29 Eylül 1882'de, Selanik'te; Hoca Osman Efendi'den oldu da Zehra Hanım’dan doğdu Mehmet Nuri. Evet dostlar, Baha’nelere ne gerek, bugünkü konukluğumuz; Mustafa Kemâl'in çocukluk, mahalle, okul, silah arkadaşı. Ölmedi, yaşıyor yüreğimizde; Mehmet Nuri Conker, 144 yaşında…
Mustafa Kemâl'in erkek kardeşi yoktu ama kardeşten öte dostu, sırdaşı, yol ve silah arkadaşı vardı. Çocukluğunda da dediği gibi aynı, sonrasında da; annesi ve eşinden başka "Kemâl" diye hitap edebilen tek kişiydi Mehmet Nuri Conker…
Çeşitli başarılı görevlendirilmelerinden sonra, Osmanlı İmparatorluğu'nun gidişatı, askeri manevralar ile birlikte, askeri alanda verdiği tüm konuşma ve konferanslarını; 1914 yılı Nisan ayında, “Zabit ve Kumandan” ismiyle kitaplaştırdı.
O'nun bu kitabı, Mustafa Kemâl’in de bir kitap yazmasına vesile oldu. Mustafa Kemâl; aynı yılın ekim ayında, “Zabit ve Kumandan ile Hasbıhal” isimli eserini kaleme aldı ve bunu kardeşi, dostu, sırdaşı; yol arkadaşı, Mehmet Nuri'ye ithaf etti.
Hareket Ordusu, Trablusgarp, Çanakkale, Muş Cephesi, Conkbayırı, Kurtuluş Savaşı... Mustafa Kemâl nerede, Mehmet Nuri de oradaydı. Hep omuz omuzaydılar. Bulundukları ortamda elektrik kesilse mesela, ışıklar tekrar geldiğinde hep aynı manzara görülürdü: Mehmet Nuri ayakta, tabancası elinde; gövdesini, Mustafa Kemâl'ine siper etmiş. Bu kadar bağlı, bu kadar tutkundu Ata’sına, arkadaşına. Böyle bir sadakat, böyle bir emek, böyle bir sevgi... Sahi sevgi neydi dostlar? Sevgi; sadakatti, emekti...
*****
Ömrü boyunca; her yerde ve her zaman olduğu gibi aynı, verilen vatan mücadelesinde de, Mustafa Kemâl'iyle omuz omuzaydı. Öyle ki, Conkbayırı’nda; Mustafa Kemâl’in göğsüne gelen kurşunun, saatine isabet ettiği âna bile tanıklık etti. 10 Ağustos 1915’te, Conkbayırı’nda, sağ şakağından ağır şekilde yaralandı.
Mehmet Nuri'nin; nüktedan, sınırlarını iyi bilen ama eleştirmekten de kaçınmayan bir yapısı vardı. Mustafa Kemâl Atatürk'ün, yemek masasında Mehmet Nuri yoksa çağırtacak kadar da sevdiği bir gönül insanıydı.
Ömrü; savaşlarda, mücadelelerle, görevlerle, sorumluluklarla geçti. Çeşitli yerlerden aldığı madalya ve nişanlarla ödüllendirildi. Ancak bunların içinde, O'nun için kuşkusuz en değerli olanı; 1927 yılında aldığı, İstiklâl Madalyası idi...
Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin 3. döneminde, Gaziantep Milletvekili olarak Meclis'e giren Mehmet Nuri; Mustafa Kemâl’in isteği üzerine, 1930’da kurulan Serbest Cumhuriyet Fırkası'na katıldı ve bu partinin Genel Sekreterliği'ni üstlendi.
Soyadı kanununun kabulüyle Atatürk, Mehmet Nuri’ye; Conkbayırı’ndaki kahramanlığından ve başarısından dolayı, “Conker” soyadını verdi.
Çanakkale yöresinde "Conk" kelimesinin anlamının, "Tatlı dilli, neşeli ve iyi bir insan" olarak düşünüldüğünde; bu soyadı, Mehmet Nuri gibi neşeli ve hoşsohbet birisi için biçilmiş kaftandı. Hele; çocukluk, mahalle, okul ve silah arkadaşı, Başkomutan'ı, Mustafa Kemâl Atatürk'ün bu soyadını vermesi. İşte bu; geri kalan yaklaşık 10 yıllık ömrü boyunca, gurur duyduğu en büyük kazanımıydı.
