla geçti Levent Kırca’nın. Hep başarılıydı ya; yaptıkları ürettikleri değil, insan yönüne vurgu yapmak isterim müsaadenizle…

 

İnsandı, evet…

 

*****

 

Levent Kırca anlatıyor:

 

“Babam, İsviçre’de bir akademide profesördü. Heykeltraş ve ressam. Hiçbir zaman bir baba-oğul ilişkimiz olmadı. 35 sene sonra kapımıza geldiğinde, annem Cüneyt Gökçer geldi zannetmiş. Geldi, beni uyandırdı ve ‘Cüneyt Hocan geldi’ dedi. Gördüğün gibi annem de yabancılaşmış! Annem olayın farkına sonra vardı. Bizi tanıştırdı; ‘Oğlum, bu senin baban’ dedi. Tokalaştık. Babam da ‘Sarılmayacak mısın?’ dedi. Dedim ki, ‘Valla hiç içimden gelmiyor. Çünkü siz benim için herhangi bir adamsınız şu anda!’ Sanatçı genlerim babamdan. Makyaj yapmalarım, heykele merakım filan hep ondan gelmiş.”

 

*****

 

12 Ekim 2015 tarihinde, garip bir İstanbul akşamında ayrıldı ya aramızdan; karaciğer kanseriydi ve vefatından yaklaşık 1 ay önce, 10 Eylül 2015 tarihinde tiyatrosunun da bulunduğu İstanbul’daki evinde Ayşe Arman’a bir röportaj verir. Arman’ın röportajının yayımlanma tarihi, 13 Eylül 2015.

 

Ayşe Arman, röportajın başında Kırca’nın çok zor yürüdüğünü, artık sahnede ayakta duramadığı için tiyatro yapamadığını ve buna rağmen esprilerini sürdürdüğünü anlatır. Ve röportaja “Jübile yapacak mısınız?” sorusuyla başlar. Kırca cevaplar soruyu:

 

“Bir ayakta durabilsem, çıkıp oyun da oynarım ama ayakta duramıyorum. Yürüyemiyorum. Şu koltuğa gidip orada oturuyorum, sonra yatıyorum. Genelde de yatıyorum. Ama bunlar normal. Birileri ölecek, birileri yaşayacak. Ölmek zorundasın ki, başkaları doğsun. Hayatın diyalektiği bu. Ben yapacağımı yapmışım. Yaşadığım sürece de mücadele ederim. Yaşarsam, bir-iki oyun daha koyarım. Ama tiyatromu güzel yaptım, onu görmeni istiyorum. Hemen alt katta. Oraya bir okul da yaptık. Ücretsiz bir okul. 250 öğrencimiz var. Gençlerle bildiklerimi paylaşmak istiyordum. Öğrencilerimi filmde de oynattım. Ama filmi dağıtmıyor kimse. Elimizde donumuz, torbamız dolaşıyoruz kapı kapı. Tiyatrom benden sonra da devam etsin istiyorum. Bülent Demir’e devrediyorum, çok sağlam çocuktur Bülent. Başından itibaren beni hiç yalnız bırakmayan kişidir. Sizin sorunuz gibi “Jübile yapar mısın?” diye soruyorlar. Yapmam, prensip olarak bana aykırı. Zenginlerden bilet karşılığı para toplamak istemem ama tiyatromuza bağış yapmak isteyen olursa da başımızın üstünde yeri var. İsteyen istediği katkıda bulunabilir. Mesela bir iş adamı dostum, biraz maddi yardımda bulundu; buradan teşekkür ediyorum kendisine. İsmini verirsem vurur beni, keşke verebilsem. Onun ve Aslı’nın sayesinde ustaların paralarını filan ödeyebildim. O iş adamı arkadaşım aradığında da bir güzel ağladım. İnsanlar size iyilik yapınca ağlıyorsunuz."

 

Gözünden birkaç damla yaş, akıııp gider. “Ayşe Arman’ın “Biraz ara verelim mi?” sorusuna, “Yok!” der Kırca. “Devam edelim.” Devam eder:

 

"Zeki Alasya o kadar telaşla öldü ki, dört günde içinde öldü çocuk. Şu benim yaşadığım şeyleri yaşayamadı, gözlemleyemedi. Bunları ancak ölüm döşeğinden gözlemlersin. Bu bile Allah’ın bir lütfu. Etrafına bakabiliyorsun, sevgiyi görüyorsun. Seneler evvel bir arkadaşım çok ağır kanserdi. Hastaneye ziyaretine gittim. Hiç unutamam, pencereyi açtı ve gökyüzüne bağırdı, ‘Neden ben?’ diye. Sesimi çıkarmamıştım ama yadırgamıştım. ‘Neden ben?’ demek, bana bencillik gibi geliyor, kibir gibi geliyor. 18 yaşında çocuk da şehit düşüyor, var mı bunun açıklaması? Yok. Neden o ölüyor da başkaları ölmüyor? Yok bunların açıklaması. Kemoterapiye, sosyal sigortalar hastanesinde; herkesle birlikte giriyorum, küçücük çocuklar görüyorum. Onlar acı çekerken benim şikâyet etmem, ‘Ölmek istemiyorum. Gitmeyeceğim, kazık çakacağım!’ diye tutturmam ayıp değil mi? Bu son olaylar çok sarstı beni, her an ağlayabilirim. Bu vatanın evladına şehit olarak gelen ölüm, bana kanser olarak gelmiş çok mu? Yanlış anlama, bu politik bir konuşma değil. Bunları ölüm döşeğinde söylüyorum sana.”

 

Ölüm döşeğinde söyledi Ayşe Arman’a bunları. Ve yaklaşık 1 ay sonra aramızdan ayrıldı Levent Kırca. Nurlarda uyu, özlem ve saygıyla…


  YORUM YAZ
 
Adınız Soyadınız
 
Yorumunuz
 
 
 
  SOSYAL MEDYA
 
 
  GAZETEMİZ
 
 
  BASIN İLAN
 
 
  HAVA DURUMU
 
 
  FACEBOOK
 

 
 
 


 

Siteden yararlanırken yayın politikamızı okumanızı tavsiye ederiz. mersinhakimiyet.com © Copyright 2019-2026 Tüm hakları saklıdır.
İzinsiz ve kaynak gösterilemeden yayınlanamaz, kopyalanamaz, kullanılamaz. mersinhakimiyet.com basın ve yayın meslek ilkelerine uyar.

URA MEDYA