*****
Kılıç Ali ile Salih Bozok, hem yâverleri hem arkaşıydılar Mustafa Kemâl'in. Mehmet Nuri Conker ise en eski ama eskimeyen dostu, sırdaşı...
Mehmet Nuri'siz sofraya oturmazdı Mustafa Kemâl. Sadece Mehmet Nuri'nin nazını çekerdi. Sadece Nuri'nin sesini yükseltme imtiyazı vardı etrafında. Zaten davudî sesliydi, gümbür gümbür bağırırdı Mehmet Nuri. Çok kafası bozulduğunda, masaya yumruğunu vura vura konuşurdu. Birlikte kafa çekerlerdi. Birlikte şarkı söylerlerdi. Ne kadar olacaksa artık o kadar; birlikte eğlenir, birlikte mücadele ederlerdi.
Paşa olabilirdi mesela Mehmet Nuri Conker. Bakan da olabilirdi. Meclis Başkanı bile olabilirdi. İstediği her şeyi olabilirdi. Ama istemedi. Dost kalmayı tercih etti. Dostluğunu hiç suistimal etmedi. Şimdilerde anlamını yitiren "Dost" kelimesini, dostluğun ne demek olduğunu ne anlama geldiğini yıllar sonra yine bize tarif edercesine adeta...
*****
Ömrü boyunca sürdü koşuşturması ya, Ata’sının yanı başında. Bedeni de yorulmuştu artık. Kafası da kalbi de... 7 Ocak 1937'de rahatsızlandı. Şiddetli kalp ağrısı teşhisiyle hastaneye kaldırıldı. Ancak yapılan tüm müdahalelere rağmen kurtarılamadı. Ata’sından 1 yıl önce, 11 Ocak 1937 Pazartesi günü, saat 20.05’te bu dünyadan ayrıldı.
Başka bir âleme karıştı Mehmet Nuri Conker...
Dedim ya; “11 Ocak 1937 Pazartesi günü bu dünyadan ayrıldı” diye. Ölümünden birkaç saat önce. Evinde, ölüm döşeğinde, sekeratte Mehmet Nuri Conker…
Son nefesini vermek üzereyken Atatürk'ün ziyarete geleceğini öğrenir. Azrail'le randevusunu erteler de erteler. Gözleri kapıdadır hep. En kadim dostu, Ata'sının yolunu gözler. Son ânında O'nu görmek için dua eder. Atatürk belirir kapıda. Yüzünde huzurlu bir gülümseme, dilinde kelime-i şehadet'le, "Eşhedü en lâ ilâhe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abdûhü ve resûlü" der ve son nefesini verir.
Yıkılır Atatürk...
Yurt dışında bulunan Prof. Afet İnan’a yazdığı 16.1.1937 günlü mektubunda şöyle der: “Hatay üzüntüsüne Conker’in ölüm acısı karıştı. Bu acının açtığı yaranın derinliğini tahmin edersin.”
Cenazesine katılmaz, katılamaz. Evini görmemek için taziyeye bile gitmez. Bir daha asla Nuri'nin oturduğu semte uğramaz. Nuri'yi hatırlatan her şeyden uzak durmaya çalışır. Taa ki, bir süre sonra, bir akşam, sofrada düşünceli düşünceli yemek yerken, aniden yerinden fırladı, otomobiline bindi. Şoföre nereye gideceğini söylemeden, "Sağa dön, şuradan sola dön" diyerek yolu tarif etti. Cebeci'ye geldiler. "Burada dur!" dedi. Nuri'nin kabrine gelmişti. Mezarının başına yürüdü, bir heykel gibi bir süre kıpırdamadan durdu. Sonra da sadece bir cümle kurdu:
"Beni niçin yalnız bıraktın Nuri?"
Sadece bir cümle…
...
...
...
Bir süre daha sessizce durdu, sonrasında bitkin halde otomobile döndü. Bir daha da asla; çocukluk, mahalle, okul ve silah arkadaşının, kardeşten de öte, dostu, sırdaşı, yol arkadaşının kabrine gelmedi.
Gelemedi…
*****
O, Mustafa Kemâl Atatürk için, kendi deyimiyle; "Hâtırası, kalbinden ve vicdanından çıkmayacak kardeşi." idi…
Bizim için de hep öyle kalacak...
Ruhun şâd olsun Mehmet Nuri Conker. Minnet ve saygıyla…